2018 Genç Kaşiflerinden Mehmet Doğan’ın anıları

Gürkan Genç tarafından 5 ay önce yayımlandı
18 dakikada okuyabilirsiniz

Genç Kaşifler 2018 – Mehmet DOGAN

İsmim Mehmet, 2018 Genç Kaşifler projesine başvurduğumda Yalova Üniversitesi Enerji Sistemleri Mühendisliği bölümü son sınıf öğrencisiydim. Öncelikle bu projenin oluşumunda ve sürekliliğinin sağlanmasında emeği geçen herkese çok teşekkür etmek istiyorum. Benim açımdan bakıldığında projenin görünen yüzü Gürkan GENÇ ve Nüzhet TÜRKER hocamızdı fakat isimlerini bilmesem de arka planda gerek proje süresince gerekse projeler arasında hazırlık ve keşif süreçlerinde emek harcayan tüm ekibi ve eğitmenleri tebrik etmek istiyorum çünkü gerçekten katılım sağlayan her genç kaşife unutulmaz anılar bırakacak bu projenin temelini oluşturan kişiler bu bahsettiklerim.

Genç kaşifler, bisikleti ve doğa sporlarını seven, doğal hayatı merak eden, maceracı ruhu olan her gencin kesinlikle tecrübe etmesi gereken bir proje diye düşünüyorum. Şehir hayatının alışılmış düzeninden aniden doğal hayatın içine düşülen ve insanı anlık şoka uğratabilen bir durum bu. ‘Jumanji’ adında bir film vardı, izleyenler ne demek istediğimi tam olarak anlayacaklardır zaten 😊

Alıştığımız şehir hayatı, kolay ulaşım, hijyen, kalabalık çevre, sesler, ışıklar, teknolojik bağımlılık duygusu veren, bu da olmasa ne yapardık dediğiniz tüm algıların aniden yok olduğunu ve geriye sadece saat kavramını unutup hayatınızı idame ettirmek için gerekenleri yapıp sonrasında yorgun düşüp uyuyakaldığınız iki haftayı hayal edin. Normalde elinizden düşmeyen iki bildirim olduğunu gördüğünüzde bakmadan yapamadığınız telefona binlerce mesaj biriktiğini bildiğiniz halde hiç bakamadığınızı, tüm sosyal alan ve haberleşmeniniz kendi grubunuz ve yolda gördüğünüz insanlar olduğunu düşünün. Düşününce çok zor geçecekmiş gibi gelen bu iki hafta, insanın içinde kesinlikle zerre pişmanlık bırakmazken, muhteşem anıların biriktiği, oldukça fazla tecrübe kazanılan ve çok sağlam dostlukların kurulduğu benzersiz iki güzel hafta olarak anılarımda yerini almış bulunmakta.

Projenin başlangıcında dikkat edilmesi gereken ilk kural az ve doğaya zararsız eşyalardan oluşan bir çanta hazırlamak. Bunda başarısız olacağınızı düşünüyorsanız hiç dert etmeyin Nüzhet Hoca her zaman yanınızda 😊 Fazla kıyafetle mi geldiniz?  Çantanız evde kontrol edilir ve fazla olan eşyalardan arındırılır.  Şampuanla duş almaya mı gidiyorsunuz? Muhtemelen çok yaratıcı bir cezayla baş başa kalırsınız. Artık bu en arkadan gelmek mi olur, pilav kaşıklarını yıkamak mı olur onu o zaman anlarsınız. Yoksa ıslak mendil mi getirdiniz? Hepsine elveda deyin, yerine kullanacağınız tülbentleriniz var. Bunların hepsinin sebebi var.

Projede temel prensip doğanın içinde zaman geçirip arkamızda iz bırakmamak. İki hafta boyunca mümkün olduğu kadar az çöp çıkartıp onları türlerine göre ayırdık, organik olanları gömüp, geri kalanlarını yerleşim yerine ulaşana kadar yanımızda taşıdık. Neden mi? Çünkü ormanda gezen belediye çöp kamyonları yok. Bu davranışı benimseyip hayatın geri kalanında aynı şekilde doğaya karşı saygılı olmak bile genel olarak yeterli bir kazanımdır insanlık için.

Proje başında doğal hayata uyum sağlamak ve belirli davranışlarımızı oturtmak için meşhur tarlada 3 gün boyunca hazırlık süreci geçirdik. Bu hazırlık süresince umumi tuvalet açılışı yaptık. 1-2 metre gibi bir derinlikten oluşan bu tuvalet, kazma kürekle el birliğiyle kazıldı, üzerine ahşap platform yapıldı ve çevresi brandayla kapatıldı. Tuvalet haricinde bu süreçte ateş yakıldı, yürüyüş, çadır kurma ve toplama eğitimi yapıldı, yılan ve kene gibi çeşitli evcil hayvanlara merhaba dedik, bu süreçte herkes bulunduğu şartlardan oldukça memnundu, en azından öyle göründük 😊 Böyle diyorum çünkü benim için cidden tuvalet ve duş olaylarının oldukça zor olduğunu biliyorum, özellikle soğuk su ile duş almak oldukça zordu benim için. Bu zorluklar bazıları için yürüyüş, bazıları için bisiklet, bazıları için de belki hayvanlardı ama kimse bu zorluklar karşısında kendini bırakmadı ve hepimiz bunlarla baş etmenin bir yolunu bulduk.

Tarlada geçirdiğimiz üç günlük eğitim sürecinden sonra kampımızı toparlayıp yola çıktık. Normalde iki günde geçilmesi planlanan yolun bir günde geçilebileceği kararı verildikten sonra yolda kamp yapmak yerine geceyi atlılarda geçirme kararı alındı. İlk vampir-köylü oyunumuzu da orda oynadık, sonrasında dernek zeminine balık istifi dizilerek uyuduk. Sabah erkenden yola çıkarak hedefimiz olan Yörük obasına bir günde vardık. Yaklaşık 1400 metre irtifa kazandığımız bu sürüş gününün benim için önemli noktası yolu yaklaşık olarak 20 km uzatmış olmamız. GPS cihazını kullanmak yerine iç sesimizi dinledik, bu da bize fazladan 20 km, fazladan 1 saat, fazladan tırmanış ve sonradan çok eğlenceli anlar yaşayacak olduğumuz Deli Murat’ın Rocky’si ile erkenden tanışma fırsatlarını verdi. Burak ve Mert Anıl ile oluşturduğumuz hayat üçgenini unutmamız mümkün değil 😊 Yoldan geçerken üzerimize koşan Rocky’i görünce istemsizce bisikletlerden inip sırtlarımızı birbirimize dayayıp bisikletlerimizi kendimize siper ettik. Etrafımızda avını kıstırmış aslan gibi dönen köpek, ilerden koşarak gelen sahibi Hayriye’yi görünce süt dökmüş kedi gibi yerlerde yuvarlanmaya başladı. Hayatımızı kurtaran Hayriye’ye de buradan teşekkürler ediyorum. Sonrasında rengi atmış suratlarımızla kalan son 4 kilometrelik yolumuzu tamamlayıp Yörük obasına ulaştık.

Ahmet Abi ve ailesinin yaşadığı Yörük obası, 2400 metre rakımda, Cocakdere Vadisi’ne resmen balkondan bakarcasına yerleşmiş bir düzlük alandan oluşmakta. Burada geçirdiğimiz 9 güzel gün boyunca çok fazla güzel anı biriktirdik. Öncelikle bize karşı olan tutum ve davranışları ilk günden son güne kadar aynı samimiyetle devam etti. Yapmaya çalıştığımız işlerde doğruyu ve yanlışı her seferinde net olarak bize söylediler. Bu da daha çabuk ve daha doğru öğrenmemizi sağladı. Yolda gördüğüm tüm Yörüklerin konuşma üslubu çok netti. Akıllarında olanları size net olarak söyleyen insanlar Yörükler, başlarda kırıcı ya da emrivaki gibi gelebilir cümleleri fakat birlikte zaman geçirdikçe aslında bunun yaşadıkları hayat ve yaptıkları işler için gerekli olduğunu anlıyorsunuz. Örneğin uzaktan birbirlerine bağırarak bir şey anlatmaya çalıştıkları durumlarda 2 ya da 3 kelimeyi geçmez cümleleri, telefon ya da telsiz olmadığı için anlatmak istediklerini metrelerce öteye iletmek için kısa ve net kelimeler seçerler.

Bize karşı hep öğretici davranıldı Yörük obasında. Ahmet abi ve ailesi, yapılması gereken işlerde yardımcı olmaya çalıştığımızda bize öğretmeye çalıştılar. Bizim dahil olmamız işin normal sürecini uzatsa bile sabırla yapabilmemizi beklediler başımızda. Yanlış yaptığımızda ya da beceremediğimiz işlerde özellikle eşi Kısmet abla ve kızları Hayriye önce başarısız oluşumuzu gülerek izlediler ve sonrasında doğrusunu yapmamıza yardımcı oldular. Odun kesmek, hamur açmak, keçi sütü sağmak, sürüyü otlatmaya götürmek, peynir yapmak, hayvan kesmek ve pişirmek, leğende çamaşır yıkamak gibi işler bazı insanların belki hayatlarında hiç tecrübe etmedikleri şeyler, biz bunları yerinde ve ustalarından izleyerek öğrenmiş olduk, Yörüklerin gündelik işleri bunlar ve bunları sabah gün doğumundan batımına kadar aileleriyle birlikte eğlenerek yapıyorlar. Bence ömür boyunca sağlıklı yaşamak ve ailenle vakit geçirmek açısından benzersiz bir yaşam tarzı. Maalesef ki modern zamanın getirdiği bazı kavramlar ve sosyal çevre bağımlılığı gibi bazı zorluklar yeni nesil Yörükleri yavaş yavaş şehir hayatına dönmeye zorlamakta. Konuştuğumuz Yörükler de genel olarak yaşadıkları zorlukları sorduğumuzda en başta belirttikleri sorun, ‘Yörüklere kız vermiyorlar artık’ oluyor. Evlenme çağına gelmiş Yörük gençlerinin evlenmek istediklerinde karşı taraftan beklenti olarak sigortalı işin var mı sorusuyla karşılaşmaları ve hayvancılıkla uğraştıklarını söylediklerinde kız vermediklerini belirtiyorlar. Maddi kazançlarını sorduğumuzda da yıl genelinde kazançlarının sigortalı bir işte çalışan birinden çok daha fazla olduğunu belirtiyorlar aslında. Modern zaman el işi ve geleneksel meslekleri bünyesinde sindiren ve bu ürünlerinde zamanla değerlenmesine sebep olan bir süreç. Umarım düşüncesini sorduğumda inşaatçı olacağını söyleyen Ahmet abinin oğlu Şamil de ilerde fikrini değiştirir ve babasının mesleğini devam ettirir.

Obada kaldığımız süre boyunca akşamları yemek sonrasında Ahmet abi bize hikayeler anlattı. Bunlardan hangisinin gerçek hangisinin kurgu olduğunu anlayamadık çoğu zaman ama sonucunda hep öğreticilik amacı vardı bu anlatılanların. Bazıları doğaya saygı, bazıları hayatta kalma, bazıları da insanlık dersi niteliğindeydi.

Eskiden az da olsa avlandığı zamanlar olmuş Ahmet abinin, son beş yıldır ise koruculuk görevini yerine getirip doğal yaşamı korumakta. Eskiden yaşamış olan insanların avlanması konusunda da garip bir hikaye anlatıldı. Yaşam hayatı boyunca 600-700 adet dağ keçisi avladığı söylenen iki kişinin de oğulları kayalıklardan düşerek hayatını kaybetmiş. Bunun sebebinin ihtiyaç dışı avlanma olduğuna inanıyorlar.

Oba yaşantımızın ortalarında iki gün süren, Cocakdere Vadisi çevresinde, rota belirlemek amacıyla, 100 km üzerinde bir bisiklet turuna çıktık. Enes ve Nüzhet Hoca ile beraber yaptığımız bu keşif turu hem yorucu hem de bol maceralı geçti. Yol üzerinde Yörüklerle denk geldik, yol sormak için kime selam verdiysek oturtup çay içirdiler bize. Sanırım gün içinde farklı yerlerde toplamda 20 bardak falan çay içtik. Gerçekten misafirperverlik konusunda inanılmaz özverili insanlar Yörükler, düşünün yoldan geçen tanımadığınız insanlar sizi davet edip, sizinle sohbet edip, çay içip, sonra da onları yatılı kalmak için sizlere ısrar ettiklerini.

Keşif turunda yol sorduğumuz iki abimiz bizi çaya davet etti, gelin gençler çay var hazırda içelim dediler. Sonradan fark ettik ki meğer çay hazır değilmiş, biz reddetmeyelim diye hazır demişler ve hemen semavere çay koymuşlar. Uzun süre sohbet edip çay içtik onlarla. Eskiden olduğu gibi Yörüklüğün kalmadığını, artık herkesin çoban tutup hayvanlarını onlara baktırıp kendilerinin şehirlerde yaşadıklarından bahsediyorlar. Adana taraflarında Toroslara yayıldıklarını anlattı bize Karakoyunlulardan Hasan abimiz. Biraz konuştuğumuz kadarıyla bize Yörüklere kız verilmeme sorunlarından bahsettiler. Hasan abimiz, ‘Kazancımız iyi fakat köyde kızlar mesleğimizi sorduklarında hayvancılık ile uğraşıyorum dediğimizde saçları diken diken oluyor kızların’ diyor bize 😊 Diğer abimiz de Ereğlili Osman amcamız olarak bilinirmiş. Genel olarak dağların havasını seven, doğal hayatı seven bir amcamız. Eski bir Rus yapımı motoru olduğunu ve bu dağları senelerdir karış karış gezdiğini anlattı bize Osman amcamız.

-Kıl Çadırlar-

Kıl çadırlar konusunda konuştuk Osman amcayla. Eskisi gibi pek ören kalmamış bu kıl çadırlardan. Nüzhet Hoca’nın, ‘Bu kıl çadırları ne kadar sürede yapıyorsunuz?’ sorusunun üzerine, bildiklerini anlatmaya başladı Osman Amcamız, ‘Antepli bir adam var, o gelir bu civarlardan kıl toplar, Antepli ama buralardaki tüm davarcıları tanır kendisi, o diker, getirir, buralarda satar herkese.’ dedi. Bir iki tane yaşlı kadın varmış eski Yörüklerden, onlar bilirmiş yapılışını ama onların da düzeni yokmuş yapmaya. Birini bulup nasıl yapıldığını anlatmasını isteyip öğrenmiş Osman Amca. Sonrasında kendi yapmış kıl çadırını. ‘Yançul’ denirmiş çadırın kenarlarına, -Hasan abiye göre de ‘Sitil’ denirmiş gerçi ama aralarında konuşmalarında ikisi de denir deyip uzlaştılar- tepesi ayrı olur bir de yançulları olurmuş çadırların. Ya beş parçadan ya da yedi parçadan oluşurmuş çadırlar, ‘çift oldu mu olmaz’ dedi Osman Amca. Onun çadırı beş parçaymış. Diktikten sonra tepesini birleştirip, tepesinde direğin geçeceği ‘Çanak’ dedikleri yuvayı da ağaçtan yapıp içine diktikten sonra çayıra açıp direk ve çivilerle çayıra dikerlermiş çadırları. Çok sağlam olur ve hiç kıpırdamazmış bu çadırlar. Rüzgar ve kötü hava koşullarına dayanıklı olurlarmış. Özellikle de ‘Depreme en dayanıklı ev, kıl çadırdır.’ dedi Osman amcamız. Kıl çadırların bir diğer özelliği de normal zamanlarda gözenekli yapısıyla hava almasına rağmen yağış başladığında şişerek içeriye su sızdırmamasıymış. Başta bir iki damla su alır sonra kesilirmiş. Osman amcanın kendisinde bir adet çadır varmış. Hasan abi çok ısrar etti, ‘Şu kara çadırı bana versen ne olur sanki.’ diye ama Osman amca hiç yanaşmadı buna 😊

3000 metre üzerinde rakımlarda bisiklet sürdüğümüz bu rota bakma yolculuğumuzda gördüğüm manzaraları kelimelerle ifade edemeyeceğim için üzgünüm. Tek söyleyebildiğim etrafıma baktıkça bana animasyon gibi gelmesiydi. Tıpkı bilgisayarla yapılmış gibiydi manzaralar. Bir gece mera başkanı olan Salim abinin obasında konakladık. Bizi misafir eden bu aile de Ahmet abiler gibi Yörük ailesi. Orada Salim abilerle birlikte çadırlarında kaldık. Çadırın içinde kurulan yer yatağında, ağır ve büyük yorganların altında tam olarak yedi kişi ve bir küçük oğlakla uyuduk. Annesinin kabul etmediği bu küçük oğlak aileyle beraber çadırda yaşıyor. Ertesi gün kahvaltıdan sonra yola çıkmak için hazırlanırken bir keçinin yavrulamasına da şans eseri şahit olduk. Benim ilk defa gördüğüm bu olay oldukça farklı geldi gerçekten. Yavrusunu reddetmesinden korktuğumuz için yaklaşamadan uzaktan izledik bu güzel olayı. Sonrasında yola koyulduk tekrar.

Say dedikleri bir zirveden önce manzarayı izledik. Sanırım o gün benim dağ bisikletine doyduğum gündür. Yaşadığım en keyifli sürüş günüydü. 3000 üzeri metrelerden 1000 metrelere durmadan iniş yaptık. Bulutların üzerinden başlayıp sürekli çevredeki bitki örtüsünün değişmesini izleyerek geçen bu uzun iniş tehlikeli ve bir o kadar da keyifliydi. Sonunda vardığımız yerleşim yerinin adı sanırım Çamlıyayla idi. 10 gün boyunca Yörük obasında yaşadığımız için bana metropol gibi gelmişti orası. Çok fazla insan ve aracın bulunduğu bu yer, Mersin’in sıcağından kaçan insanların yazlık yeriymiş meğer. Orada biraz dinlendikten ve yağmurdan kıl payı kurtulduktan sonra geri kalan yolu bisikletleri kamyonete yükleyerek devam ettik. Cehennem dereye -ki şimdiye kadar yüzdüğüm en güzel yer oldu kendisi- doğru araçla ilerlerken hava kararmaya başlamıştı bile. Her duyguyu doruklarında yaşatmayı seven Toroslar bastıran sis konusunda da bizi şaşırtmadı. Başlarda görüşü çok etkilemeyen bu sis, hava karardıkça yoğunlaştı ve görüş mesafesini 3-4 metrelere kadar düşürdü. Bir yanda tekerleğimizin yer yer 20 cm uzağında olan uçurumlar diğer yanda yol bittiğinde sağa mı yoksa sola mı döneceğimizi denemeden bilemediğimiz dar ve sisli bir yol. Yaklaşık saatte 10-20 km hızlarla ilerlediğimiz bu zorlu yolculukta bazı dar ve keskin virajları yanımızda uçurum varken iki üç manevrada aldığımız oldu. Ciddi tehlikeli ve bir o kadar da unutulmaz bir yolculuktu bu çünkü o gerginlikte bile bizi güldüren bir Nüzhet hocamız vardı yanımızda, ‘Hangi vitesle gittiğimiz hiç fark etmez, ben her türlü tedirginim zaten.’ deyişini unutmam mümkün değil 😊 Bu zor yolculuğu yapmak yerine kenara çekip kamp da yapabilirdik, gerekli teçhizat ve erzakımız vardı fakat yola çıkarken bir gece kalıp döneceğimiz belirtmiştik, telefon ve haberleşmenin olmadığı böyle bir durumda belirtilen zamanda evde olmazsanız evdekiler sizi aramaya çıkar. Sonuç olarak zor ve geç saatte de olsa Ahmet abinin obasına vardık. Benim unutamadığım bir sahne de biz araçla obanın girişine gelip çadırlara doğru döndüğümüzde farların çadır alanını aydınlattığında tüm arkadaşlarımın orda dizilip bizi bekliyor oluşuydu. Yan yana dizilip komik pozlar verip bizi güldürdüler tabi fakat araçtan inince hepsi gelip bize sarıldı ve bizi çok merak ettiklerini söylediler. Yaklaşık bir hafta önce tanımadığınız insanları iki gün görmeyince özlediğinizi fark etmeniz, siz geç kaldınız diye sizi merak edip uyumayıp kapılarda beklemeleri ve istinasız herkesin bunu yapması, ‘Genç Kaşifler’ in ne kadar sağlam dostluklar oluşturduğunun kanıtıdır.

Futbol oynadığımız, slackline yaptığımız, şarkılar söylediğimiz, Yörüklerin şenliğine katıldığımız, günlük işlerine yardım ettiğimiz, yabani hayvanları gözlemlediğimiz ve aklıma gelmeyen bir sürü güzel zamanlar geçirdiğimiz bu dokuz günün sonunda ayrılık vakti geldi ve ayrıldık Ahmet abilerin yanından. ‘Biz ölene kadar yerimiz burası.’ dedi ayrılırken Ahmet abi, ‘İstediğiniz zaman çıkıp gelin.’ Dedi. Gerçekten iyi ve çok samimi bu insanları tanıma fırsatı bulduğum için bu projeyi çok seviyorum. Ayrıldıktan sonra benim proje başından beri beklediğim Cehennemdere günü için inişe geçtik. Buraya vardıktan sonra yüzdük, konakladık, sonra yine yüzdük, yine yüzdük, burada sadece yüzdük, çıktık kayadan atladık yine yüzdük. En sevdiğim yüzme şekli bu benim, bir yerlerden tatlı suya atlayıp çıkıp çıkıp tekrar atlamak. Belki bunu 20 kere falan yapmışımdır o gün. Sonrasında temizlenmiş, dinlenmiş ve rahatlamış olarak yola koyulup son gecemizi geçireceğimiz ‘Teras’ denilen manzaralı bir kamp alanına doğru tırmanışa geçtik.

Bir akşam yemeği yendikten sonra normalde herkes çadırına geçer ve uykuya hazırlanırdı çünkü ya o gün yorgunduk ya da ertesi gün yorulacaktık ama orada hepimiz son gecemiz olduğunu bildiğimizden gece geç saatlere kadar oturduk. Oyun oynadık, sohbet ettik, projeyle alakalı değerlendirmeler yaptık, anılarımızı tazeledik ve güldük eğlendik.

Bu güzel ve unutulmaz iki haftayı birlikte geçirdiğimiz, köprücüğü platinli İshak, kafası tülbentli Mert Anıl, fotoğraf ustası Özge, İnönülü Merve ve Fadime, ‘kes lan’ Yenigün, Tarsuslu Furkan, zincir kopartan Gülcan, İzmirlii Burak, kayadan atlayan Melek Gizem, türkücümüz Enes, bisiklet hocamız Enes Erdoğan ve korkak Osman’a selam olsun, her birini ayrı ayrı çok seviyorum 😊

Ayrıca bizi bir araya getiren ve iki hafta boyunca bizimle uğraşan Nüzhet Hocamıza çok çok teşekkürler. Eminim ki bu proje gelişerek devam edecek ve her yıl yeni kaşiflere ulaşacaktır, biz 2018 Genç Kaşifleri olarak ihtiyaç duyduğunuz her zaman yanınızda olacağız emin olabilirsiniz.

Mehmet DOGAN – 2018 Genç Kaşifler’ den ‘Sarı Sakal

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!