Şili Antafogasta’dan San Pedro Atakama’ya oradan da Bolivya’ya devam

Gürkan Genç tarafından 3 ay önce yayımlandı
12 dakikada okuyabilirsiniz

Uzun bir aradan sonra tekrar yazınca hatırlatmakta fayda var. Neden Şili’de bu kadar çok kaldım?

Güney Amerika seyahatime Ocak 2017 de Arjantin Buenos Aires’den yola çıkarak başlamış ve bir ay sonrada Şubat 2017 de Şili Santiago’ya varmıştım. O zaman Büyükelçimiz Gökçen Hanım sağolsun misafir etmişti. Santiago’yu az biraz tanımıştım. Elçilikte katiplerinden Başak, kocası Yiğit, konsolosluk görevlimiz Recep sağolsunlar bir çok konuda yardımcı olmuşlardı. Sonrasında yoluma devam edip kıtanın en güneyindeki şehre Arjantin Ushuai’ya Eylül 2017’de varmış sonrasında kıtaya başlangıç noktam olan Buenos Aires’e geri dönmüştüm. Ardından sırası ile Uruguay, Brezilya’nın güneyi, Paraguay ve Arjantin’in kuzeyini bitirip tekrar Şili’nin Başkenti Santiago’ya Mart 2018 tarihinde tekrar dönmüştüm. Bu sefer uzun kalacaktım sağolsun Büyükelçimiz Gülin hanım misafir etti. Bu sefer Mine Poge ile Şubat 2017’de yazmaya başladığımız dört seriden oluşan çocuk kitaplarını bitirmeye karar vermiştik. Mayıs 2018 yılında babamın kanser olduğunu öğrendim. Yaptığım bütün projeleri bırakıp 6 sene sonra Türkiye’ye geri döndüm. Babam döndüğüme çok üzülmüş, ağlayarak “Sen neden geldin?” diyordu. Sadece gülümsemiştim. 2 ay boyunca sadece ailemle vakit geçirip, 28 Ağustos 2018 tarihinde Şili’ye geri dönüp önce babamın gitmemi çok istediği Paskalya Adası’na gitmiş sonrasında da ülkenin kuzeyine doğru yola çıkmıştım.

Bisikletimde oluşan bir hasardan dolayı da ülkeden çıkmama 500 km kala tekrar Santiago’ya dönmek zorunda kalmıştım, 15 Kasım 2018. Beş gün boyunca her gün ailemle, babam ile internet üzerinden sohbetler yapmıştık. 20 Kasım 2018 tarihinde babamın gece uykusunda vefat ettiğini öğrenmiştim. Öğlene de ailem ve arkadaşlarım babamı Gölbaşı’nda yer alan aile mezarlığına defnetmişlerdi.

Bu yazıyı yazdığım gün 12 Şubat 2019. Dünya turumdan dolayı yıllardır babamdan ayrıydım. Çocukluğum ve gençliğim de böyle geçmişti. İlkokul, lise yıllarında O hep şehir dışında çalışıyordu, üniversite yıllarımda ben Ankara’da değildim. Sonrasında da hep ayrıydık ama bağlarımız hep çok kuvvetliydi, birlikte olduğumuz her fırsatta gezer, sohbet eder, bir şeyler üzerinde tartışır kafa yorardık. Şimdi O’na mesaj yazamıyorum veya O’ndan mesaj gelmiyor. Ölmeden önce bana okumam için kitaplar göndermişti. “Baban sana ne bıraktı?’’ diye soran olabilir. İşte bu kadar, 15 tane kitap bıraktı. Böyle bir babam vardı. Dünya turumun kalan yolculuğunu O’ndan bir daha mesaj gelmeyeceğini bilerek yapmak, turu bitirdiğimde karşılayanlar arasında göremeyeceğimi bilmek koyuyor. O’nu bir daha göremeyeceğime alışmak, kendimi alıştırmak zor. Bu yolculukta ne kadar çok düştüğümü arada bir yazıp paylaşmıştım anılarımda. Bu seferki düşüş fiziki olarak değildi. Ruhum çöktü toparlaması da kolay olmuyor. Ne yapabilirim ki? Yola çıkmaya hazırım tekrar yol iyi gelecektir. Hep öyle oluyor kendimi kötü hisettiğim de bisiklet iyi geliyor. Bu süre zarfında  Şili Santiago da bana destek olan Büyükelçimiz Gülin hanıma, Diplomatımız Yeliz hanıma, içişleri müsteşarımız Ahmet Bey’e, Konsolosluk görevlimiz Recep Bey’e teşekkür ederim. Ayrıca beni hiç yalnız bırakmayan Elif, Gonca, Viviana’ya da çok teşekkürler.

“Gürkan Genç Demir Atlı Adam” derken benim de demirden olduğumu düşünenler oluyor.  “Neden Şili’desin, Şili’de fazla kalmadın mı? Neden Şili?’’ Yazılarım okunmadığı için yaşanılan süreçten haberdar olunamıyor. Ama işte ne desem ne yaptıysam da olmadı. Neticede kafama göre sevdiğim şekilde turuma devam edeceğim. Yıllardır nasıl devam ediyorsam o şekilde devam

Antofagasta’ya bu sefer tek başıma döndüm. Uzun bir aradan sonra yola tek başıma geri dönüyorum. Halbuki tek başıma seyahat ediyorum diyorum hep. Bu uzun arayı vermeden önce Johny ile birlikte pedallamıştık. Sonra Mine ile kitapları bitirebilmek için Santiago’da durdum. Daha önceden de durmuştum, bu ikinci uzun duruşumdu başkent Santiago’da. İkinci seferde Büyükelçimiz Gülin Hanım sağolsun misafir etti. Kaynakçının hallettiği bisikletle en son kuzeyin en büyük şehri olan Antofagasta’ya varabilmiş buradan da başkent Santiago’ya Elif ile beraber dönmüştük. Bıraktığım noktaya geri geldim. O zaman Elif ile şehri pek gezmediğimden 1-2 gün fazladan kalıp şehri gezmeye karar verdim.

Şili’de kuzeyin en büyük şehri, başkenti olarak geçiyor. Uzun bir sahil şeridi, bu sahil şeridi boyunca güzel bir bisiklet yolu, güzel balık lokantaları, büyük bir liman ve bu limanla gelen berbat bir koku. Denizden uzaklaşmaya başladıktan üç metre sonra şehirdeki yükseklik artmaya başlıyor, 1 km gitmeden %10 eğimle şehrin ara sokaklarına tırmanmaya başlıyorsun. Kaldığım birkaç günde şehrin sokaklarında anlamsızca yürüyüp öyle boş boş deniz kenarında uzaklara baktım durdum. Bir şey düşünmeden, hayal etmeden, sorgulamadan, uzun bir süre denizi seyrettiğim bir yerdi Antofagasta.

Sonrasında odama döndüğümde bisikletime dokunup;

  • Hazır mısın yolculuğa zor bir rota bekliyor bizi. Hazırsan çıkalım Nazlı.

Cevap verse güzel olurdu tabi. O da ben de başımıza neler geleceğini nasıl serüvenler atlatacağımızı bilmiyoruz. Bu arada Kron un 2011 de benim için imal ettiği 3 kadronun sonuncusu bu adını da Nazlı koydum.

Şehirden çıkış direkt tırmanışla başlıyor deniz seviyesinde 0 metreden önce 1.450 metreye rahat bir tırmanış, sonrasında da 1800 metre ve Calama şehrine varıncaya kadar hafif hafif tırmanıyor yol.

Yol boyunca loverlander telefon uygulamasından çadır kuracak güvenli yerler bulmak mümkün. Calama’dan önceki köyde öğlen yemeği yediğim yer bisikletle gezdiğimi öğrenince önce yemekte indirim yaptılar sonra bana bedavaya yer verdiler akşam ve sabah kahvaltısından da para almadılar.

Bazı yabancı insanlar “Şili halkı misafirperver değil’’ dese de, Şilili olup kuzey insanı için “Soğuk insanlardır, güneyliler kadar sıcakkanlı değillerdir’’ dese de görüldüğü üzere insan olmanın kuzeyli, güneyli veya Şilili olmakla bir alakası yok. Tekrar ediyorum bu ülkeyi hakikaten seviyorum. Keyifle pedalladığım ve vakit geçirdiğim bir ülke oldu. Amma velakin çok pahalı arkadaş ya. Harbiden pahalı.

Calama’ya vardığımda Avusturalya’da yaşayan ve Güney Amerika seyahatine çıkan Birgül’den bir mesaj geldi:

  • Gürkan eğer San Pedro’ya birkaç gün sonra varacaksan ben de oradayım görüşelim.

Vivina da mesaj attı: “Ben de San Pedro’yu tekrar görmek isterim en son 20 sene önce görmüştüm.’’ dedi. Bu buluşmaları ayarlamam için haftasonuna denk getirip Calama’dan öyle ayrılmam gerekiyordu . Bir gece itfaiyed e kaldım her zaman ki gibi  sonraki gün de Calama içinde yer alan bir kamp alanına gittim. Calama-San Pedro arası bisikletle 1 günlük mesafe.

Kamp alanında iki tane karavan; biri Almanya plakalı diğeri Arjantin plakalı fakat etrafındakiler sanki bu kıtadan değiller gibi. Haliyle bisikletle içeri girince her iki karavan sahibi ile de tanışıp muhabbet ettim.

Almanya’dan yola çıkan Ursula ve Robert hemen hemen Güney Amerika’nın tamamını karavan ile gezmişler. En son Bolivya Uyuni ve Şili San Pedro’den buraya doğru gelirken radyatörleri delinmiş ve buraya kadar gelmeyi başarmışlar. 20 gündür bu kamp alanında kalıyorlarmış çünkü Tofaş marka araçlarının bu sorununu burada kimse halledememiş. Bunlar da Avrupa’dan yeni radyatör siparişi vermişler. www.welt-erleben.ch Tofaş gibi bir markanın dünyanın dört bir yanında servis ağı, yedek parçası vardır diyorsun ama bu ünlü turistik bölge (Atakama Çölü) yakınlarındaki hiçbir büyük veya küçük şehirde buna çözüm bulamamışlar. Yandaki karavanda gezen 4 kişi de Almanya’dan. Karavanı Arjantin’de satın alıp güney Amerika’yı gezmeye başlamışlar. Onlar da motordaki bir sorundan dolayı 5 gündür buradalarmış. Kamp alanında kaldığım süre zarfında da sağolsunlar bir gece beni yemeğe aldılar. Konumuz gezmenin dışında ülke politikaları, Avrupa Birliği, Türkiye-Almanya ilişkileri. Yabancılarla yaptığım bu konuşmalar da genellikle merak ediliyor. Genellikle karşımda sohbet ettiğim kişilerin ülkem hakkındaki düşüncelerini dinlerim. Ülkemde yaşanan sorunları veya gelişmeleri aktarmaktan daha çok, konuştuğum insanların ülkem hakkında anlattıklarında veya düşüncelerinde belgelere dayalı yanlış bilinen gerçekler varsa onları anlatmaya çalışırım ki genellikle de öyle oluyor.

 

Calama, San Pedro arasındaki yol bisikletle gerçekten çok sıkıcı. Ta ki 3.366 metre çıkıncaya kadar. O irtifadan sonra yokuş aşağı inmeye başlıyorsun o alan güzel. Hatta gün batımına doğru o herkesin aman kesinlikle gidip görülmesi gerekir dedikleri Ay’ın yeryüzü şekillerine benzeyen vadisi olan Moon Valley’i de (Ay Vadisi) gün batımında tesadüf eseri yakalamış oldum. Giriş paralıydı fakat kapıdaki görevliye param olmadığını ve bir daha da buraya gelip bu güzelliği yakalayamayacağımı söyledim. Üstüne kapıları da kapatmışlardı, başka araçta giremiyordu fakat yalvar yakar içeri girmeyi başarmış, insanların meraklı bakışları arasında gün batımının fotoğrafını çekmeyi başarmıştım.

İnsanların meraklı bakışları; fark etmemek mümkün değil. Biraz yakındakiler birbirlerinin kulaklarını eğilip benle ilgili bir şeyler fısıldarlar. Çoğunlukla bayrağımın hangi ülkeye ait olduğunu sorar yanınki arkadaşına. Bilmiyorsa da gelip bana sorarlar ve yaptığım seyahat hakkında bilgi alırlar. Avrupalılar genellikle sadece bisikletimin fotoğrafını çekerler. Eğer benim fotoğrafımı da çekeceklerse izin alırlar. Birileri ile seyahat ederken kendi fotoğrafımın çekilmesini sevmem. Fakat böyle durumlarda hoşuma gider. Onların aklında “Dünyayı bisikletle gezen Türk bir adamla tanıştık” olarak kalıyorum. Çoğu adımı unutuyor hatırlamıyorlar bile ama o cümle akıllarında kalıyor. Dediğim gibi hoşuma giden bir süreçtir.

San Pedro şehrine hava karardığımda girdim. Şehre girdiğimde de şaşırdım. Eee bu şehrin içinde yolları yapmamışlar, toz toprak içinde her yer. Şehrin görüntüsü ve yolların olmayışı tam bir kovboy kasabası imajı oluşturmasa da andırıyor. Hayır madem otantik bir kasaba yapacaksın arnavut kaldırımını daya git arkadaş. Şehrin bazı yerlerine yapmışlar Arnavut kaldırımını, sanırım gelecekte kalanına da yaparlar. Hem ülkenin en pahalı şehirlerinden biri ol, hem de şehirde dışarı çıktığında üstün başın toz toprak içinde kalsın.

Santiago’dan Viviana ve Güney Amerika gezisini yapan Birgül’le buluşmak için ayarladığımız Pangea Hostel’e gidiyorum, bir gün önceden gelmiş oldum. Birgül’ün de sonradan bu kaldığımız hosteli ayarladığını öğrendik, en mantıklı en ucuz hostel buydu şehirde. Bu kasabada yapılacak etkinlikler arasında bir dolu seçenek vardı.

Bu şehirde kaldığımız süre zarfında 4.300 metre yüksekliklere çıkıp volkanları gölleri ve flamingoların dinlendikleri alanlara gittik. Bir başka gün buzulları görmeye gittik.

Sabah 4’de gittiğimizden manzara oldukça güzeldi. Viviana sürekli “Sen niye üşümüyorsun, nasıl böyle ince kıyafetlerle geziyorsun?’’ diye sorup durdu. Bazı anların tarifi yok maalesef. Bu bedenin soğuğa alışma süreci kolay olmadı. Neyse San pedro – Atakama turistlik pahalı bir çöl, ıssızlık ortamını gelenlere kısmen yaşatan bir yer. Gelen giden zaten aa burada neler yapılıyormuş bakar eder internet sayfalarında. Bu şehirde en güzel işi de şehrin çıkışında Arjantin ve Bolivya sınırına doğru giderkenki alanda yer alan Fransız Cafe’si yapıyor. Ekmek ve sabah kahvaltısından sanırım en güzel, en karlı iş. Hem dükkan sürekli dolu hem de tura çıkacak olan bütün araçlar ekmeklerini bu dükkandan alıyorlar. Kendilerini tebrik ederim.

6 Mart günü 2.400 metrede yer alan San Pedro’dan yola çıktım. İlk kampımı 3.640 metrede Volkan Licancabur’a bakarak yaptım. Oldukça rahat bir tırmanıştı. Asfalt olması tabi ki de büyük bir avantajdı. Sonraki gün sınır kapısının bulunduğu 4.666 metreye geldim. Peeehhh. Bu sınır kapısındaki gümrük alanını 1 sene önce yapmışlar. Daha önce şehirden çıkmadan damga vuruluyormuş. Şimdi ise son model bir sınır kapısı yapılmış. Hito Cajon geçidini kullanarak Bolivya’ya ve çok merak ettiğim bu ülkeye giriş yapıyorum, hadi bakalım.

Bir sonraki yazıyı okumak için lütfen buraya tıklayın 

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!