Sen planlarını yaparken hayatta kendi planlarını yapıyor.

Gürkan Genç tarafından 5 ay önce yayımlandı
18 dakikada okuyabilirsiniz

Santiago’da kalıp kalmama konusunda pek emin değildim. Fakat bir noktada güzel imkan ortaya çıktı ve biraz İspanyolcamı geliştirebilirdim. Ayrıca okumayı istediğim kitaplar ve Mine Poge ile birlikte yazdığımız kitaplarım var. Eğer Santiago’da kalırsam bunların hepsini yaparım dedim ve kalmaya karar verdim.

Santiago’ya bundan 1 sene önce gelmiştim. O zaman da yaklaşık 20 gün kalmıştım yani şehri az çok biliyorum diyebilirim. Şehirleri pek sevmesem de bu şehri seviyorum. Bu şehri en çok sevmemin sebeplerin başında şehrin içinde yer alan 274 kilometre uzunluğundaki bisiklet yolları geliyor. 2005 yılında ülke genelinde bir karar alınmış; tüm şehir, kasabalar ve köylere bisiklet yolu yapılacak. 2017 yılı boyunca Şili Santiago’dan Şili Punto Arenas’a kadar giderken (yani kıtanın en ucuna doğru) yolda her köyde, kasabada bisiklet yolları gördüm.

Öyle göstermelik yollar değil. Ciddi anlamda şehrin ulaşım işleyişine katkı sağlayabilecek güzel yollar, ışıklandırma sistemleri mevcut. Sanırım okullarda da bu konu ile ilgili eğitimler veriliyor. Fakat Santiago şehri hepsinden farklı. Avrupa’nın bile birçok başkentinde şehir içinde 274 kilometre uzunluğunda bisiklet yolu görmek mümkün değil. 2018 yılının başlarında yapılan bir araştırmaya göre sadece Santiago’da 1 günde bisiklete binen kişi sayısının 1 milyondan fazla olduğu tespit edilmiş. Başkentin nüfusu 6 milyondan fazla. Yıllar içinde bisiklet kullanımı artmış, hızla artmaya da devam ediyor. Bu artış bisiklet sektörüne de bir canlılık getirmiş. Bisiklet kullanımının artması ülke genelinde sağlık sektörüne giden hasta sayısını da düşürmüş. Başkent Santiago’da da fark edilir derece düşüş olmuş. Ayrıca ekonomiye olan katkısı da gözlemlendikten sonra bisikletle ulaşım konusunda daha iyi çalışmaların da yapılmasına başlanmış.

Ek yollar ilave edilmiş, kırmızı ışıklarda beklediğinde güzel detaylar yapılmış. Güzergaha göre bisikletçi bulma oranı artmış. Ülkede bisiklet ile alakalı tam 21 kanun var. Hepsini tek tek inceledim. Mesela Türkiye’de yanlış hatırlamıyorsam karayolları kanununda sadece 2 tane vardı. Görünen o ki bu olay kısa vadede gerçekleşen bir durum değil. Fakat ben inanıyorum ki vizyon sahibi bir belediye ve ulaştırma bakanı ile imkanı olan ülkelerde bu ve benzeri çalışmalar daha hızlı bir şekilde yapılabilir.

Biliyorsunuz ki birçok şehirde bisiklet istasyonlarından bisiklet alıp sonra geri istasyona bırakıldığı bisiklet kiralama servisleri var. 2018’de dünya genelinde başlamış olan cep telefonu uygulamasından yol üstündeki bir bisikleti uygulama aracılığı ile alıp sonra da istediğin yere bırakma servisi veren Mobike sistemi bu ülkede de var (2018 Nisan ayında bu uygulama Türkiye’de sadece bir iki üniversitenin kampüsü içinde vardı. İstanbul genelinde olması için çalışmalar yapılıyordu) Sistem çok güzel çalışıyor. Telefondaki uygulamadan en yakındaki bisikletin nerede olduğunu görüyorsun. Yanına gidiyorsun, telefondan programın içindeki barkot okutucusunu açıyorsun. Bisikletin ön gidonundaki barkot alanını okutuyorsun. 5 saniye içinde bisikletin arkasındaki kilit sistemi açılıyor. Gideceğine yere kadar bisikleti kullanıyorsun. Bu arada program seni gps üstünden takip ediyor. Kaç kilometre, kaç kalori yaktığını da görebiliyorsun. Hedefine ulaştığında bisikleti uygun bir yerde bırakıyor, arka tekerdeki kilit sisteminden tekerleği kitliyor ve işine gücüne bakıyorsun. Bu sırada sistem ödemeyi senin kredi kartından otomatik olarak yapıyor. Tabi bu sistemi kötü amaçlı kullanalar yok mu, var.

Mesela adam bisikleti almış evinin balkonuna koymuş veya kapalı otoparkının içine koymuş, ya da arabasının bagajına koyup bir yerlere götüren var. Kafası iyi olup nehre atan var. Yani sevmediğimiz tiksindiğimiz canlı formundan dünyanın her noktasında var. Fakat bu canlılar da var diye bu tarz şeyleri yapmamazlık olmaz. Korkmadan doğru bildiklerimizi insanlık için yapmaya devam etmemiz gerekiyor.

Mesela bu ülkede sevdiğim başka bir uygulama da trafiğe çıkan araçlarla ilgili. Yeni teknolojiye sahip olmayan araçlar veya havayı kirleten araçların şehrin merkezine girmesi haftanın bazı günlerinde yasak. Halkı toplu taşıma araçlarına yönlendiriyor. Ha gücün varsa yeni araba da alabilirsin. Gerçi bu da araç sektöründe satışlarda bir hareketlenme yaratır.

İspanyolca öğrenme konusunda şu zamana kadar pek istekli ve hevesli değildim. Cidden bu dili öğrenmek istiyorsam kursa gitmek için paraya ihtiyacım vardı. Ben o parayı genellikle yoldaki ihtiyaçlarıma, projelerime veya ihtiyaç duyduğuna inandığım kişilere harcadığımdan öyle kıyıda köşede biriktirdiğim bir param hiç olmadı. Güney Afrika’da durduğum dönemde bir ay kursa giderek İspanyolca ile ilgili temel bir şeyler öğrenmiştim fakat sonrasında ülke içinde konuşmayarak öğrendiklerimi de unuttum. Santiago’da da baktığım kursların hemen hepsi aylık 700 dolar ile 1000 dolar arasındaydı. Gerçi Şili Santiago Güney Amerika kıtasında İspanyolca dilinin öğrenileceği en son ülke der herkes. Bunu ülkenin yerlileri de söylüyor. Bütün kıta İspanyolca konuşuyor deniyor, bunlar için Chileno dilleri var diyorlar. Tabiki de İspanyolca biliyorsan anlıyorsun fakat dil içinde sadece bu ülkede kullanılan çok fazla kelime de var. Mesela Türkiye’deki Türkçe ile Türkmenistan’daki Türkçe gibi. Türk Büyükelçiliği’ndeki herkese yabancı dil kursu veren Maria’dan rica ettim; bana hafta bir veya iki saat gelip ders verecekti. Elimdeki para belli, toplu vermiyorum. Ayrıca istediğim zaman ders alıp istediğim zamanda almama gibi bir güzelliği de var. Bu sayede de az biraz bir şeyler öğrendim, en azından artık derdimi anlatabiliyorum. Onun dışında İspanyolcayı cidden iyi konuşmak için sanırım 3 ay Bolivya veya Peru’da ciddi bir kursa gidip eğitim almak en güzeli. Güney Amerika’ya gelen birçok gezgin de bu konuda Bolivya, Peru veya Guentamala’yı tercih ediyorlar.

Dili öğrendikçe günlük yaşamda kullanılan argo kelimeleri hatta küfürleri de öğrenmeye başladım. Dünyanın hemen her yerinde benzer argo kelimeler kullanılıyor. Üstelik kadınlar da erkekler de o sevilmeyen küfürleri kullanıyorlar. Tabi kullanılmamasını arzu eden isteyen gruplar da burada da var. Fakat gençler ağızlarından argoyu eksik etmiyor diyebilirim.

Türkiye’de bir tarihte dağ filmleri festivaline Elif Üzer tarafından konuşmacı olarak davet edilmiştim. Kendisini o zamana kadar tanımıyordum. Sunum sonrasında evime doğru giderken beni yolda yakalayıp:

  • Gürkan Gürkan, bir dakikan var mı bir şey konuşmak istiyorum.
  • Tabi var.
  • Öncelikle tekrar teşekkür ederim. Bu sana ufak bir hediyem (bir adet buff). Bir sorum olacak. Gördüğün gibi ben ufak bir kadının. Acaba benzer bir yolculuk yapabilir miyim?
  • Sunumda Japonya’ya giderken yolda karşılaştığım Belçikalı Elena’dan bahsetmiştim. Hemen hemen senle aynı boydaydı. İpek yolunun tamamını Avrupa’dan başlayarak bisikleti ile geçti Elif. Yaparsın.

Elif ile bu konuşmadan sonra yıllarca görüşmedik konuşmadık, ne yaptığını da bilmiyordum. Elif de Eylül 2012 tarihinde Türkiye’yi terk etmiş, Kuzey Amerika’ya gidip orada bisiklet turu için ekipmanlarını toplamış ve Ekim 2012 yılında bisikleti ile yola çıkmış. Yavaş yavaş Kuzey Amerika’dan Orta Amerika’ya oradan da Güney Amerika’ya kadar gelmiş. Bu anılarını internet sayfasında www.nuzerel.com  , Instagram adresinde ve Facebook’da paylaşıyor. Güzel de yazıyor. Sponsoru yok. Yolda duruyor, çalışıyor, para biriktiriyor; kazandığı ile yoluna devam ediyor. Seyahat yazılarını takip edip bazı arkadaşlar “bu dijital hayat , yolda reklam almak, satış yapmak , sponsorla gezmek seyyahlıktan gezginlikten insanı uzaklaştırıyor”  diye çok dert yanarlar. Alın size sponsorsuz gezen Elif Üzer. Ha sponsor istemiyor mu? İstiyor, istemez olur mu? Ama olan yok. Türkiye’nin bisikletle en uzun seyahatini yapan kadınıdır kendisi. Biz kendisi ile tekrar Santiago’da buluştuk. Sohbetler, muhabbetler.. Bir gün bende yemekler yapıyoruz, bir gün onun evinde, sonrasında bisiklet turları. Belki Eylül 2018’de Bolivya’ya doğru birlikte yola çıkarız kim bilir.

Bir gün Elif’e telefon açtım hadi gel Turco Bomberos’a gideceğiz dedim. Turco Bomberos’u bundan bir sene önce Santiago’ya geldiğimde ziyaret etmiştim. O dönemde kendileri bazı destekler istemişlerdi. İtfaiyecilerin eğitimi ve bir araç. 2017 yılında Güney Amerika’nın en büyük yangılarından biri Şili’de çıkmış, dünyanın dört bir yanından ülkeye yardım gitmişti. Bizim ülkemizden o dönem bu ülkeye bir yardım gitmemişti. Ben de durumu sosyal medyamda paylaşmıştım. Türkiye Belediyeciler Birliği, Tika ve Orman Genel Müdürlüğü’nden arkadaşlar benim seyahatimi de takip ediyorlarmış. Hemen geri dönüş yapıp 1 sene içinde Şili Santiago’daki Turco Bomberos’a bir tane araç gönderdiler ve çalışanlarından 4 kişiyi de Türkiye’ye eğitime aldılar. Açık söylemem gerekirse ben de bu duruma çok şaşırmıştım. Haliyle şehre tekrar gidince de davet ettiler ve ben de Elif ile birlikte gittim. Santiago’nun o bölgesindeki 5 itfaiye istasyonunu Elif ile birlikte gezdik. Her bir istasyonun asıl görevini öğrendik. İstasyonların her birinde kaza durumuna göre müdahale edebilecek araçlar vardı. Sağ olsunlar birçok konuda da bilgi verdiler.

Daha önceki gelişimde şehirde bulunan Mustafa Kemal Atatürk lisesinden bahsetmiştim hatta bu okulda öğrencilere bir sunum vermiştim. Bu geldiğimde de gene bir sunum verdim.  Ayrıca 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını da bu okulda Büyükelçimiz, diplomatlar ve öğrencilerle birlikte kutladık. Fotolara bakıp Türkiye’de olduğumuz düşünülebilirdi. Santiago Türk Büyükelçimiz Gülin abla hakikaten çok içten ve başarılı bir diplomat. Muhteşem bir enerjisi var ve bunu işine de çok güzel yansıtıyor. Elçilikteki tüm diplomatlar da onu çok seviyorlar.

Santiago’da bulunduğum sıralar Şili Savunma Sanayi fuarı da yapıldı. Bu fuara Türkiye’den de 3 firma katılmıştı. Aselsan Otokar ve Aselsan’ın bir yan şirketi Lityum pil üreten hangisiydi unuttum. Hafta sonu halk için açık olan dönemde fuara gittiğimden Aselsan  mühendisleri ile görüşemedim. Onlar  alıcılara tanıtımını yapıp gitmişler.  Aslına bakarsanız bence bir fuara gidildiğinde yetkililerin son gün son saate kadar orada durması gerekmektedir. Yahu belki Savunma bakanı veya bu tarz silahların satın alımı ile ilgili kişi Halk gününde ziyaret edip bilgi alacak nereden biliyorsun ki o gün oraya gelmeyeceğini. Otokar  da ki arkadaşlarla sohbet ettik.  Altay tankının ihalesinin neden BMC ye verilmesi ile ilgili bazı detaylarda öğrendim. Ayrıca Şili’de çıkarılan en önemli madenlerin başında lityum yer alıyor. Haliyle Askeri harici batarya sistemlerinde Aselsan’ın yan kuruluşu orada olduğu için oldukça önemli görüşmeler yaptığımdan şüphem yok.  Yol anılarımda yazmadığım fakat Şili’de ABD ortaklı Lityum madenlerine girip konakladığım ve gözlemlediğim bir dönemde var. Onları da bir ara anlatırım.. Türk Svunma Sanayinin Şili’de kazandığı ihaleler de var. Gerçi bunlar bir çok ülke de var da bazı sebeplerden dolayı dile getirilmiyor ve haliyle ülkemizde durum hakkında bilgisi olanlarda sadece bu işlerle ilgilenenler.

Santiago’ya Mart 2018’de geldiğimde konaklama sıkıntısı yaşamadığımdan dolayı uzun süreli kalmaya karar verdiğimi söylemiştim. Uzun süredir seyahatimi bilen, takip eden arkadaşlar “Kitap ne zaman çıkacak” diye sorup duruyorlardı. 2013 yılında Finlandiya’da katıldığım bir organizasyonda bir tur bisikletçisi çok güzel bir fikir vermişti. Seyahat kitapları tarzının biraz daha dışında bir kitap yazma fikri. Kitaplar hem çocuklar için hem de bizler için olacaktı. Fakat bunun için çocukları daha iyi anlamam gerekiyordu. Hatta çocuk sahibi olmam gerekiyordu. Kitap çalışmasına ilk olarak kuzenimle başladık fakat kuzenim bu çalışmayı yapamayacağını söyleyip devamını getirmedi. 2015 yılında bu projeyi rafa kaldırmıştım. 2017 yılında Mine Poge ile (kendisi takım arkadaşım olur) bu projeye birlikte el attık ve 2018 Nisan ayında 4 kitabı da bitirdik. Çocuklara okuduk, aileler okudu ve hakikaten güzel bir iş çıkarttığımızı anladık. Herkese hitap eden muhteşem 4 kitap  yazdık. Birçok yayın evine gönderdik. Kitap satış fiyatının üzerinden yazarlara toplamda %6 – %10 verip üstüne 4-5 yıl yazacağımız yeni kitaplarda, başka alanlardaki yayın haklarında veya yurt dışı yayınlarında haklar istendi. Anladık ki bu ülkede yazarın pek bir hakkı yok. Nasıl bir seyahat yaptığımı öğrenmek isteyen arkadaşlar bu sayfaları okuyabilirler. İnternet herkesin elinin altında var ve burada yazanlar bedava. Böylelikle kitap yayınlama maceramı kafama uygun bir yayın evi buluncaya kadar veya ben bastırıp satıncaya kadar rafa kaldırmış durumdayım. Olur da bir gün yolda bana bir şey olursa kardeşimde ve Mine Poge de kitapların örnekleri var. Bir şekilde o kitapları basarlar merak etmeyin. Ama ben hayattayken bu kafa yapısında ki yayın evleri ile bir halt yapmam!

Günler günleri kovalarken ailemle internet üzerinden sohbetler yaparken bir süredir babam ile bir türlü görüşmelerimi denk getiremedim. Aradığımda da telefonlara cevap vermiyordu. Kardeşimi aradım babam nerede diye bir şey sordum, sonrasında annemi aradım ona da aynı soruyu sorunca ve farklı bir cevap alınca ortada bir terslik olduğunu anladım. Durumu izah etmelerini istedim. Babam hastanede çıktı, tam da o gün testlerin yapıldığı günmüş ne olduğunu anlamaya çalışıyorlarmış.

Aradan birkaç gün geçti ve annem telefon açtı durumu anlattı. Nazofarenks kanseri, beyinde büyük bir tümör ve metastas sonucunda da akciğere sıçramış 4. Seviye. Bu seviyeye gelene kadar da da anlaşılamamış. Radyoterapi yapılacakken metastas olduğu öğrenilince kemoterapi şart denmiş. Beyindeki tümör alınamayacak durumdaymış ona da yapılacak bir şey yok denmiş ve durum babama da anlatılmış. Kemoterapi kararı da babama bırakılmış ve direkt ben o acıları kaldıramam, zaten çok kötüyüm istemiyorum demiş. Son olarak da “Gürkan’a söyleyin dönmesin.” demiş. Her şeyi dinledikten sonra telefonu kapadım.

Odada olduğum yere çöktüm. Saat kaçtı hatırlamıyorum. Babam ile birlikte geçirdiğimiz anları hatırlayarak anılar içinde kaybolup gittim. Yerimden kalktığımda hava kararmıştı. Gözlerim acıyordu oturup hüngür hüngür ağladığımdan değil, ağlayamadığımdan sanki tüm gözyaşları içeri akmıştı. 39 yaşındayım ve hiç böyle bir acı hissetmemiştim. Yaşadıklarımdan dolayı hep benim başıma bir şey geleceğini düşünmüştüm hatta bu turu bitiremeyeceğim de çok defa aklıma gelmişti. Evden ayrılırken de belki bir daha ailemi göremem de demiştim. Hayattayken seni sen yapan örnek aldığın idolün olan insanın öleceğini bilmek kabul etmesi zor bir durum. Gidip konuşmam görmem lazım. Anneme telefon açıp

  • 1 veya 2 aylığına geri dönüyorum anne.
  • Oğlum baban “Gürkan geri dönmesin” dedi.
  • Yola çıkarken sizlerden izin almadım, yoldayken de kimse nereye gideceğime ne yapacağımı söylemedi! Döneceğim dediğim zaman da kimseden izin almıyorum. 2 aylığına gelip babamla vakit geçirip geri yoluma devam edeceğim. Hayattayken onla vakit geçirip konuşmayı ve gelmeyi tercih ediyorum. Babama döneyim mi dönmeyeyim mi diye sormuyorum : )  Yakında görüşürüz.

Bir baba bisikletle dünya turu atan bir oğlu varsa ne der ki? Baba olsam ne derdim? Dünya turu atan 6 senedir birçok zorlukla başa çıkmış yılmamış, her düştüğünde ayağa kalkmış ve yalnız olan oğluma “Oğlum ben hastayım dön beni gör?” mü derdim? Eğer babam bunu deseydi vah vah adam aklını da yitirmiş derdim. Babasının oğlu olduğum için ben de oğluma “yoluna devam et”  derdim. Bunu da içtenlikle derdim ve eğer dönerse üzülürdüm. Tabi ki babamı üzmek istemiyorum fakat şu durumda ona sarılmak, bu yaşadıklarımı yaşamama vesile olduğu için sarılıp tekrar teşekkür etmek istiyorum. Şu yüz yılda canından çok sevdiği oğlunu kaç kişi böyle bir seyahat etmesi için cesaret vermiştir ki?  Geri dönüp bir süre birlikte vakit geçirmek istiyorum. Yıllardır hep derdim sadece ailemi özledim

Önce sponsorlarımı aradım durumu anlattım. Atılım Üniversitesi’nin sahibi Yalçın amca ile konuştuğumda “Bilet alma sakın ben ayarlıyorum.” dedi. Bu arada yakın arkadaşım Zeynep Köksal da döneceğimi duyunca “Gürkan sakın bilet alma ben alıyorum” dedi. Çok kısa bir süre içinde bileti aldığımızdan gidiş dönüş biletleri 3.000 doların üstündeydi. 3 aydır Şili Santiago’da yerleşik düzendeydim. Eşyalarımı bırakmak için elçiliğimizdeki arkadaşlarıma söyledim. Yanıma hiçbir şey almıyorum her şey bırakıyorum. Toparlandıktan sonra yola çıktım.

Şili Santiago’dan Panama’ya oradan İstanbul’a ve son olarak Ankara’ya uzun bir uçak seyahati. Panama’da THY’de çalışan arkadaşlar Türkiye’ye döndüğümü öğrendiklerinde ekonomi sınıfında yanıma kimse oturmasın diye 2 koltuğa bir ayar çektiler, böylelikle 3 kişilik koltukta rahat bir şekilde ülkeye döndüm. Uçak Atatürk Havalimanı’na indiğinde uçaktan inen en son kişi bendim, o uçaktan inmek kolay olmadı….. Havalimanında 1 saatlik rötar vardı, 6 sene aradan sonra çevremde herkes Türkçe konuşuyordu, insanları seyrettim. Garip bir duyguydu. Son uçuşu da yaptıktan sonra Ankara havalimanına geldim. Almaya kardeşim gelmişti. Uzun uzun sarıldık birbirimize.

  • Yaşlanmışın Gürhan.
  • Sen de gençleşmişin abi.

Yol boyunca fazla sohbet etmedik. Sadece Ankara’da nerelerin değiştiğini anlattı. Eve geldik, annem kapıyı açtı, babam elinde cep telefonu ile beni çekiyordu. Herkesin gözü yaşlıydı, evdeki herkes böyle bir buluşma hayal etmemişti. Uzun uzun birbirimize sarıldık. Hayatım boyunca o kadar çok hayal kurmuştum ki bunların büyük bir çoğunluğunu gerçekleştiremedim fakat hep mutluydum şuan da olduğu gibi Şimdi bir süre birlikteyiz eksik kalan sohbetleri ediyoruz. Bu arada okumaya , öğretmeye, espiri yapmaya devam. Babam işte her koşulda en ufak bir değişiklik yok. Öpeyrum.

5 Temmuz 2018 – 28 Ağustos 2018 tarihleri arasında ailemle birlikteydim. 28 Ağustos 21:30’da Güney Amerika’ya Ankara’dan uçakla geri döndüm. Babamın gitmemi istediği yerlere gitmek üzere hazırlıklara başladım. Eylül 2018 tarihi içinde de tekrar yola koyulurum.  Ailemle geçirdiğim bu süre zarfında ve sonrasında uzun bir süre  sosyal medya sayfalarım da  herhangi bir paylaşım yapmadım. 6 yıl sonra Ankara’da  ailemle geçirdiğim bu süreci internet sayfama yazar mıyım yazmaz mıyım onu da bilmiyorum.  Yola çıktıktan sonra tekrar yazmaya başlarım. Herkese sevgiler saygılar

 

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!