Rüzgar misali Kuzey Kenya’yı bisikletle geçmek.

Gürkan Genç tarafından 4 sene önce yayımlandı
14 dakikada okuyabilirsiniz

Etiyopya sınırında yanımda kalan son bırları ( Etiyopya parası) ihtiyacı olduğunu düşündüğüm birine verip sınır kapısına yöneldim. Moyale şehrinin bir kısmı Etiyopya’da diğer yarısı Kenya’da.  Sınır kapısına geldiğimde işlemler için beni içeri çağırdılar.  İçerde bankoların durduğu alana baktım hangi açıdan bisikleti görebileceğime karar verip dışarıda kalacak olan bisikleti ona göre bir yere park etim. İçerdeyken bile bisikleti rahatçana görebiliyordum. Ülke dışına çıkarken de parmak izim alınıp fotoğrafım çekildi. Şu durumda ya her sınır kapısının kendi veri bankası  var veya  ülkeden çıkış yaparken bile bu prosedürü zorunlu tutmuşlar.

İşlemleri yaptıktan sonra Etiyopya sınırını geçip Kenya Moyale Sınır kapsına geliyorum iki sınır arası 1 kilometre yok. Yetkiliye pasaportumu veriyorum. Vize sayfamı açıp hemen mührü vuruyor.  Güler yüzlü bir şekilde Kenya’ya hoş geldiniz de dedikten sonra çok rahat bir şekilde ülkeye giriyorum. Çantalarda ne var ne yok hiç bakılmıyor.

Kenya tarafında ki Moyale şehrinde Müslümanların sayısı oldukça fazla. Hepsinin kafasında Arap yarımadasında Umman’da ki Arapların taktığı Fes’e benzen şapkadan var. Etrafta fazla oyalanamayacak kadar yorgunum 7 gün içinde Nairobi de olmam gerekiyordu.  Son 10 gündürde aralıksız pedallıyorum.  Sınır şehrinde 10$ 20$ arasında kalacak yer bulmak mümkün.  Kalınabilecek en iyi yerde kaldım.  Etiyopya hakikaten çok yordu ve önümde 800 kilometrelik bir alan daha var. Umarım tırmanış yoktur haha.  Eğer varsa zamanında başkente varamayabilirim.

Sabah saat 4:30 da uyanıp bisiklet çantalarını toparladım.  Müslimi yedim ve dışarı çıktım. Hava tam aydınlanmamıştı. Yeni bir ülkedeyim fakat Peter’ın tecrübelerine güveniyorum. Etiyopya gibi olmayacaktır. Derin bir nefes alıp pedala yüklendim.  Birkaç sene önceye kadar bu yolun tamamı toz toprak içindeydi asfalt olayına yeni girmişler. Fakat bu Asfalt yol da, belli aralıklarla var. Henüz tamamını bitirememişler. Gördüğüm kadarı ile bir iki seneye kadar biter.  80 veya 100 kilometrelik bir alanını da Türk firması Gülsan yapıyor. Mühendisleri mesaj attı biz buradayız kampımızı görürsün falan dendi fakat yolda sadece araçlarını görebildim ki onları da Kenyalılar kullanıyordu. Ayrıca bende o yolda öyle bir kadans yakalayıp tempolu sürüyorum ki açıkçası bir noktada da durup mola vermekte pek istemiyorum sonrasında kalkışı zor oluyor. Eğer mola verdiğim bir noktada kamp alanı denk gelseydi güzel olurdu fakat denk gelemedim.

İlk  gün Moyale’den çıkıp Bubisa yakınlarına kadar geldim. Yol bazen asfalt oluyordu bazen toprak fakat genel olarak yolun durumu iyidi diyebilirim. En azında Etiyopya da ki gibi değildi. Sonraki günlerde de yolun performansı hemen hemen aynıydı. Her şehir girişinde asker pasaport kontrolü yaptı. Rüşvet durumu hiç olmadı hatta şakalaştıkları veya sohbet etmeye çalıştıkları alanlarda vardı. Kuzeydeki Askeri popülasyon ülkenin güneyinde yok denecek kadar az.

 Halkın bir iki fotoğrafını çekmeye kalktım bağırdılar, kızdılar sonrasında bir daha kamerama hiç dokunmadım. Ülkenin kuzeyinde ki kadınların takıp takıştırdıkları takılar oradan buradan buldukları kapaklardı. Çok renkli çok güzel fotoğraflar çıkabilirdi fakat ne bu insanlar fotoğraf çektirmeyi seviyordu nede benim durup insanları ikna etmeye sohbet etmeye vaktim vardı.  Aslında Gopro kameramın göğüs aparatı ile çok güzel kareler yakalayabilirdim fakat dediğim gibi başkente varmak için  acele ediyordum.

Hal böyle olunca Etiyopya’dan beri süre gelen yüksek kilometreleri de yapmaya devam ettim. Hakikaten bir noktaya varmak istediğimde varıyorum.  Moyale den çıktıktan sonra 156, 162, 159, 60, 112, 94 kilometreler şeklinde bir seri yapıp Kuzey sınırında Nairobi’ye 6 gün içinde ulaşmayı başardım. 

Kuzey sınırından Isolo’ya kadar olan 532 kilometrelik alanda tam bir çöl ortamı olmasa da kurak bir ortam hakimdi. İrtifa 600-800 arasına değişti.  Etiyopya’nın o iniş çıkışlarından sonra toprakta olsa düz bir alanda pedallamak oldukça iyidi. Fakat  Isolo’dan sonra  45km lik bir tırmanış var. 800 metreden 2600 metreye %10 eğimli bir tırmanış. bu tırmanışı yaparken 3-4 çocuk gördüm ulan çocukları görünce hemen psikolojim değişti.  Para istediler bende el kaldırıp selam verip yola devam ettim. Dönüp bir arkaya bakım dedim ki bir tanesi yerden taş alıyor.

–          Gelir seni eşek sudan gelinceye kadar döverim haa

Diyerek yüksek sesle de bağırınca hemen kaçtılar.  Zirveye vardığımda Kasumi Tarım arazisine ulaştım. Tam tepede Louis ‘nin hediyelik eşya dükkanı var. Bahçesinde kalıp kalamayacağımı sordum tabi ki de gel kal dedi.  Çadırı kurmadan önce dükkanına girip bir bakmak istedim. Kurutulmuş meyveler satıyordu.  Hemen iki poşet kuru üzüm aldım.  Dükkanın hemen yanında da tarladan toplanmış patateslerle patates kızartması yapıyorlardı. Ohh süper bu yorgunluk üstüne yemek yapmakla uğraşmayacaktım. Günlerdir tuz yemiyordum ki bugün ki tırmanıştan sonra da artık vücut tuz bitti sinyali verdi : )

Çadırı kurdum, patateslerde hazır oldu. Çadırın hemen yanında piknik masası da vardı oraya  kurulmdum. Tam bir iki lokma aldım ki BMW motorlarının  sesini uydum.  “leeeeeeynnnnnn J.”. Koşarak kapıya gittim 3 motorlu. Hemen yanlarına gidip selam verip sohbete başladık.  Bu adamlar 2 seneden sonra yolda karşılaştığım ilk turculardı. Oh be sonunda gezginlerin rotaya girmeyi başardım.

Gelin arkada çadırlık yer var isterseniz burada konaklayabilirsiniz desem de onlar için gün bitmemişti. Sanırım altlarındaki motorla hava kararmadan 50-60 km daha giderlerdi.  Arkadaşlar Güney Afrika’dan yola çıkmışlar Mısır’a doğru gidiyorlar. Benim nerden geldiğimi sorduklarında ve bende söylediğimde. Motorlarını durdurdular kasklarını çıkardılar. Bir tebrik ettiler.  Etiyopya’da izlediğim yolu sordu bir tanesi.  Hemen bale dağı rotasını verdim. Tamam benim için oldukça zor bir noktaydı. Biraz ızdırap çektim fakat onlar orada çok eğleneceklerdir. Tam da bu makinaların yolu. Yüksekliği ve yolun durumunu anlatınca çok şaşırdılar ve sonrasında tekrar senin ki bisiklet mi, motorsiklet mi diye de sordular.  İnternet sitemin adresimi verdim ve Cape town a doğru  gittiğimi de söyledim orada da evlerin misafir edeceklermiş. Bakalım orada görüşebilecek miyiz : )

Kasumi Tarım arazisi oldukça büyük Ufuk çizgisine kadar tarlalarıve seraları görebiliyorum.  İrtifa 2000 üstünde ve toprakta hemen hemen Etiyopya da ki ile aynı sayılır. Ekilen ürüne göre yılda 4 defa hasat alma durumu var. Bölgede yaşayan bir çiftçi ile konuştum.  Yetişen ürünlerin yurt dışına çıkarıldığını biliyor fakat hangi ülkeye çıktığını bilmiyor.  Tarım arazisi dikenli tellerle çevrilmiş.  Telin olduğu alanla yol kenarı boş. Halkta o boş alana kendi için kullanıyor.  Yaklaşık 50 kilometre kadar bu tarım arazisinde pedalladım.  Kendimi Almanya da pedallıyormuş gibi hisettim. Çünkü bu denli modern tarım makinalarını ve çeşitliliği olan büyük tarım arazilerini en son orada görmüştüm.

Kenya’da bulunduğum süre içinde aklımda kalanlar

Wow ne kadar çok tarım arazisi var

Wohu ama çok büyük baş ve Küçük Baş Hayvan var

Yuh Buralar Karadeniz gibi yem yeşil yahu her yer orman

Vayy be kaç nehir var böyle

Len  burası hiç belgesellerde gözüktüğü gibi değil.

Bu durumu bir gece kamp attığım ve misafiri olduğum bir okulun öğretmenlerine de söyledim ve gözlemi mi şu şekilde dile getirdim.

“1000 metre üstünde çok verimli topraklarınız var. Yanlış bilmiyorsam bazı ürünlerde yılda 4 hasat alabiliyorsunuz.  Küçük baş ve büyükbaş hayvan sayınız 45 milyonluk ülkenizi besleyebilecek durumda gibi gözüküyor. Kırsalda özellikle 1000 metre üstünde halkın büyük bir çoğunluğu Çiftçi diyebilirim hepsi ekiyor biçiyor seralarda çalışıyor. Olmadı çobanlık yapıyorlar. Gördüğüm kadarı ile teknolojiden de faydalanıyorsunuz. Fakat gel gelelim ülkenizde açlık olduğu gibi tarım ekonomisi ile de ülkeyi ayakta tutamıyorsunuz.  Yolda gelirken hemen hemen birçok okulda Avrupa birliği, Kanada, Amerika v.s v.s desteklerini gördüm veya bazı yabancı ülkeler hastaneler açmış. Ulusal park girişlerinde mutlaka bir yabancı kuruluşun destek verdiğini gösteren amblemler var. Eminim ki bunları, ekolojik dengeyi ve vahşi yaşamı korumak ve Afrika’nın kalkınması için bedavaya yapıyorlardır. Fakat bunları yaptıktan sonra hükümetinize “ülkenize böyle böyle destekler yardımlar veriyoruz bunun karşılığında bize şurada bir tarım arazisi verseniz ücreti neyse biz onu da hallederiz sıkıntı yok diyip bu arazilerin tamamını yabancılara mı verdiniz? Ayrıca hayvancılıkta da çok iyisiniz bu hayvanları yurt dışına mı gönderiyorsunuz? 

Bu soruyu sorduktan sonra öğretmenlerden biri bana şu soruyu yöneltti.

–          Kaç aydır Kenya dasınız?

–          4 gün oldu

Hepsi birden gülmeye başladılar ve “Gürkan Bey dediklerinizin üstüne tek bir cümle söylememize gerek yok olay budur”  Yani halk elinde nasıl bir toprak ve zenginlik olduğunun henüz farkında değil. Bu Etiyopya’da da böyleydi. Kenya’da da böyle. Çoban hayvanını çiftçi ürününü yurt dışına satıyor demek isterdim fakat öyle değil adamlar zaten toprağı satın almışlar. Burada ektiriyor biçtiriyor yerli adamı cücük kadar maaşla kendi toprağında çalıştırıyor.  Mesela bir sera gördüm ürünler ingiltereye gönderiliyormuş. Bu arazide çalışan tüm işçilere firma baraka yapmış. Aylık 80$’a çalıştırıyor. Kırsalda hayat ucuz.  yerliye ucuz bana farklı fiyat veriliyor. Gözümün önünde 1.5 Litre suya  1$  veriyor benden 2$ istiyor Beyaz Adam Ücreti ( Muzungu Priece) bunu kendileri de söylüyorlar.

Beyaz adam Etiyopya’da Faranjiydi burada oldu Muzungu.  Hayatım boyunca birilerine ten renginden dolayı böyle bir ad takmadım.  Sanmıyorum ki bizim Anadolu köylerinde de Afrika dan gelen birinin  yüzüne karşı “hey kara adam bir baksana” demez kimse.  Bana beyaz adam diyorlar fakat ben onlara “yes Black man” diye cevap verince de sinirleniyorlar. Çok enteresan bir durum.  Benim ona  “efendim siyah adam” dememle oluyorum ırkçı ama o beyaz adam demekte özgür çünkü onun ülkesine gelmişim.  Bu hakkı kendinde görüyor.

Nairobi’ye yaklaşırken bir kere daha fotoğraf çekmek için fotoğraf makinamı dışarıya çıkardım ve Pazar alanının fotoğrafını çekiyordum ki bir kadın geldi. Neden fotoğrafımı çekiyorsun dedi. Onun fotoğrafını çekmemiştim bile. Eğer fotoğrafını çekeceksem parasını vermek zorundaymışım.

“ Fotoğrafını çekeceğim kadar güzel biri olmadığın için senin fotoğrafını çekmedim merak etme!! Pazar alanının fotoğrafını çektim” diyince ağzı bir karış açık kaldı. Sonrasında kendi dilinde konuşarak bir şeyler söyledi.

Kenya içinde kamp alanları bulmak mümkün. Geceliği  5$ olan bu kamp alanlarında restoran ve duş imkanları da oluyor.  Uzun bir aradan sonra kaldığım kamp alanlarından birinde ilginç bir olay yaşadım. Çadırı kurarken iki kuş bölgede ötüp duruyordu. Bu kuşların sesleri de hakikaten çok kötüydü. Anladığım kadarıyla onların bölgesine çadır kurmamı pek istemiyorlardı.  Kuşlardan bir tanesi çadırın yakınına kondu bende fotoğrafını çekip . Kuş Fotoğrafçısı aynı zamanda Takım arkadaşım olan Burçin’e  fotoğrafı gönderdim

–          Burçin’im bu kuşun adı nedir?

–          Gürkanım o kuşa Hadada İbis veya Hadada aynak denir. Bizdeki kel aynağın akrabası olur

–          Yahu ben hayatımda bu kadar kötü öten başka bir kuş daha ne duydum ne gördüm Burçin

–          Hahaha Bölgesine girmişsindir. Büyük ihtimalde rahatsız olmuştur senden

Neyse hava kararınca sustu. Fakat sabah 5 gibi çadırın yanına gelmiş. Tamda benim kafamın olduğu tarafta bir öttü. Çadırın içinde hopladım. Ulan beeenn senin diyerekten bir dışarı çıkışım var. Tabi böyle ani dışarı çıkınca hemen kaçtı.  Normalde çadıra yaklaşan hayvanları duyardım fakat bu artık nasıl sessiz sedasız yürüyüp o kadar yaklaştıysa hiç duymadım. Çadıra gelene kadar da bağırmıyor çadırın yanına yaklaşıp orada bağırıyor. Büyük ihtimal merak etti tüm gece kurguladı sonra eyleme geçti hahah. Sonrasında  bu hayvanı kimse sorsam herkes aynı şeyi dedi. Ülkenin en fena ses çıkartan kuşuymuş kendisi : ) mimlenmiş bu konuda.

Nairobi şehrine 30 kilometre kala bisiklet yolu başladı. Şehir içinde bisiklet kullanımı oldukça fazla. Bisiklet yollarının görüntüsü veya konforu o kadar iyi değil fakat kullanılabilirliği oldukça yüksekti. En azından arabaların giremeyeceği kadar dar ve yüksek bariyerler koymuşlar. O alan içinde rahat rahat gittiğimi söyleyebilirim.  Bu arada şehre varmadan Ekvator çizgisini de geçmiş oldum.  2013 de Finlandiya’da Kuzey Kutup dairesi , 2015 de Kenya’da ekvator çizgisi geriye kaldı Güney Kutup dairesi. Oraya’da 2017 de varırım gibi gözüküyor.

Büyük Elçiliğimize geldiğimde artık bacaklarım sızlıyordu ve oldukça yorgundum. Elçiliğimizde Ticaret Atşemiz Selman Bey ile tanıştım. Civarda kalınabilecek güzel bir Guest House  önerdi. Bisikleti ve eşyaları elçilikte bırakıp sadece tek bir çantamı alarak oraya gittim.  Bir sonraki günde Nairobi’den Dubai aktarmalı Muskat’a uçakla geçtim. Tarih 22 Ekim 2015 yani 1 Kasım 2015 seçimlerine yetişebilmiştim. Umman’dan bisikletimle geçerken ikametimi aldırdığım Muskat şehrinde oy kullanabilecektim..

Kenya Fotoğrafları

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!