Tunus’ta halkın arasında bisikletle gezmek

Gürkan Genç tarafından 5 sene önce yayımlandı
12 dakikada okuyabilirsiniz

Bizartı terk ettikten sonra gps’de gözüken sahil yoluna girdim. Asfalttan çakıllı bir yola oradan da kumluk bir alana girdi yol. Lan en son dönüşü 10 kilometre önce geçtim. Şimdi geri mi döneceğim? Samsung telefonu çıkardım, google haritasını da açtım. Harita modundan uydu durumuna getirdim. Bakalım bu yol nereye kadar gidiyor.. Gps’de gözükmüyor. Uydudan görebiliyorum fakat 8 kilometrelik bir mesafe kumluk. Oy oy fazlasıyla iteceğiz. Hadi bir deneyelim olmadı denize yaklaştığım bir alanda girer yüzer serinlerim, hava 42 derece puff.

Gps’de yol gözükmediği durumlarda telefondan google haritaya bakmak oldukça faydalı oluyor. Fakat hali hazırda yerel bir internet servisine bağlı değilse telefon o zaman da pek randıman alınamıyor. Hep şey denir; ‘İnternet hattına gerek yok çalışıyor google haritalar. Gps aç kendini harita üzerinden takip edersin.’ Bu doğru fakat daha önce gidilen alanı açıp yakınlaştırma yapıp detayları almadıysan o yakınlaştırmayı yapamazsın. Ayrıca gene bulunduğun noktadan gideceğin noktaya kaç kilometre var bunu vermez. İnternet yokken bu verilerin tamamını verebilen yakınlaştırma uzaklaştırma yapan benim bildiğim tek telefon var o da Nokia.

Bu yol Foret du Remel ormanının içinden geçip Metline’a çıkıyor. Google harita size normal bir yol varmış gibi gösterir. Fakat 4×4 bir aracınız yoksa o alanda kuma saplanır kalırsınız. Bu yüzden normal bir araçla o alana girmeyin. Yol hemen kıyının yanında gözükse de kıyıya ulaşmak oldukça zor. Civar yüksek kum tepeleri ile dolu. Denize girerim diyordum bir noktada ama bisikleti itmekten o kum tepelerini aşacak gücüm kalmamıştı. Bu sıcakta yaptığım en iyi şey bir ağaç gölgesi bulduğumda altında bayılmak oluyor.

Bu yolu takip edip Sounine’nin sahiline kadar geldim. Cıstak cıstak cıstak, coşkuyu vermişler sahile. Sahilde ilk dikkatimi çeken olay kimse kumların üzerine sere serpe yatmamış. Masa ve sadalyeler var, oturmuş amcamlar, teyzemler, genç kadınlar çay kahve içiyorlar.

Sahilde voleybol oynandığını gördüm, hemen bisiklete yer bakıyorum. Ulan oynamayalı çok olmuştu. Bir iki topa vurayım. Bisikleti koyacak yer bakarken sahildeki büfenin sahibi:

–          Baba gel bisikleti buraya koy.

–          Sağol kardeş.

Evet aynen bu şekilde samimi bir muhabbetle girdik olaya, ingilizce. Sonrasında tanıştık biraz sohbet ettik olduk mu panpa da. Arkadaşlarla gidip iki top oynayıp gelecem bisiklet burada dursun dedim ve sahile indim. Pasaportum ve cüzdanım da dahil olmak üzere her şeyi orada bıraktım. : ) Yıllar yılları kovaladıkça insanları daha iyi anlıyor, kalplerini yüreklerini görebiliyorum. Hala yanıldığım dönemler oluyor fakat her yanılgıda yeni bir tecrübe kazanıyorum.

Voleybol oynayan arkadaşlar bir daire yapmışlar birbirlerine pas atıyorlar. Öyle kolpadan paslaşan kimse yok. Herkes voleybol oynamasını adam akıllı biliyor belli. Bir yabancı gruba girmek isteyince hemen kabul ettiler. Biraz daha genişledi daire. Bir iki tur döndü manşet, parmak pas derken karşımdakine güzel bir pas geldi, o da hiç fırsatı kaçırmadı sıçradı smacı patlattı. Gayet rahat bir şekilde karşıladım. Aynı yükseklikte hemen yanındakine topu verdim. Hop o da sıçradı vurdu, onu da karşıladım. Çapraza pası attım alçaktan smaç olayı bitti. Bir iki tur daha atıldı, taa uzak köşedeki gerildi smacı gene bana doğru vurdu onu da karşıladım. Topun gittiği yerdeki karşılayamadı. Neyse bu smaçlar bir süre bana geldi böyle. Güzel antreman oldu benim için de, hakikaten özlemişim oynamayı. Derken biri yakın mesafeden smacı bir koydu. Beklemediğim bir anda geldi karşıladım, top dikine yukarı çıktı. Sanki kendime pas açmış gibi oldum. Kendi topuma iki adım atıp sıçradım bu sefer smacı Allah ne kuvvet verdiyse bir koydum o topun gittiği adam topun vurma etkisiyle yere kapaklandı. Nereye karşılıyon o mesafeden. Tabi hep beraber güldük. Gittim yerden kaldırdım arkadaşı sarıldım bir de kendisine. Bir iki tur daha döndük sonra gruptan çıktım.  Bisikletin yanına gittim, üstümdekini çıkardım ve doğru denize.

Tunus’un bu kentinde deniz hiç berrak değil hep bulanık ve çok fazla yosun var. Sudan çıktığımda her tarafım yosun içindeydi. Hiç sevmem ha. Ama yapacak bir şey vok. Bugün ormanda çok terledim, yoruldum üstüne maç iyi geldi. Bisikletin yanına gittim kurulanmak için. Büfe sahibi hemen bir sandalye masa attı oraya üstüne bir tost getirdi. Üstüne bir de para istemedi. Hah işte kardeş nerdesiniz siz. Sonunda Tunus’un misafirperverliğini de gördüm.

Tam o tostu yemeye başladım ki aklımda anılar canlandı. Kendimi yazlıkta hissettim.  Fransa’da Anıl’ı ziyaret etmiştim çocukluk arkadaşım. 12-15 yaşlarında başlamıştım plajda voleybol oynamaya. Ne maçlar yapardık, sonrasında devam etti tabi voleybol maceram. Yani anlayacağınız voleybolculuğum bisikletçiliğimden 10 kat iyidir. Yıllarca pasörlük yaptım. Tabii lisede kimse elimizden tutup, ‘Hadi gel sen bunu yaparsın, şöyle başarılı olursun, bırakma devam et demeyince o spor da bilinen ama devamı getirilmeyen sporlar arasına girdi. Zaten hep böyle olmaz mı? Yanınızda size inanacak destekleyecek birilerini bulmak istemez misiniz? Her ne yaparsak yapalım sadece bize cesaret verecek örnekler gerekmez mi? O kişilerden tek bir cümle tek bir söz alır götürür işte sizi nerelere. Haa ben bu gazı nereden mi aldım? Bisikletle Japonya’ya gideceğim dediğim zaman iki arkadaşım inanmıştı. Bunlardan biri Fatih Yüksel’dir. “Sen yaparsın ben sana inanıyorum” demişti.  Bunu da laf olsun diye söylememişti ha. Bir başka arkadaş Enes Şensoy. Ekim 2009’da bir festivale katılmışım Ayşe Yıldız ile birlikte (Ayşe de Fas’da bana eşlik etmişti biliyorsunuz). Marmaris’ten erken ayrılmadık havuzda oturuyoruz  Ayşe, Onur ve Ben. Yanımıza genç bir delikanlı geldi (haha). Tur boyunca bir arkada bir önde gezen bebe la bu.

–         Arkadaşlar selam. Ne yapıyorsunuz burada mısınız? Dönmüyor musunuz

Ayşe ve Onur kendisini tanıyormuş.

–          Biz birkaçgün daha buradayız

Adam hemen kaynadı aramıza. “İyi ben de kalayım” diye. Odayı bile paylaştık. Ertesi gün Marmarisli arkadaşımız Tolga ile birlikte Turunç’a tırmandık, o zaman Marmaris Karya Sahilleri bisiklet turu falan yok Tolga Gök oluşturacağım bak bunu yapacağım şunu yapacağım derken herif o turun dördüncüsünü yapacak artık. Hatta Japonya’ya giderken parkurlardan birine adımı koymuştu (sonrasında o parkur çok zorlu mu olmuş ne olmuş çıkarılmıştı sanırım). Neyse otele döndüğümüzde şu bebeye diyim bakim ne diyecek bu Japonya’ya bisikletle gitme işine. Ona diyorum çünkü pedalladığımız süre boyunca adamın çenesi durmadı arkadaş. Anladım ki bu adam bisiklet hakkında çok şey biliyor. Ben o sıralar patlak tamirini ancak yapıyorum. : )

–          Enes, ben yeni yıldan sonra bisikletle Japonya’ya gideceğim.

–          Hum. Yaparsın.

–          Cidden mi?

–          Yaparsın. Gerekli ekipmanlarıaldıktan sonra neden olmasın.

–          Sağol be kardeş!

Bu kadar işte size birileri inandıktan sonra hayatta ne işle meşgul olursanız olun başarılı olursunuz. Sadece yanınızda birilerinin size teşvik edici bir iki söz söylemesi yeter. ( Bu arada Çağlar’a yazıları siteye yüklemeden önce kontrol amaçlı gönderirim o da okuduktan sonra bana geri gönderir. Bu sefer mesaj iliştirmiş. “Lan eşek herif! Japonya’ya gideceğim dediğinde ben de inandım sana!!!” sözünü söyleyip lafı sokuşturmuş. Çağlarımın yeri bir ömür boyu bende ayrı. Halbuki Ürdün anılarımda kendisinden bahsetmiştim. İşte ne yaparsan olmuyor yaranamıyorsun : ) Öpeyrum seni kocaman)

O geceyi Sounine’nin muhteşem sahilinde geçirdim. Gençlerle büfeyi aynı zamanda açtık. Sabah muhabbetinden sonra tekrar yola koyuldum. Tunus’un kuzeyi biraz inişli çıkışlı diyebilirim. Fakat bu inişler ve çıkışlar Cezayir sahil şeridindeki gibi değil, daha yumuşak ve keyifli.

Başkentte büyükelçiliğimizde kalacağım fakat elçilik cumartesi kapalı olduğundan ben o günü şehir merkezinde bir noktada geçirsem çok daha iyi olur. Yolda mola verdiğim bir alanda Hi Hostel’in bir şubesi olduğunu internet üzerinden gördüm. Rezervasyonumu yaptırdım. Telefondan kordinatları alıp gps’e yazdım. Sonra da Garmin’e götür beni hostelime dedim. 😀 Başkent o kadar uzakta değildi ve gps’den gördüğüm kadarı ile şehir merkezi oldukça karışık, bu yüzden gps’in beni doğru noktaya götürmesi hiç fena fikir değil. : )

Öyle sağa sola bakına bakına giderken bir anda arka tarafta zincir 6’dan 8’e düştü sonra tekrar toparladı. Ne oldu lan demeye kalmadan tekrar aynısı oldu. Bacak aramdan zincire bakıyorum normal gözüküyor. Arka arkaya vites atmaya başlayınca yavaşlayıp kenara çektim. Hum vitese ve zincire baktım her şey normal gibi. Bisikletin arkasına geçtim o taraftan bir baktım. Tam her şey normal diyecektim ki kasetin olduğu yer öne gelmiş. Ups…. Kaseti (arkadaki çarklar) elimle sağa sola bir oynattım ki abooo yerinden çıkmış ya lan! O kumluk alanda çok zorladım sanırım ondan gevşedi.

Tekerleği söktüm. Kaset kilidini elimle kontrol ettim. Evet baya baya gevşemiş. Sıkalım bakalım. Bir tur sıktım, ikinciyi sıkarken kitlenmesi lazım dönmeye devam etti. Tekrar denemedim kitlenmedi. Hayda??? Kaseti oturduğu yerden çıkardım. O da nesi? Öyle bir bakışım var ki.. Kasetin takıldığı göbek Freehub denen alanı kırmışım. İlk defa böyle bir olay görüyorum. Bu neden kırılır neden kırılır? Yokuş çıkarken fazla yüklenirsen kırılır. Gps verilerine bakmaya korkuyorum kaç metre tırmanış yaptı ki acaba bu göbek? Hadi bunu geçtim, ben şimdi bu zıkkımı nerden bulacağım. Onu geç, göbeği nerden bulacağım?  Tunus’da olduğunu hiç sanmıyorum. Ne yapalım ne yapalım? Gittiğim ağacın dalından oraya uyacak büyüklükte bir yaprak kopardım kasetin üstüne koydum sonra kilitle skıştırdım ☺ Geçici olarak işe yaradı. Yüklendiğim anda büyük ihtimal gene gevşeyecektir. Son 20 kilometre, şehre atar beni sıkıntı yok. Böylelikle Tunus gezisi bisikletle bitmiştir şu başkentin yolunu tutalım bakalım.

Tam yola koyulacağım yan tarafta ağaçların arkasında ki tarla dikkatimi çekti. Ağaçların gölgesine traktörünü çekip kavun satqn bir aile var. Dur ya bir kavun yiyip öyşe gideyim.  Yoldan çıkıp biranda tarlaya daldım. Oradan da ağaçların gölgesine. Dedelerinin yanında oturan ufaklılar şaşırdı.  Amcanın suratında güzel tebessüm var. Yanıma gelip

– Türk müsün?

– Evet Amca Türküm

Döndü torununa bir şeyler anlatmaya başladı ve o dakikadan sonra torunu başladı ingilizce konuşmaya. 1738 de babaları iç Anadolu’dan bir zabit olarak bölgeye gelmiş. O günden bugüne hep bu bölgede yaşamışlar.  Tabi zaman içinde asimile olup gitmişler. Tarla da dedelerinden kalma. İki küçük şekerpare kıvamında kavun yedim. Para vermeye çalışsamda kabul etmediler.

Evet bu bölgelerde Türk halkına karşı her zaman sempati, saygı var. Fakat halk ne Osmanlıyı geri istiyor, nede bölgede bir Türk liderliğini.

Bu bir Gürkan Genç Bisiklet veriyor  ve Ankaralılar için Yabancı Dil Eğitim bursu sorusudur.

Soruya Doğru cevap verenler Barış Dalgıç, Mert Ali Güller, Yetkin Tozlu, Görkem Yeni

16.12.2014 Tarihinde Sydney Hostel’de Ispanyol gezgin İtsi’nin yaptığı çekilişte kazanan kişi  Mert Ali Güller

7.12.2014 tarihinde sorduğum bu soruya doğru cevapları Sabah 1:00 – 10:00 arasında kabul ediyorum. Hangi adrese e-posta atacağınızı başlıklara tıkladığınızda görüyorsunuz. Başka e-postaya veya belirttiğim saatler dışında e-posta atanların cevaplarını kabul etmiyorum. Cevap dahi yazmıyorum! Soruya gelelim.  “Gürkan Genç 1. Dünya savaşına katılan kaç ükeden bisikleti ile geçmiştir!  Her ülkeden en az bir cephenin adını istiyorum” Hadi kolay gelsin. ha bu arada Burs mu, yoksa bisiklet mi istediğinizi de belirtirseniz sevinirim arkadaşlar.

Şehre gidip hostelimde rahat rahat uyuyayım. : )

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!