Bisikletle Patagonya’da Şili O’Higgens Mayer geçidinden, Arjantin El Calafate ve El Chalten’e doğru devam

Gürkan Genç tarafından 1 sene önce yayımlandı
23 dakikada okuyabilirsiniz

Hugo’nun evinden ayrıldıktan sonra O’Higgens’a geldiğim yönde 14 kilometre geri gidip Paso Riyo Mayer yoluna girdim. 14 kilometre de olsa 1 kilometre de olsa hakikaten geldiğim yönde geri dönmeyi hiç sevmiyorum fakat o geçide gidecek başka yol da yok. Şili sınırına kadar yaklaşık 600 metrelik bir irtifa tırmanışı var, oldukça rahat ve seyri de keyifli bir yol.

Kışın bu bölgede ne bir sert rüzgar ne de kat kat giyinecek bir soğuk hava var. Genel olarak Güney Amerika Patagonya bölgesinde kış ayları, kuzey yarım kürede doğmuş yaşamış kişiler için soğuk sayılmaz. Finlandiya, Danimarka, İsveç, Norveç, Rusya bu bölgenin insanları için Patagonya’nın soğuk havası bahar esintisi gibi bir durum diyebilirim. Bütün bir kışı Patagonya’da şort, teknik atlet, teknik uzun kollu ve windstopper ile geçiren biri olarak, Türkiye  Angara da yıllardır yaşamış biri içinde serin bir hava oluyor.

O’Higgens’dan sonra yaklaşık 45 km yol alıp Şili sınır kapısına geldim. Burası, büyük bir deltanın hemen başında duran askeri bir karakol. İlk başta biraz tereddütte etmedim değil. Yani pek çıkış damgası vurulacak bir noktaya benzemiyor. Kapının önüne bisikleti park edince içerideki askerler bir anda şaşırıp gülmeye başladılar. Haklılar şu noktaya pek gelen giden olmuyordur. Askerlerden biri dışarı çıkıp İspanyolca söze başladı, İspanyolca bilmiyorum dedim hemen İngilizceye döndü. Pasaport istendi anında işlemler yapıldı ve çıkış damgası vuruldu. Beklediğimden hızlı oldu. Öğrendiğim kadarı ile yazın da pek geçen olmamış, sadece birkaç bisikletli Arjantin tarafından gelmişler o kadar. En son geçen de Finlandiyalı Taneli’ydi.

İşlemler yapıldı, pasaportu teslim ettiler ve bisikletime doğru ilerlerken gideceğim yola doğru baktım. Sonra askere dönüp

  • Yo nerede yahu?

İki yol gösterdi, biri nehrin içinden gidiyor. Nehrin içinden giden derken, hakikaten nehrin içinden giden bir yol yani gözükmüyor, ikincisi de gene şu deltayı geçeceksin karşıdan devam edeceksin dediği yol. Her iki yolda da nehre girmek zorundayım.

O’Higgens’da kendime uzun plastik botlar almıştım. 2015 yılında aldığım bisiklet ayakkıbı 2017 yılında hala kullandığımdan ayakkabı artık eskimiş yırtılmış ve su geçiriyordu. Bu sebepten dolayı da aylardır bu bölge de pedalladığımdan ayak  parmaklarımda soğuk ısırığı olmuştu ve ikinci seviyeye geçip morarmışlardı. Fotoğraflarını çekip doktoruma yollamıştım. Kendisi de bana “ Gürkan çok dikkatli ol ikinci seviyeye geçmiş! Hiç ıslatma veya nemlenmesine izin verme ve soğuktan koru. Yoksa parmaklarını kaybedeceksin”. Durum böyleyken ne olur ne olmaz diye bu plastik botları aldım.

Suya girerken ayakkabıları değiştirdim ve yürüyerek deltanın karşısındaki yola çıktım. Hava artık kararmak üzereydi. Tam yokuşun tepesinde güzel bir alan buldum ve çadırı oraya kurdum. Böylelikle Nicholas da bu alana geldiğinde çadırı kurduğum yeri görebilirdi. Hava kararmadan yemeğimi yapıp çadırın içinde biraz da kitap okuyup tam uyku durumuna geçmiştim ki Nicholas geldi, çadırını kuracağı yer konusunda yardımcı oldum. Hava kararmadan onun için de uygun bir yer bulmuştum.

Bir sonraki gün erkenden kalktık ve hazırlandık. İkimiz de bizi zorlu bir günün beklediğini biliyorduk. Her zaman olduğu gibi yola biraz önce çıktım. Yokuşu çıktıktan sonra tel örgülerle çevrili bir kulübe karşıma çıktı. Yaklaşık 5-6 köpek hemen çevremi sardı. Kulübenin içinden bir adam köpeklere bağırıp yanına çağırdı sonra da gelip kapıyı açtı. İspanyolca bir şeyler dedi ama hiç bir şey anlamayıp sadece günaydın dedikten sonra yoluma devam ettim. Sonra da yolun öbür tarafındaki kapıdan geri çıktım.

GPS’de ve MAPS.ME haritasında yol solumda kaldı fakat orası tamamen çitlerle çevrili nasıl yani yahu? Gittiğim yolu biraz takip ettim başka bir yere gittiği belliydi, benim doğuya doğru ilerlemem gerekiyordu fakat o alan tamamen dikenli tellerle çevriliydi geri döndüm tekrar o kulübenin olduğu alana doğru ilerlemeye başladım bu sırada Nicholas da geldi.

  • Yol kapalı, şu tellerin arasında bir yerden geçmemiz lazım fakat kapı yok burada. Şu içerdeki adama bir sorsana.
  • Yolun sonuna gittin mi Gürkan?
  • Bu taraf alakasız bir yere gidiyor, bizim gitmemiz gereken yer bu alanın doğusunda kalıyor.

Geri dönüp adama sorduk. Adamın İspanyolcasını Nicholas bile anlamadı. Adam konuşurken Nicholas gülüyordu. Ben bu kadar hızlı İspanyolca konuşan birini daha görmemiştim hahaha.

Neyse en neticede bizim tellerin üstünden atlamamız gerektiğini söyledi. Bisikletli gezginler bu noktaya geldiklerinde şaşırmasınlar. Önce çantaları öbür tarafa geçirdik sonra da bisikletleri. Bulduğumuz at yolunda ilerlemeye başladık.

Çalılar o kadar sık ve uzundu ki yan çantalarım sürekli bu çalılara sürtüyordu. İlk 2 km bu olay pek sıkıntı yaratmadı fakat sonrasında çok ciddi sıkıntılar yaşadım. Bitkiler sürekli çantalara takılmaya başladı hatta çantalardan iki tanesinin alt tarafına hasar verdim ve ufak yırtıklar oldu. Bir süre sonra zaten at izlerini kaybettik, çalılıkların arasında sadece doğuya doğru ilerlemeye çalışıyoruz.

Bu noktada bikepacking bir bisikletin faydalarını gördüm. Yer yer bisikleti iteklemeye çalışırken Nicholas bisikleti ile daracık alanlarda çok rahat ilerleyebiliyordu. Bikepacking dediğimiz olay aslına bakarsanız tur bisikletçiliğinde uzun soluklu turlarda birçok kişi tarafından tercih edilmez. Görünüşte çok artislik havalı dursa da hem çok sıcak yaz koşullarında hem de çok soğuk kış koşullarında gidip bütün yiyeceği suyu yanında taşıyacak ekipmanı alabileceğin düzeneği kurmak biraz zor. İmkansız değil fakat zor çünkü eşyalar küçüldüğü maliyette ona göre artıyor.

Farz edelim aldın, bu sefer de bagaj kapasitesine bakıyorsun hemen hemen aynı. Mesela şu anda bende ön ve arkalarda 12.5 litrelik bagajlardan 4 tane var, ekstra bir tane 21 litre çanta, 6 litrelik gidon çantası ile geziyorum toplam 77 litre. Nicholas’da ise gidonda 25 litre, Kadro ortasında 10 Litre Sele arkasında 15 litre ve bir tane 12.5 litrelik çantası var. Sırt çantasını saymazsam 62.5 litre. Şu anda Paso Riyo Mayar’ı geçiyoruz, Nicholas’ın sırtında 10 litre ağzına kadar yemekle dolu bir çanta var. Gene aynı şekilde su taşıma kapasitesi oldukça az, suları koyacak yerler hep emanet duruyor. Fakat öte yandan arazide inanılmaz seri ve hızlı çünkü bisikletin sağında solunda çalılara takılacak çantalar yok. Müsait bir zamanımda ve imkanım olduğunda şu düzeneği yapmaya çalışacağım. 5 mevsimde sıkıntı çekmeden yapabilecek miyim yapamayacak mıyım bakmak istiyorum. (5. Mevsim dediğim olay ekstrem soğuk veya sıcak havaların olduğu koşullar)  (2017 Kasım ayında bu düzeneğe zorda olsa geçmeyi başardım hatta 2018 Ağustos sonunda da çok daha iyi bir düzenle devam edeceğim.)

Mesela buz gibi sulara girip çıkarken ben bisikletin çantalarını çıkarıp suyun içine gömülürken o bisikletini taşıyarak karşıya geçiyordu. Bu geçişlerde her ikimizin de parmakları inanılmaz şekilde dondu. Benim lastik bot da bir işe yaramadı çünkü akan suyun derinliği birçok noktada belimize kadar geliyordu.

Hakikaten uzun zamandır bu kadar soğuk bir suya girmemiştim. Nehirden çıktığımızda esen rüzgâr sayesinde de bacaklarımızı hissetmiyorduk. Zaten parmakları kaybetmeye ramak kalmıştı. Gün içinde arka arkaya 6 defa nehir geçişi yaptık, hakikaten oldukça acı vericiydi.

Bir nehrin üstüne de, derme çatma bir köprü yapmışlardı. Bisikletleri ve çantaları karşıya götürmek için sanırım tam 6 defa gidip geri döndüm. Köprüde öyle hızlı ve seri bir şekilde de yürüyemiyorduk. Bu köprü koyunların ve ineklerin geçmesi için bir tarihte yapılmış fakat çok fazla inek nehre düşünce kullanmayı bırakmışlar. Sağa sola sallanan ve korkulukları kısa olan bir köprü. Zaten bu noktadan dolayı bölgeden motorlu taşıtlar da geçemiyor.

Çünkü suyun yüksekliği diğer alanlarda 1 metre iken bu noktada 2 metreden fazla. Şaşırtıcı bir başka nokta ise kışın suların bu kadar yüksek olmasıydı. Fotoğraflarımı gören bu bölgeden geçmiş başka bisikletli arkadaşlar “Ee, orada köprü vardı. Onu niye kullanmadınız Gürkan” diye mesaj atmışlardı. Yahu bahsettiğiniz köprüden geçtik. Fakat bizim geçtiğimiz dönemde çok fazla yağmur yağdığından geri kalan tüm geçişlerde su seviyeleri yükselmiş. Donumuza kadar suya girdik birçok geçişte. Öte yandan bölgede içme suyu için su sıkıntısı çekmek imkansız

Şili pasaport noktasından Arjantin pasaport noktasının arası 15 kilometre. Fakat bizim ilerleyebileceğimiz yolu bulma çabalarımız, iteklediğimiz bölgeler, dere geçişlerinde soyunup sonrasında kurulanıp tekrar giyinmeler falan derken akşama kadar 15 kilometreyi neredeyse alamadık.

Fakat hava kararmadan önce sınır kapısına varırız. Gün içinde o kadar çok dere ve nehir geçtik ki son dere geçişi. Baktım buzların üstünde çimenler var. Yani öyle derin bir geçiş olamaz hatta hiç inmeden kontrol etmeme bile gerek yok buradan rahat geçerim. Hızlanarak geldim buradan da geçeyim zaten 1 veya kilometre kaldı sonrasında kamp atarız. Ön tekerin suya değmesi ile birlikte derenin dibine doğru ilerlemem de başladı. 7 senedir bisikletle gezerim zaten bir suyun altına sokmadığım kalmıştı bisikleti. Yahu bisikletle bir suya dalışım vardı film karesi çeksen bu kadar muhteşem dibe doğru ilerlediğim görüntüyü bir daha yakalayamam.  Tam girdiğim sırada da üstünden bir takla atışım of of of. Üstünden düşerken diz kapağım gidona öyle bir sert çarptı ki bağırışlarım suyun içinde kayboldu gitti. Suyun içinden çıkışım da efsane ötesiydi. Bayağı bildiğin 1.5 metreden daha derin bir noktaymış. Sudan nara atarak yukarı doğru çıktım. Nicholas da ne yapacağını nasıl yardım edeceğini şaşırdı. Gürkan çok üzgünüm çok üzgünüm diye söyleniyor. Lan bırak şimdi üzgün olmayı atla öbür tarafa el at da bisiklet tamamen suya gömülmüş durumda, onu çıkartalım. Şimdi yan çantalar böyle bir durumda normalde su geçirmezler fakat ne demiştim daha önce çalılara sürttüğünde özellikle önde yer alan çantalarda hasar var, yani su alabilecek durumdalar. Asıl önemli mevzu ise gidon çantasıydı. Gün içinde kullandığım bütün elektronikler ordaydı. Bu kaza sonrasında nelerin bozulduğunu söyleyeyim. Kindle whitepaper (elektronik kitap okuyucu), ses kayıt cihazı, harici batarya, Sony Alpha 7R MII fotoğraf makinası ve full frame lensi, GoPro (su geçirmez kabında değildi), Sony ses kayıt cihazı, Sony harici güç ünitesi. Bu cihazların hepsini bozdum, önümüzdeki günlerde kurtarmaya çalışsam da maalesef başarılı olmadım. Bir yandan dizimin ağrısı bir yandan cihazları kaybetmenin psikolojik etkisi. Bir daha bu cihazların bir kısmını alabilecek maddi gücüm de yoktu. Çökmüş durumdaydım

  • Nicholas çadırı buraya atıyorum. Gidecek durumda değilim.
  • Tamam Gürkan.

Çok hızlı bir şekilde çadırı kuruyorum. Üstümü başımı hemen değiştirmem lazım, üşümeye başladım. Bu sırada yağmur da bastırıyor. Çadırı kurduktan sonra hemen içine giriyorum tam fermuarı kapatacağım, fermuar bozuk olan dişten dışarı çıktı. Hahahha yani artık sinirlerim boşaldı gülmeye hatta kahkaha atmaya başladım.

  • Ne oldu Gürkan niye gülüyorsun?

Diye soruyor haklı olarak Nicholas.

  • Yahu çadırın fermuarının dişi bozuktu biliyorsun. Şu an yerinden çıktı, kapısını kapatamıyorum dışardaysan bir el atta şunu yapalım. Hahahah.

Tabi ki de o noktada kapıyı en baştan tamir etmeyeceğim, yanımdaki lastik kancalarla kapının her iki yanını birbirine yakınlaştırıp sabitledik böylelikle güçlü bir rüzgardan da etkilenmeyecek bir hal aldı. Ulan ne gün ama her şey üst üste geldi. Gidon çantası içinde ıslanan yukarıda saydığım cihazların hepsinin içlerine kadar işleyen suları döktükten sonra tulumun içine koydum. Müthiş bir rüzgar ve sağanak yağış altında geceyi geçirip bir gün sonra da 1 km ilerdeki Arjantin sınır kapısına gittik.

Diz bitik durumda, pedallarken çok zorluyor fakat yapacak bir şey yok. Ağrı kesicilerle yola devam. İlk kasabadan 4 gün uzaklıktayız. Sınır geçtikten 3 km sonra belimize kadar gelen başka bir nehir daha geçtik. Eğer kış ayında bölgede su bu kadar yüksekse yazın nasıl merak ediyorum. Paso Riyo Mayar dan gelecekte geçecek olan bisikletçiler geçmeden önce O’Higgins’daki polislerden bilgi alırlarsa çok daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.

Bu sınırı geçtikten sonra M40 anayoluna üçüncü günümüzde 11:30 gibi vardık. İyi bir performansla aslında bu yol 2 günlük yoldu. Yol üstünde iki tane çiftlik var. Birinde insanlardan izin alıp üstü kapalı bir yere çadırlarımızı kurduk, diğerinde izin alacak kimse olmadığından ve geceleyin Patagonya çölünde deli bir rüzgar estiğinden çiftlikteki depoya izinsiz girip içerde çadırlarımızı kurup bir gece konaklayıp sabah erkenden yola çıkıp ve M40’a vardık.

M40’a vardığım yoğun bir kamyon trafiği ile de karşılaşmadım.

Oldukça zor bir rotaydı fakat değerdi. Hem de her pedalına değerdi. Evet bir çok elektronik eşyamı kaybettim. Bunların içinde en çok e-kitabımı kaybettiğime üzüldüm fakat yaşanan anlar çok değerliydi. Görmeye değer, yaşanmaya değer geçitlerden biri Paso Riyo Maya. Güney Amerika’da tur yapan her bisikletçinin bu tecrübeyi yaşamasını canı gönülden isterim.

El Chalten’e vardığımda yol karşıma başka bir dünya gezginini çıkardı; Javier. Yaklaşık 7 yıldır yoldaydı. Paso Riyo’da geçirdiğim kazada sadece elektronik eşyalarımı kaybetmedim, sağ diz kapağımda da kocaman bir şişlik hala duruyordu. Burada da bir süre dinlemem şarttı. Javier ile birlikte ucuzdan bir otel bulduk ve orada konakladık. Bu arada Nicholas 2 gün kadar gerimde, konakladığımız bir köyde bir süre daha kalmayı istedi. Hem ucuz internet bulmuştu hem de kalacak yer çok ucuzdu. Ben de kalmayı düşünmüştüm fakat yanımda para kalmamıştı. Nakit konusunda Nicholas ile de anlaşamadığımdan yola devam etme kararı almıştım. Sonrasında El Chalten’de kaldığımız noktaya Nicholas da geldi.

El Chalten Arjantin’deki ikonik noktalardan biri. Filtz Roy Dağı bu noktada bulunuyor. Kış aylarında geldiğimden dolayı parkta kimse yok. Yolun yarısından fazlası zaten karlar içinde. Yanımda zirveye gidecek çanta veya karlı alanda yürüyecek kramponlar da yok. Sezon dışı olduğundan zaten şehirde açık bir yer bulmak oldukça zor. Marketlerde sebze ve meyve yok, abur cubur desen oldukça az, olan da çok pahalı ve tadı tuzu bir halta benzemiyor. Otellerin hepsi kapalı 3-4 hostel açık o kadar. Kasabada yaşayan kişi sayısı da oldukça az. Fakat kasabadaki kamp ekipmanları satan merkez açıktı ve oradan bot, çanta krampon kiralanabildiğini öğrendik. Bisikletle dünya turu yapmamızın avantajı ve Javier’in tatlı dili sayesinde hem kiralamayı ucuza getirdik hem de kramponları bedavaya aldık. Sonuç; bir sonraki gün Filtz Roy Dağı’nda zirve de çadırın içindeydik.

Sırt çantası ile gezmek hakikaten bana göre değil. Lan belim koptu arkadaş. Gerçi ekipman o kadar kaliteli değildi, ayrıca ayakkabı da ayağıma vurdu. Eee kiralık eşyalarla ancak bu kadar olur. Ama güzel maceraydı. Kışın bölgede yukarı doğru yürüdüğümüzden alanda gezinen pumaların ayak izlerini her yerde görebiliyorduk. İzler taze ve hayvalar hiç de uzağımızda değiller. Fakat bölgede 2 gün gezmemize rağmen bir tanesine bile rastlamadık.

Akşam zirveye vardığımızda çadırı kurmak için önce karları bir güzel eziyoruz, alt zemini hazırlıyoruz sonrasında Javier’in 5 mevsim çadırını kuruyoruz. Tabi o noktaya kadar gelmişken gece çekimi yapmadan olmaz. Saatler kuruluyor ve gece çadırdan dışarı çıkıyoruz ki abooooooooooooooo!

  • Lan her yer puma ayak izleri ile dolu.
  • Gürkan sen içerde ışık ile ilgilen ben dışarda makinayı otomatik programa alacağım, bu arada avazımız çıktığı kadar bağırıp korkutalım hayvanları.
  • Tamamdır.

Bazı arkadaşlar puma insana bir şey yapmaz, gördük fotoğrafladık falan filan dese de şöyle bir bilgi vermekte fayda var. Kış aylarında avlanmanın az olduğu dönemlerde bu hayvanların yaşam alanlarında gezmek ekstra risk almak demektir. Özellikle geceleri yani avlanma saatlerinde dışarıda olmak bu riski iki katına çıkartır. Bu yüzden pumalar bir şey yapmaz korkmanın alemi yok falan demek yanlış. Bu hayvanların 2016 yılında Carretra Austral bölgesinde bir tur bisikletçisine saldırdığını bölgedeki çiftçilerden öğrendik. Adamı hayvanın elinden yoldan geçen aracın içindekiler zor kurtarmış. Ha bizim yaptığımız da büyük bir riskti, fotoğraf makinam olmadığı için Javier çektiği fotoğrafları benle paylaştı.

Ertesi gün, gün doğumunu izlemek de efsane bir olaydı. Sabah bir dolu fotoğraf çektik. Aşağı iniş serüvenimiz başladığında çıkıştan daha zor olduğunu anladım. Yürüyüş batonlarının olması ise hakikaten bu inişi daha kolay bir hale getirdi. Fakat şu bir gerçek ki bir daha böyle bir alana kamplı tırmanırsam kesinlikle kendi malzemelerimle tırmanmayı tercih ederim.

Biz aşağı indikten bir gün sonra Nicholas da bize katıldı. Dediğine göre hemen hemen tüm yolu rüzgara karşı pedallamış ve çok yorgumuş, bu yüzden birkaç gün bu noktada dinlenip sonrasında zirveye çıkıp geri gelip El Calafate’ye öyle geçecekmiş. Biz de bir sonraki gün yola çıkalım dedik. Benim bacağımın durumu biraz daha iyi, hala tam randımanlı pedallayamasam da tam bir tur attırabiliyorum.

Ertesi gün yola çıktığımızda bir rüzgar vardı of inanılmazdı. Fakat rüzgar bu sefer arkamızdan esiyordu ve saatte 45 kilometre ile 55 kilometre arasında hızım değişiyordu. Javier’in bisikleti 28 jant olduğundan ve ince teker taktığından asfaltta benden daha hızlı gitmesi gerekiyordu fakat bisikletindeki yük benimkinden 20 kilo kadar fazlaydı (ilerleyen günlerde bisikletleri kantara sokup baktık). El Chalten’den El Chalafate’ye bisikletle 2 günde çok rahat gitmiştik. İkimizin de El Calafate’de evlerinde kalacağımız arkadaşları vardı:

  • Javier arada bir akşamları buluşup sohbet edelim. Perito Moreno buzulana da birlikte gidelim.
  • Bisikletle mi gidelim yoksa bir ulaşım aracı ile mi?
  • Belki evinde kalacağım Laura’nın arabası vardır ve onla gideriz, ben sana haber veririm.

Laura ile bir ortak arkadaşımız sayesinde tanıştık. Kendisinin El Calafate’de yaşadığını ve uygunsa onda kalabileceğimi söylemişti ve benim geldiğim dönemde kendisi de uygundu. Şehrin dışında müstakil bir evde kalıyordu. Evin arsasını almış ve inşaatını da kendi yapmış. Bu sürecin bölgede çok zor olduğunu söyledi. İstediği malzemeleri şehirde bulmak çok zor olmuş. Evi o kadar güzel döşemiş ki bu manzaraya karşı bir ev ancak bu kadar zevkle döşenebilirdi. Kışın gittiğimizden dolayı pek rüzgar olmadığından manzaranın keyifle seyredildiğini söyledi fakat yazın çok ciddi rüzgar olduğundan evin çatısından, orasından beresinden bir dolu ses geliyormuş. Bazen evin yıkılacağını bile düşünüyormuş.

Yapı maliyetleri işçilik çok pahalı, zaten bölge pahalı, bir yerde akşam yemeğine gitsen restoranda falan en az 200 TL’den çıkarsın. Laura’nın mutfağı çok güzel ve manzaralı olduğundan hemen her akşam evde yemek yaptık. Kendisi aslen Brezilyalı, anne baba Alman göçmeni. Brezilya’da televizyondaki dizilerde sanat yönetmenliği yapıyormuş.

  • Merak ettiğim bir konu var. Eskiden dünyanın birçok yerinde Brezilya dizileri seyredilirdi. Kendi ülkemi de bu ülkeler arasına sokabilirim, sonrasında ne olduysa Brezilya dizileri ortadan zamanla kayboldu. Bunun bir sebebi var mı?
  • Tabi ki de. Geçmiş dönemlerde üniversitelerdeki özellikle medya sektörü ile ilgili eğitimin içeriği değiştirildi. Zaman ilerledikçe de ne iyi bir yönetmen ne senaristler yetişti. Brezilya medya sektöründe dizi filmler olayı da bitt

Yani ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemeyeceğim fakat 20 senedir televizyonda çalışan birinin illaki bu konuda biraz tecrübesi vardır.

Javier’e de dediğim gibi Perito Moreno buzuluna hep birlikte Laura’nın aracı ile gittik. Arabaya bindiğimizde Laura:

  • İkinizde yıllardır dünyayı geziyorsunuz yaptığınız yolculuklarda sizi hala şaşırtan yerler oluyor mu?

İkimizin cevabı da tabi ki de hayran kaldığımız ve şaşırdığımız durumlar oluyor fakat sanırım herkesle aynı ölçüde değil. Fakat Perito Moreno’yu görüpte bir vaouv çekmemek mümkün değil. “İşte bu an da o anlardan biri!” dedim. Hakikaten manzara süperdi. Fakat bu bölgeye yazın gelindiğinde buzulların kırılma sesleri ve görüntüleri eminim ki çok daha güzeldir. Kış mevsiminde gidildiğinde rüzgar olmadığından buzların kırılma sesleri duyulmuyor veya suya düşen büyük buz kütleleri olmuyor.

İlerleyen günlerde Nicholas yine bize katıldı ve hep beraber EL Calafate’de American Hostel’de kaldık. Javier, Nicholas ile El Chalten’de sadece iki gece aynı oda da kalmıştı ve Nicholas’ın uykusunda bağırma ve uyur gezerlik durumunu görünce rahatsız olup odayı değiştirmişti. Bense bir aydan fazla bir süredir Nicholas ile seyahat ettiğimden onun bu olayına alışmıştım. El Calafate’de de aynı hostelde birlikte kalınca Javier odayı değiştirmişti.

Her iki tur bisikletçisi de oldukça iyi. Evet anlaşamadığımız birbirimize kızdığımız anlar oldu. Fakat arkadaşlığımız dostluğumuz hala devam eder. Hani her ikisi ile de uzun soluklu turlara dünyanın her yerinde çıkarım.

El Calafate’den ilk yola çıkan ben oldum. Javier ve Nicholas çok yavaş hareket ediyorlardı bense hazırdım.

  • Siz yolda yakalarsınız beni, ben çıkıyorum.
  • Tamam ben öğlen çıkacağım. (Nicholas)
  • Ben emin değilim henüz karar vermedim. (Javier)

3 günlük bir yolculuktan sonra Şili’ye geri gireceğiz. Bu yüzden illaki bir yerlerde gene karşılaşacağız kim arkada kim önde hiç önemi yok, zaten tek bir yol var. Sabah erkenden çıkınca rüzgâr arkamdan esti ve hiç beklemediğim bir şekilde 1000 metre tırmanışta yapsam o gün 165 kilometre yol aldım. Haliyle ikisi ile yolda karşılaşmadım. Sonraki gün de 120 kilometre yapıp sınıra yakın bir yerdeki karayolları şubesine bağlı yol yapım bakım onarım merkezine vardım.

Bu alanda ufak bir detay vereyim. Google haritada El Calafate’den çıktıktan sonra rota 40 takip edip Estancia Tapi Aike’ye rota 40 üzerinden giderseniz çok zorlanırsınız. Rota 5 ile ayrım noktası var, o noktada rota 5 asfalt devam ederken rota 40 toprak devam ediyor. Eğer yaz aylarında geçiyorsanız sıkıntı olmayabilir fakat kış ayında bu bölgeden geçiyorsanız bisikletiniz, motorunuz veya aracınız çamura veya kara saplanabilir. Biz kışın geçtiğimizden dolayı buzlu ve karlı bir toprak yol vardı. Rota 5’den gidip , Rota 7 dönmek yolu 50 kilometre kadar uzatıyor fakat tırmanış çok az ve kışın bu yoldan geçerseniz gündüz vakti rüzgar arkanızdan esiyor, öğleden sonra rota 7’de rüzgâr karşınızdan esiyor. Günün sonunda varacağınız istasyonun koordinatları: (-51.289154, -72.183897) Estancia Cancha Carrera

Kara yolu şubesindeki insanlarla bir iki muhabbet ettikten sonra beni arka tarafta yer alan karavanlarında ağırladılar, sobası olan güzel bir karavan verdiler. Akşamına da mangal yaktılar. Of of of nasıl desem, sanırım hayatımda yediğim en güzel kaburgayı bu arkadaşların elinden yedim. Hep derim Arjantin’de ülkenin kuzeyinde, güneyinde, batısında ve doğusunda mangala konmuş eti hep aynı kalitede aynı lezzette yiyorsun. Tam yemeğe oturmuştuk ki gecenin karanlığında yolda bir ışık. Aha Javier, hemen dışarı çıkıp:

  • Javieeeeeeerrrrr sesime gel buradayım
  • Ben Nicholas, Javier gelmedi.

Nicholas? Lan sen 270 kilometreyi nasıl yaptın? günde 60 kilometre ya gider ya gitmezsin ki gece de zaten yol almayı sevmezsin.

  • Oha lan madem bu kadar hızlı gidebiliyordun yolda niye götümüz dona dona her seferinde 50 kilometre aldık ki biz.  (Sonradan araca bindiğini öğreniyorum )

Torres Del Paine’ye giden sınır kapısına Nicholas ile birlikte vardık. Patagonya’yı bisikletle geçen bir çok bisikletçinin çok rüzgarlı dedikleri bir alanı ya hiç rüzgara denk gelmeden veya arkamızdan esen güzel bir rüzgarla daha bitirmiş olduk. Sırada Patagonya’nın başka bir ikonik alanı var. Torres Del Paine

Bir Sonraki yazıyı okumak için lütfen buraya tıklayın 

 

Not: Seyahatimi Eylül ve Ekim 2017 tarihlerinde sosyal medya sayfalarımdan takip edenler geçirdiğim kazayı görüp kaybettiğim ekipmanları yenilemem için destek gördermişlerdi hepsine  tek tek teşekkür ederim ( Destek gönderenler )

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!