Suudi Arabistan’da Hail Şehri

Gürkan Genç tarafından 4 sene önce yayımlandı
15 dakikada okuyabilirsiniz

Dumat Al Jandal sonrasında Hail şehrine kadar yaklaşık 400km başka bir köy kasaba şehir ve benzin istasyonu yok. Çölde tek başıma konaklamamdan rahatsız olan Samet ve Mirzuk da ekipmanlarını yanlarına alarak bana eşlik ettiler.

İlk akşam kamp attığımızda Mirzuk araçla çölün içinde gezinmeye başlıyor. Bu çölde bir bitki yetişiyor demiştim. Gayet güzel yanıyor ve is çıkartmıyor. Bizim zeytin ağaçları gibi. Onlardan toplamaya çıkmış. Bu arada araçta da o bitkiden bir iki tane vardı onları indirmişler, Samet ile biz de onları tutuşturduk. Erzaklar çıktı yemekler yapıldı tam her şey hazır, Samet bir şişe su alıp tuvalete gitti sonra geri geldi. Yemeğe oturduk ohh mis gibi pilav kuzu… Tabi çok sıcak, elle yediğimiz için ben daha tam sıcak kısmı nasıl koparacağımı öğrenemedim. Samet elleri ile kopartıp en güzel yerlerini bana veriyor. Vay sen misin kopartıp ikram eden, kendime göre en güzel yerlerini ben de kopartıp ona veriyorum. Sofrada ev sahipleri bunu hep yapıyorlar. Gürkan senin eller temiz mi? Yo zincir yağı falan, su döktüm o kadar. Onun elleride temiz değildir : ) Yıldızların altında ateşin yanında gece 2’ye kadar sohbet ettik, sonrasında çadırıma geçtim. Hemen uyumuşum. Sabah kalktım. Bu adamların malzemelere bakıyorum. Çadır yok. Sadece uyku tulumları var. Fakat bu uyku tulumları benim bildiğim standartlarda değil. Dış katman uzun süre su geçirmez fakat yoğun bir yağmurda içine kadar su dolar. İçinde hem yorgan hem battaniye var. Uyandıklarında ağırlığına bakıyorum. Rahat 10 kilonun üstünde. Ayrıca baş tarafları açık. Bu soğukta bir sıkıntı olmaz akrep ve yılan zaten zor çıkar ininden. Fakat çölde gene de böyle her tarafı açık bir şeyle yatmam. Yüksek irtifalar olmadığı sürece bedenimin açıkta kalacağı arazilerde asla uyumam. Düşük irtifadaysam da bahar, yaz ve sonbaharda gene dışarıda açıkta yatmam. Yüzlerce risk aldığım seyahatte bir de uyurken keneydi, akrepti, yılandı ottu boktu püsürdü ısırığı veya sokmasıyla uğraşmam. Zaten bir dolu badire atlattık daha fazla risk almaya gerek yok.

Sabah kahvaltısında bol şekerli çayla hurmalarımızı yedik yola koyulduk. Çölde sağa sola bakınırken bir anda kum tepelerinin ardından bomba bir yapı belirdi. Yapıyı görüce önce sağlamından bir küfür patlattım. Sonra da durdum. Ülkede bir tren yolu yapıldığını biliyordum da böyle bir şey olduğunu bilmiyordum. Herifler çölün ortasında öyle bir demiryolu hattı yapmışlar ki ağzım açık kaldı. Samet ve Mirzuk da  durduğumu görünce yanıma geldiler. Hiç ikilemedim:

–          Bu demiryolunu Japonlar mı yapıyor sizin ülkenizde?

–          Evet.

Belli arkadaş, çölün ortasına kimse 300 metre yükseklikte set çekip kumdan dağlar yapıp desteklemez. Böyle normal bir mühendislik çalışması değil. Nasıl anlatsam bilemedim ki. Var olan kum tepelerinin üstüne kum ekleyip hattı dümdüz bir hale getirdikleri gibi kum tepelerininde üstüne almışlar. Hep diyorum ya Arabistan Çölü dalga dalga inişli çıkışlı, adamlar çölün ortasında devasa bir proje yapmışlar. Bir baraj düşünün ve onun aynı hatta kilometrelerce gittiğini farz sayın.  Suudi Arabistan Hızlı Tren Yol Çalışması.

Demiryolu inşaatı tamamen Japonlar’ın, yaklaşık  2400 kilometre. İstasyonlar farklı milletlerin şirketleri tarafından yapılıyor. Bu demiryolu inşaatının şöyle bir özelliği var: Dünyadaki en büyük demiryolu inşaatı. Daha demin de dediğim gibi adamlar kumların üzerine setler kurup rayları onların üzerinden geçiriyorlar. Diğer bir bomba olaysa proje bittiğinde dünyanın en hızlı trenleri bu ülkede olacak, saatte 450 km. Japonlar yapıyor fakat kendi ülkelerindeki hızlı trenler bile saatte 320 km hıza ulaşıyor. Tabi burada alanın dümdüz olmasın da büyük avantaj. Ayrıca sadece yolcu taşımacılığında değil, kargolar ve çeşitli üretim veya gıda ürünleri de taşınacak. Bu tren yolu ağı zamanla Katar, Birleşik Arap Emirliği ve Umman’ı da içine alacak şekilde tasarlanıyor. Yapılan çalışma ve harcanan emek, teknoloji inanılmaz boyutlarda. Bizzat olayın içine girdiğim noktalar da oldu, önümüzdeki yazılarda açıklayacağım. Projenin toplam maliyeti 3.5 milyar dolar. Ortadoğuya açıkcası can verecek bir proje olarak görüyorum.

Hail şehrine varmadan Samet ve Mirzuk benden ayrıldılar. Bu adamları sevmiştim kendilerini, baya baya özleyeceğim. Ali abinin dükkana hala gidiyorlarmış. Yeni gelen arkadaşın adı da Arif. Bak bu da kafa dengi herif belli, yaşıtız da. Gelirken yanında acıkmışımdır diye yiyecek getirmiş helal olsun. Bu arada Hail’e doğru yaklaşırken yoldaki insanların profilleri de değişmeye başladı. Hail Suudi Arabistan’da gireceğim ilk  büyük şehir. Şu zamana kadar da 1000 km geride kaldı. Lüks spor arabalar ortaya çıkmaya başladı. Yani pick-up ve jeeplerden başka araçlar da varmış ülkede onları da görmeye başladım. Beni gördüklerinde durmuyorlar. Kadınlar arabalardan fotoğraflarımı çekiyor. Bir keresinde süper lüks pick-up durdu. Arabadan rapçi kılığında bir genç indi bana bir birkaç su verip:

–          Adamım muhteşemsin, Seni interneten takip ediyorum kralsın

Dedikten sonra Youtube açıp Arapların yolda beni çektikleri görüntüleri göstermeye başladı. Benle ilgili oldukça fazla video var. Herkes arabasından çekip çekip paylaşmış. Bu arada arabanın arkasındaki kızlardan biri de bana bir parça çikolatalı kek uzattı. Nasıl güzel gözleri vardı. Bir peçeni kaldırsana hakikaten yüzünü görmek istiyorum demeyi çok isterdim. Sanırım hayatımda gördüğüm en güzel gözleri Suudi Arabistan’da gördüm. Zaten ülkenin büyük bir alanında kadınların gözünden başka bir yer göremiyorsun. Makyajına kirpiğine çok özen gösteriyorlar. Adama teşekkür ettim o arabaya bindi tam araç hareket ediyor kızlardan biri gözünü kırptı.  İşte ancak bu kadar göz kırpılır : )

Hail şehrinde beni bekleyen Hataylı Mutiğ abi var. Taberjal’da misafir eden Hüseyin’in akrabası. Bu şehirde çok güzel bir lokanta açmış. Sağolsun kendisi 4 gün kadar misafir etti. Arap coğrafyasında çalışmaya gelenler genellikle toplanıp birlikte ev tutuyorlar. Herkes yatmadan yatmaya eve gidiyor. Ha bir de namaz saatlerinde camiye gitmeyenler eve geliyor. Dükkanın içinde yakalanırsan 500 riyal cezası var. 3 defa bu olayı da tekrarlarsa sınır dışı ediliyorsun. Bu uygulama Suudi Arabistan’ın her yerinde eskiden varmış. Fakat zaman içinde zorunluluk bazı şehirlerde kalkmış.

Özellikle de Cidde, Riyad, Medine, Mekke, Taif, Damam da bu uygulamalar artık yok. Kırsal kesimde şeriat baskısı kendini daha çok hissettiriyor.Bu ülkede iş yeri açmak için kefilinin olması gerektiğini yazmıştım. İşin bir enteresan boyutu da dükkanı açtın, dükkanda çalıştırdığın yabancı işçinin üçte biri kadar Suudlu çalıştırmak zorundasın. Buraya kadar gayet normal. Enteresan olan kısım Suudluların iş yerine gelmemesi. Yolculuğumda tanışmış ve ülkede iş yeri açmış herkesten aynı şeyleri dinledim. Suudlu çalışanları var fakat hiç yüzlerini görmemişler, aydan aya hesaplarına en az yatırılan para 500$. Devletin yabancılardan aldığı 1000$, iş yeri sahibinin dükkanına gitmeyen Suudlu’ya verdiği 500$ ve kefillerin ülkede çalışanlardan aldığı paralar. Bu ülkede iş kurmak kolay değil.

Mutiğ abi gün içinde şehrin belli başlı noktalarını gezdirirken bir alanda kızların bisiklete bindiğini gördüm. 2013 yılında kadınların mesire alanlarında ve park yerlerinde bisiklete binmesine izin verilmiş. Fakat toplumsal baskından dolayı hala binemiyorlar. Uzun aradan sonra ilk defa Hail’de ailelerinin yanında peçeleri açık kadınlar gördüm. Şehrin içinde açık bir şekilde gezseler erkekler yanlarından geçerken “Peçeni, saçını kapa!” diye sesleniyorlar. Bu seslenişi kendim de duydum. Abayeliysen, peçeliysen toplum içinde sana saygı var. Yoksa lafı yiyorsun.

Suudi Arabistan’da saçlarını açıp gezmek isteyen kadınlar olduğu gibi, peçeyi ve abayeyi hiç çıkarmak istemeyen kadınlar da var. Gözlemlediğim kadarı ile bu peçe ve abaye farklı bir açıdan bakıldığında alışık olmadığım bir özgürlüğü kadınlara verdiğini fark ettim. Peçe ve abaye giyen bir kadını, kendi kocası çocuğu bile tanıyamıyor. Bir şehirde arabadan peçeli bir kadına laf atılıyor. Kadın laf atan çocuğu yanına çağırıyor, peçesini açıp tokatı yapıştırıyor. Çünkü çocuk kendi annesine laf atmış. Mesela kadın halka açık bir alanda cinayet işliyor, hangi peçeli kadın işledi cinayeti belli değil. Bir adamla peçeli bir kadın toplumun içinde yan yana geziyor. Normalde ya eşin yanında gezebilir veya kız kardeşin. Fakat kim nerden bilecek yanındakinin eşin, sevgilin,kız kardeşin veya bir başkası olduğunu? Suudi Arabistan’da her zaman kadın haklıdır. Çığlık atıp seni şikayet ettimi geçmiş olsun. Valla polis gelir alır izini bir daha bulamazlar. Kadına tecavüzün cezası direkt idam. Öyle uzun vadeye yaymıyorlar. Tecavüz mü ettin, gel baba seni şöyle şehrin en büyük camisine alalım. Kellen halkın huzurunda gidiyor. Riyad’a varmadan bir hafta önce birkaç kişinin kellesi gitmiş. Bir de Taif’e varmadan önce keller gitmişti. Halk arasında bu camilere de Kelle Cami denmeye başlanmış. 300.000 Türk’ün yaşadığını söylemiştim. Konuştuğum Türk kadınlarının bu konu hakkındaki düşüncelerine de yer vereyim. Abayeye ve peçeye alışamayan ve sevmeyenler var. Türkiye’de abaye ve peçe içinde rahat edemeyip Suudi Arabistan’a gelip yerleşip ailesi ve çocukları ile yaşan kadınlarımız da var. Bir de uzun bir süre burada giymeye alışıp Türkiye’ye gittiğinde bir süre zorlananlar var. “Türkiye’de abaye giymeyip senelerce burada yaşadıktan sonra ülkeye geri dönüp Abayesiz dışarı çıktım mı kendimi çıplak hissediyorum” diyenlerde oldu. Abayeyi pijamanın üstüne atıp dışarı çıkıyorlar. Kadının ne giyeceğim derdi yok. Okul üniforması gibi, herkes bir örnek. Abayenin ve peçenin pahalı olup olmadığını gösteren bazı detaylar ve amblemler de var.  Hal böyleyken alışveriş merkezlerinde öyle şıkır şıkır göz alıcı dekolte elbiseler var ki “Peki böyle göz alıcı kıyafetler nerede giyiliyor?”  Kadın meclislerinde veya düğünlerde. Bu düğünlere ve eğlencelere katılan Türk kadınlarından “Gürkan eğer böyle bir meclise katılsan veya düğüne, ağzın açık seyredersin.” sözünü hep duydum. Ne yazık ki Suudi Arabistan kadınlarının bu eğlencelerini bir erkek olarak seyretmem mümkün deği. Fakat şundan da hiç şühphem yok Suudi Arabistan kadınları da erkekleri kadar misafirperverdirler.

Ülkedeki misafirperverliğin bu kadar ileri boyutlarda olması İslamiyet öncesine kadar gidiyor. Bu konuda ülkede en bilinmiş kişi şair Hatim Al-Tai. 1001 gece masallarında yer almış, bu coğrafyada kendisi hakkında onlarca kitap yazılmış diziler çekilmiş, dürüstlüğü, cömertliği ve misafirperverliği ile bilinen bir orta doğu insanı. Kendisi İslamiyeti görememiş fakat oğlu Adi Bin Hatim Tai Hz. Muhammed’in yanında yer alan sahabelerden biri.

Kendisinin kabri bu şehir yakınlarında fakat nerde olduğunu tam olarak bilmiyorum. Kabrin burada olduğunu da Suudi Arabistan’da Hz. Muhammed’in gittiği yolları gezen bir arkadaş söylüyor. Bu noktaya kendi gelememiş, imkanın varsa git demişti. Hatim Al-Tai’nin hayatını ve nasıl bir insan olduğunu okumak hoşuma gitti. Nerede yaşadığını ve kabrini görmek istedim. Şehre birlikte geldiğim istihbarat elamanı Arif’i arayıp restorana çağırıyorum ve kendisine “Arkadaş beni Hatim Al-Tai’ya götür” diyince kendisi de çok şaşırıyor. Bu şahsın kabrinin buralarda olduğunu biliyormuş fakat daha önce hiç gitmemiş. Birkaç telefon açtıktan sonra kabrin tam olarak nerede olduğunu öğreniyor.

Hatim Al-Tai’nin evine gitmek için kuzeyden güneye doğru giderken Hail’e varmadan As Sufun adlı bir kasabaya giriliyor. Oradan Mawqaq istikametine doğru giderken 10 kilometre sonra sola toprak bir yol sapıyor. Hah işte bu yol eski Mekke yolu. Araçla bu yola girdiğimizde “Ulan bisikletle ne bomba bir yol kaçırmışım arkadaş.” dedim. Bu alana bisikletle gelindi mi erzak şart. Tuwarin Köyü’ne kadar çıkıyor. Köyde kimseler yok. Hatta bu yol gidiyor baba belli, araziden Mekke’ye kadar gidiyor.

Şu an bulunduğum bu bölgenin eskiden hurma ağaçları dolu olduğunu tahmin etmek hiçte zor değil. Yerleşik hayatında en az 2000 yılı var.  (Bir arkeolog değilim fakat küçüklüğümden beri babam ve kardeşimle birlikte antik kentleri müzeleri gezeriz. Ayrca son 5 senedir de bisikletimle dünyayı gziyorum. Yüzlerce müze ve tarihi alan gezdim. Yolculuğumda da  okumaya devam ediyorum.  Bölgeler hakkında bu şekilde bilgi vermem ve düşüncelerimi paylaşmam yanış olmaz diye düşünüyorum.)

Sağlı sollu 300 metrelik kayalardan oluşan bir vadinin içinde ilerliyoruz. Dışarısı diğer bölgelere göre daha serin. Ara ara toplu halde hurma ağaçları görüyorum. Suudi Arabistan seyahatimde vadilerin içinde gördüğüm hurma ağaçları gözüme hep daha sağlıklı ve ihtişamlı gözükmüşlerdir. Aynı cins hurmanın vadi içinde yetişeni ile arazide yetişeni arasındaki lezzet farkını test edemeden gittiğim için üzgünüm.

Hatim Al-Tai’nin evi bakımsızlıktan harap vaziyette. Bir tabela dikilmiş, okuyamıyorsun. Burası kimin evidir, necidir bu adam belli değil.  Suudi Arabistan’da ve tüm Arap coğrafyasında böyle kabri hemen evinin arka tarafında olan eski yapılara ve mezarlıklara özen gösterilmez, harabe halindedir. Suudi Arabistan’da pedallarken ülkenin kralı öldü ve mezar taşı yazılmadan gömüldü. Mezarlığa gidip kralın mezarı hangisi diye bakacak olsan zor bulursun. 10 sene sonra o mezar taşını bulmama ihtimalim de var.

Mezarlıkların anıt yapılara çevrilmesini sevmezler. Bu yüzden resmi ziyaretlerde bulundukları ülkelerdeki büyük devlet adamlarının anıt mezarlarına gitmezler. Suudi Arabistan ne kendi ülkesi için, ne de bir başka ülke için yas ilan etmez. Suudi Arabistan bayrağının üstünde “La İlahe İllallah Muhammedun Resulullah” yazdığından bayrağı yarıya indiremezler. Vahhabilikte yas yoktur denir. Ürdün, Birleşik Arap Emirliği, Bahreyn Krallığı da aynı coğrafyada ve Suudi Arabistan Kralı öldüğünde yas ilan edilmiştir! Aynı toprağın bu insanları için o zaman sadece suudlular için mi vahabiler demeli? Sofrasına katıldığım Emirlere özellikle Vahabilik konusunda bir iki sorum olduğunda çok net bir şekilde “Vahabilik diye bir şey yoktur bu ad ve uygulamalar tamamen yabancıların paylaşımşarıdır bizler kabul etmeyiz”  hum gün tarih ve lokasyon saatini not aldım.

Hatim Al-Tai’nin boyunun 3 metre olduğu söylenir. Neden mi, çünkü kabri 3 metreden büyük. Ne demiştim Arap coğrafyasında mezarlığın, kabrin önemi yoktur. Diktiğin taş 10 sene sonra yok olur. Hasbelkader birileri rahmetlinin mezarını taşla belli dönemlerde çevirmişler. Çevirirken de ufaktan ufaktan büyütmüşler. Kendisi 578’de vefat etmiş. Aradan geçmiş 1437 yıl. Arkadaş dalga mı geçiyorsun diye sorarlar. Bu coğrafyada hangi mezar ilk günkü gibi kalır ki, ne 3 metresi hayde canım hayde.

Hail çevresindeki kayalık alanlarda oldukça fazla piknik alanı var. Arap halkı için çölde ve böyle kayalık alanlarda piknik yapmak oldukça doğal bir durum. Bu insanlar yoldayken 2 dakikada halı serip bana çay, kahve, hurma ikram eden insanlar. Biz nasıl piknik ormanda olur diyorsak onlar için de piknik çölde olur. Ağacı bol olan bir yerde şu manzaraya bak süper deriz. Onlar da aynı şeyi çöldeyken derler “Şu manzaraya bak!” Hayallerinin ötesindedir buranın tasviri. Çöl, açık ve anlaşılır bir hal diliyle doğanın yüceliğini ve büyüklüğünü anlatmaya çalışır insanoğluna. Bu alanların kalbimde bıraktığı etkiyi yeryüzünde başka hiçbir alan bırakmamıştır. Ağaçların, kuşların, denizin, rüzgarın, böceklerin, insanların, şehirlerin sesini duyamayacağım tek yerdir çöl. Çöllere ne zaman tek başıma girsem işte şimdi yalnızım derim. Yeryüzünde yalnız kalabileceğimi bildiğim tek yerdir çöller. İşte bu yüzden bu alanlarda pedallamayı seviyorum.

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!