Paskalya Adası, Easter Island, Rapa Nui hangi ismi beğenirseniz, favorim Rapa Nui. O halde Rapa Nui seyahati diyelim

Gürkan Genç tarafından 1 ay önce yayımlandı
24 dakikada okuyabilirsiniz

Rapa Nui veya Easter Island bizdeki adı ile de Paskalya Adası. Bisikletle dünya turuna çıkarken babamın “Buraya da gidersin” dediği bir noktaydı ve ben de giderim demiştim. Şili bisikletle dünya turumda en fazla konakladığım ülke oldu. Bu ülkeyi güneyinden kuzeyine, doğusundan batısına da çok güzel gezdim. Bu adaya da gitmezsem olmazdı.

Paskalya Adası’na sadece Latam Havayolları’nın Şili’nin başkentinden kalkan uçağı gidiyor. Bu uçak günde bir sefer yapıyor fakat bu sefer saatleri de değişiyor. Aynı uçakla gittim, günler sonra da aynı uçakla da geri döndüm. Adanın ana karaya uzaklığı 3700km. Bu kilometreyi de Şili’nin Caldera şehrini baz alarak söylüyorlar.  Yolculuk yaklaşık 6 saat sürüyor. Bineceğim uçağı görünce “Yahu bu bildiğin kıtalar arası uçaklardan” dedim. Uçağın üzerinde havayollarına ait bir amblem yok. Kıtalar arası uçan o uçakların ilk modellerinden. Soğutma sistemi genel, uçakta herkes dondu, 6 saatlik uçuşta gösterilen video sadece 2 tane. Bir tanesi çocuklar için diğeri yetişkinler için ve ingilizce altyazısız ispanyolca dilinde. Giderken bir sandviç dönerken de tavuk salatası verilen bir uçuş. Uçuş sırasında kaptanın “Latam havayollarını tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz.” sözünden sonra suratımda bir tebessüm oluştu. Yahu başka havayolumu var buraya uçan? Olsaydı siz o bilet fiyatını nah 1100 dolar yapardınız. Evet, bu adaya uçmak öyle ucuz falan değil. Güney Amerika’ya geziye gelen bir gezgin için bu para birkaç ülke gezisi demek hatta onu geçtim bu fiyat Güney Amerika-Türkiye gidiş dönüş uçak bileti demek. Kaldı ki adadaki konaklama, market alışverişi veya restoran ücretleri de, ana karadan kopuk bir vaziyette, çok pahalı. Kısacası gezmeye gelmek için her anlamda pahalı bir ada. Bisikletle dünya turunda Arap yarımadasında Bahreyn ve Afrika’da Zanzibar’dan sonra benim de üçüncü ada tecrübem olacak.

Ada yukarıdan kuş bakışı oldukça güzel gözüküyordu. Baharın ilk ayının son günlerinde adaya gelmiştim (23 Eylül 2018). Uçaktan inince hemen pantolonumdaki paçaları çıkartıp şort haline getirdim. Sıcak ve biraz da rutubet vardı. Bu küçük ada şu zamana kadar gördüğüm en güzel havalimanlarından birine sahip. Ahşaptan ve çatısı kurumuş bitkilerden yapılmış. Hemen girişte orijinal Moai’ler (o meşhur taş heykeller) gelen yolcuları karşılıyor.

Şu bilgiyi de vermekte fayda var: Yazıda sıkça göreceğiniz iki kelimeden biri olan Ahu: Heykellerin durduğu platform, Moai de taş heykeller demek.

İç hatlar uçuşu olduğu için bu adaya gelirken istediğiniz kadar yemek getirebilirsiniz. Normalde Şili’ye yiyecek, içecek sokmak oldukça zor. Arkadaşım Viviana ile birlikte 4 gün 3 öğün yiyeceğimiz tüm yemekleri ve içecekleri bir valize koyup adaya getirdik. Her ikimizin de 23kg hakkı vardı ve tam limitte geldik. Bu yolculuğu olabildiğince ucuza getirmeye çalıştık. 4 günlük ada seyahatimizde yaptıklarımızı ve yapmadıklarımızı ücretleri ile birlikte şu şekilde özetleyeyim.

Yaptıklarımız:

Bisiklet kiralamak 1 günlük kişi başı 23$

Araç kirası 1 günlük 50$

1 gece 2 kişilik restoranda akşam yemeği (makarna, balık, iki kadeh içki 60$)

4 gün otel kirası 272$ (adada çadır kurmak yasak bu da bulabildiğimiz en iyi fiyattı)

Adaya iner inmez havalimanında alınan yabancıya 80$, Şili vatandaşına 40$ olan 10 gün süreli milli park bileti. Bu bileti her ziyaret ettiğiniz alanda kapıda görevlilere gösteriyorsunuz.

4 gün için adada yapılan market alışverişi 54$ (9 Litre su 14 küçük elimin içi kadar ekmek, 10 dilim kaşar, 1 adet soğan, 2 adet domates, 1 adet biber,  6 kutu içecek, 200gr et )

Şunların hepsini yapmak 539$ denk geliyor. Ülkesi ekonomik sıkıntı yaşayan bir Türk için ve internet sayfasının geliri Türk lirası olan bir seyyah için yukarıdaki para bu tarihlerde 3315$ etkisi yapıyor. Gönül isterdi ki bu saydıklarıma 539TL vereyim. Gün gün neler yaptığımızı da kısaca şöyle özetleyeyim:

  1. Gün uçak öğleden sonra 14:30 gibi indi. Şehirde eşyaları otele bırakıp çıktık. Şehir içindeki plaja gidip sonra da şehir mezarlığını gezdik. Şili’nin başkenti Santiago’da adaya gelmeden önceki son iki gün boyunca meze restoranda sabah 11 gece 11 saatleri arasında sürekli çalıştığımdan oldukça yorgundum. Bu yüzden ne yürüyecek takatim vardı ne de başka bir şey. Bu günü dinlenerek geçirip sonraki günlere enerji toplamak şarttı ve şehir içinde 6 kilometrelik bir yürüyüş yaptıktan sonra otele geri döndük. Adada kaldığımız 4 gün boyunca en güzel gün batımı da bugün gerçekleşti ve biz o gün batımını göremedik 🙂

 

  1. Gün adanın güneybatısını ve şehir merkezini yürüyerek gezdik. 26 kilometre yürüyüş sırasında Rano Kaou kraterine Reinja Karo tarafından sahilden yürüyerek çıktı Orongo’ya kadar sahil tarafından tırmanarak gittik. Yol veya bir patika yok, gps’den bakarak gidiliyor.  Sonrasında kraterin çevresinde tam bir tur atıp Ahu Vinapu’ya kadar indik. Yol izi veya patikalar bu alanda da yok. Bodur çalılar var. Uzun pantolon ve bir botla bu alan yürünebilir. Bölgedeki şahsa özel araziler var, çitlerin yanından yürünebiliyor. Havalimanı arkasından şehre girip günü bitirdik. Bu gün içinde gezdiğimiz diğer noktalar:

Ahu Tautira

Saint Peter burnu

Poko Poko Sahili

Ahu Vai Uri

Ahu Ko te Riku

  1. Gün 46 $’a iki tane bisiklet kiraladık. Bisiklette yama pompa vermiyorlar sadece bir kask veriyorlar. Bisikletin lastiği patlarsa gelip bisikletinizi değiştiriyorlar. Telefon açabilmeniz için de tekerleğin patladığı yerde sinyal olması şart. Adanın öbür ucunda bisikletimin tekeri patladı. Sinyali bulduk firmayı aradık 30dk sonra gelip bisikleti değiştirdiler. Ek ücret alınmıyor. Diğer bisiklet kiralama dükkânları da yama seti vermiyorlar ama aynı zamanda gelip bisikletinizi de değiştirmiyorlar. Patladığı yerden şehre yürüyeceksin diyenler oldu. Firma sahibine neden yama seti vermiyorsunuz diye sordum? Daha önceleri veriyorlarmış fakat sonrasında verilen yama setleri geri iade edilmemiş. “O halde bisiklet kiralanırken 3000 pesoya satılan yama seti için 6000 peso’yu geçici olarak isteyin. Müşteri döndüğünde size seti iade ederse 6000 pesoyu geri verin, yok iade etmezse zaten 3000 peso kardasınız.” dedim. Yetkilinin bakışı “haaaaaaaaaaaa lan ben neden bunu düşünemedim bakışıydı.” Bu gün içinde 68 km bisiklete binip ada içinde toplamda 922 metre bisikletle tırmanış yapıp üstüne de 11 kilometre yürüdük. 1 gün içinde adada bisikletle nerelere ulaşabildik:

Ahu Secreto

Ahu Huri Aurenga

Puna Pau (Moai’lerin tepesindeki şapkaların yapıldığı dağ)

Ahu Hanga Poukura

Ahu Koe Koe

Ahu Oroi

Ahu Runga Vae

Hanja Tetenja

Ahu Vai Moai

Ahu Tu’tu Tahi

Ahu One Makihi

Manau Nui

Ahu Tonjariki  (Meşhur Moai)

Rano Raraku  (Taşların yapıldığı Krater)

Ahu Taharoa

Hiro’s Trumpet  (Taşlar üzerinde desenlerin olduğu yer)

Ahu Nau Nau (Meşhur Moai)

Ahu Aure Huki (Meşhur Moai)

Anakena plajı (Adanın en güzel plajı)

Bu noktadan sonra da şehre geri döndük. Bisikleti bir önceki akşam 19:30’da alıp Ahu vai Uri’deki gün batımını seyretmeye gittiğimizden bugün içinde akşam 19:30’da vermek zorundaydık ve tam zamanında 68 km pedalladıktan sonra bisikletçiye geri ulaşmıştık. İki günlük bu performans sonrasında Viviana dağılmış vaziyetteydi. Yorgunluktan konuşamıyor ve bedenindeki her yer ağrılar içindeydi. Eh bu adaya bir daha gelme ihtimalimiz düşük. Hazır gelmişiz görmek gezmek şart. Yazık oldu tabi benle gezince de. 🙂

  1. Gün Viviana dinlenme günü olsun dedi ve bir araba kiraladı. Ama pek öyle olmadı. Bu sefer de bisikletle zamanımız yetmediği için girmediğimiz o ara yollara girip göremediğimiz yerleri görüp gene 17 kilometre arazi de yürüdük.

Ahu Akivi

Ahu Vai Teka

Ahu Hanga Pakurna

Ahu Tarakiu

Ahu Hanga Te’e

Ahu Uranga

Ahu Akahanja

Ahu Tutahi (Buraya giderken bozulmamış bir iki Moai vardı, ıssız yerler)

Hare Moa (Bu alanda bir tane de mağara var ve Tonjariki’nin orada koruma altına alınmış bir Moai’den çok daha iyi formda olan bir başka moai var fakat turistlik bir alan olmadığı için korumaya gerek duymamışlar, yakından inceleyebiliyorsun.)

Ahu Mahatua (Bu noktadan sonra sağlam bir tepe yürüyüşü var. Önce Taheta adında küçük yıkıntılar sonra da tepede iki tane mağara var. Yol izi falan yok çalılar içinde yürüyorsun. İlginç bir şekilde küçük bir mağaranın içinde bir moai’nin alt bedeni var. Ortalıkta işaret falan da yok)

Ahu Tau A Ure

Anekana plajında olayı bitirdik.

Şehre döndüğümüzde de Ahu Ko Te Riku ve Toki Rapa Nui adlı okulu ziyaret ettik. Geçtiğimiz 2016 veya 2017 yılında kızlar için açılan müzik okuluna Şili Büyükelçiliği ve Dışişleri Bakanlığı olarak destekte bulunmuşuz. İnsan şaşırıyor tabi dünyanın öbür ucunda pasifik okyanusunun ortasındaki bir kız müzik okuluna destekte bulunduğumuzu öğrenince gurur duydum tebrik ederim.

İmkanımız olduğu sürece böyle şeyler hep yapmalıyız, yurdumuzdaki ve yurt dışındaki yeni nesiller için önemli bir konu. Bu arada bu okul Ko Te Riku heykeline çok yakın. Rivayete göre geçmişte kral bu alanı zanaat alanı yapmış ve bölgede bir okul varmış; çanak, çömlek, döneme özgü enstrümanlar yapılırmış. Okulu da buraya yakın bir yere yapmışlar. Fakat şehrin dışında bir yerde diyebilirim. Okula sadece Türkiye destek vermemiş başka ülkelerin de desteklediği bir okul. Yeşil enerji ile çalışan organik tarım alanları olan bir müzik okulu.

 

  1. gün uçağımız öğlen kalktığından dolayı son olarak finali de Antropoloji Müzesi’nde yapıp 5 kilometrelik bir yürüyüş daha yaparak ada macerasına noktayı koyduk, biz de bittik.

 

Adada 65 kilometre yürüyüp 68 kilometre pedal çevirip 75 kilometre de araba sürmüşüz.

Adanın tamamı yürüyerek ve kaçak çadır kurularak girişte verilen 10 günlük ulusal park biletli ile çok rahat yapılır. Bunu yapan birkaç gezgin olduğunu da duydum.

Bizim adada yapmadıklarımız:

Motorsiklet kiralamak 1 günlük 25$

Rapa Nui halkının dans şovunu seyretmek; yemekli 80$ sadece şov 30$

Tüplü dalış 30 dakika 30$

At sürerek yapılan 1 saatlik tur bunun fiyatını sormadım

Gene adanın belli bölgelerinde kano (kayak) kiralanıp gezilebiliyor

Tur rehberi tutmadık.

Buraya kadar adaya nasıl gidilir gidildiğinde neler yapılabilir biz neler yaptık kısaca bunları anlattım.

Diğer taraftan bu ada ile ilgili başka konuları da yazmak isterim. Bu konuları ele alırken siz sevgili okurlara şunu da hatırlatmak isterim.

Gürkan Genç 4 yıllık iletişim fakültesi bitirmiş, bir yıl iletişim ile alakalı sertifka programlarını katılmış, basketbol, voleybol, yüzme, snowboard sporlarını profesyonel olarak ilgi duymuş, askerliğini İstanbul Çatalca ilçe Jandarma Komutanlığı’nda yapmış, çeşitli kurumlarda farklı alanlarda çalıştıktan sonra arkadaşları ile birlikte ortaklık yapıp gıda alanında bir şirket kurup sonrasında her şeyi devrederek son 8 yıldır dünyayı metre metre bisikleti ile gezip 56 ülke gören, bu ülkelerin halkı, devlet adamları medya çalışanları, sporcuları ile bir araya gelmiş, 7 yıldır elektronik kitabı sayesinde yolculuk sırasında okuyan, araştıran ve yazan bir Türk vatandaşıdır. Anadan, babadan doğma bir seyyah, yazar, fotoğrafçı, kameraman veya bir bisiklet sporcusu değildir! Bunları neden yazdım. Bu ada olsun başka yerler olsun buralarla ilgili detaylar yazarken, yılların bana kazandırdığı bilgi, tecrübe, insan ilişkileri ve diğer faktörlerle kazanımlarımı, kendi yorumlarım ve bakış açımla düşüncelerimle özgün bir şekilde aktarmaya çalışıyorum. Gezilen görülen yerleri herkesin aynı şekilde yorumlayıp anlatması mümkün değildir. Bakış açıları, konu ile alakalı bilgileri veya hayal güçleri ile farklı noktalara ilerlemeleri gayet normaldir. Başkalarının gezilen aynı bölge için aktardıkları  fikir ve görüşleri için de keskin şekilde  “hayır o öyle değil böyledir” de demem. Ha başkaları paylaşımlarım için yıllardır der, sıkıntı yok. Argo tabirle benim bu noktada demem gereken cümleyi de siz sevgili dostların hayal gücüne bırakıyorum.

1722’de keşfedilmiş Paskalya Adası ile ilgili ilk yazılı araştırmalar 1850 yılında yapılmış. Adadaki ilk volkan 3 milyon yıl önce, en sonuncusu 40.000 yıl önce patlamış. Bazı araştırmacılara göre adada 3000 yıldır yaşam var bazılarına göre 2000 yıl. Son 100 yılda dünyanın neler yaşadığını okuyan araştıran az çok bilir; 30 yılını da yaşayarak tecrübe ettim ve bu ada ile ilgili elimizde yazılı bilgiler 170 yıllık. Yani çok taze yeni… Bu bilgiler de adada bulunan birkaç şekil ve heykeller üzerinde yapılan karbon yaş testi ve ada halkının dilini öğrenen ve onların anılarını dinleyen bilim insanları ve kaşiflerin anıları ve gözlemlerinden ibaret.

Günümüzde dahi hala fikirler düşünceler yazılır çizilir. Adada rehberlerin de anlattığı sosyal hayatla ilgili hemen hemen her şey mitolojik. Taşları yapmak için ağaçları kullandılar, birbirlerini yediler vs vs bunların hiçbiri tam olarak kanıtlanamamıştır. Kanıtlayamayacaklarını da söylüyor bilim insanları! Bilim insanları fikir görüşlerini aktarmış, karbon testi yapanlar da konuya yaklaşabildikleri kadar bilimsel yaklaşmışlardır. Kaşifler de anılarını paylaşmışlardır. Ben de yukarıdaki kazanımlarım ışığında kendi görüşümü paylaşayım.

Yukarıda da belirttiğim gibi ada tarihi ile ilgili bir yazılı belge bulunmamaktadır. Adadaki en büyük petroglif eserlerin bulunduğu alan adanın kuzey batısında Papa Vaka’da bulunuyor, o alandaki en büyük olanıydı.

Moai’lerin (tanrısallaştırılmış heykeller) atalarını temsil ettiği, denizlerdeki bereketi arttırdığı, ada halkını koruduğu, tarım arazisindeki verimi arttırdığı bilim insanları tarafından söylenenler. Söylenenler diyorum çünkü bilim insanları bu adada şu olmuştur bu taşlar şu yüzden yapılmıştır diye kesin bir şey söyleyemiyorlar.

Mesela Norveçli Thor Heyerdahl Kon Tiki adını verdiği ve bu adalardaki insanların kullanabileceği ekipmanlarla hazırladığı teknesi ile 1947’de “Polonezyalılar Güney Amerika kıtasından göçmüşlerdir.” deyip Peru Lima’dan bir seyahate çıkmıştı.  Seyahati yaptığı tekne Norveç Osla’da müzede durmaktadır, bizzat ben de o müzeye bisikletimle dünya turumda uğramıştım. İnsanın bir şeyi yapabileceğine inandıktan sonra neleri başarılabileceğine güzel bir örnek olduğunu da o zamanki Norveç yazımda dile getirmiştim. Paskalya Adası’nın Güney Amerika kıtasına uzaklığı 3700 km. Thor abimiz ve arkadaşları ise yaptıkları tekne ile 101 gün pasifik okyanusunda seyahat edip 6900 km yol alarak Polonezya adalar grubundan Raroia’ya varıyor. Şu durumda eğer Paskalya adasına yaptığı tekne ile gidecek olsaydı 54 günde varmış olurdu. Kon Tiki filmini seyretmenizi tavsiye ederim. 1955 yılında Thor Paskalya adasına uğruyor (uçakla), hatta bu adada yer alan bazı küçük Moai’leri de alıp Norveç’e götürüyor. Kendisi adaya gelip yaptığı araştırmalarda şöyle diyor. “Bu adaya gelen yerliler Güney Amerika kıtasından gelmiştir ve halk taş heykellerin iteklenmesi veya taşınması için ağaçları kullanmıştır.”

Thor’un ilk söylediklerine katılıyorum ada halkının Peru halkı ile bir bağlantısı olduğunu düşünüyorum. Henüz Peru’ya gitmedim fakat yıllardır Peru’daki tarihi yapıları, taş işçiliğini fotoğraflardan görmüşümdür. Taş blokların birbirine muntazam şekilde, araya bir kağıt parçası sığmayacak şekilde yerleştirilmesi çok bilinen bir olaydır. Aynı muntazamlık burada da var. Bu platformlara Ahu adını veriyorlar. Aynı taş işçiliğini Avusturalya, Japonya, Kuzey Amerika’da göremiyoruz. Neden bu ülkeleri örnek verdim çünkü Polonezyalı insanların adalara gidebilecekleri en yakın yerler gene buralar. Güney Amerika’da Şili, Arjantin’in kuzeylerinden başlayacak şekilde Orta Amerika’yı da içine alan bir alanda bu işçiliği görmek mümkün. Öte yandan Thor’un ikinci dediğine katılmıyorum. Hatta birçok kişi ada halkının taşların yapımı ve taşınması için adadaki tüm ağaçları bu taşların yapımı ve taşınması için yok ettiklerini söyler.

Çek mühendis ver arkeolog P.Pavel. 1982’de “Hayır bu taşları ağaçlarla değil iplerin yardımı ile taşımışlardır” deyip Thor gibi yıllarca deneyler yapıp araştırıyor. (Bu arada yıllar sonra Pavel’in de Thor’un seyahatinden etkilenip böyle deneyler yapması, onu örnek alması işin başka bir muazzam yanıdır. Bir bilim insanının cesareti başka bilim insanlarını da etkiliyor. Bisikletle dünyayı gezen bir Türk’ün Japonya’ya gittiği bisikletin Ankara Koç Müzesi’nde durması da işte tam da bu yüzden güzel ve önemlidir.)

Bu ada 292 yıl önce keşfediliyor ve ada ile ilgili yazılar 168 yıl önce yazılmaya başlanıyor. Yukarıda da dediğim gibi adada herhangi bir yazılı tarih yok. Adadaki yapı anlamında günümüze kadar ulaşan kalıntılar sadece Orongo’da Rano Kau’da bulunuyor. Adadaki rehberlere ve yerli halka sorduklarımdan ve okuduklarıma göre de adada herhangi bir yapı durumu yok. Bu durum açık söylemem gerekirse bana çok garip geldi. Hemen hemen aynı dönemlerde yaşamış, taş işçiliği ustalığında bu adadaki insanlarla aynı hünerlere sahip olan Ortadoğu halkı kendilerine yapılar yapmış. Adada arkeolojik alan olarak kabul gören ve kapatılan bir alanın çevresinde uzun yürüyüşler yaptım.

Bu alan turistlik alanların dışında yol olmayan yerdeydi, fakat devrilmiş ziyaret edilmeyen moai (taş heykel) görmenin mümkün olduğu yerler. Yıllardır arkeolojik alanları gezer inceler taş yapılarına bakarım. Araştırma yapanların o alanda daha önce bulunabilecek yapıların neler olabileceği ile ilgili araştırma yazılarını da okurum. Bu konuda Mersin Üniversitesi profesörlerinden Nuzhet Türker hocam da sağolsun bana 10 kadar tez göndermiştir. Bu adanın denizden 500 metre kadar içerisinde başka yapılar olduğunu düşünüyorum. Ortadoğu’da M.Ö yıllarda taş işçiliği konusunda uzman olan toplumların yaptıkları yapıların deprem ve erozyon sonrasında günümüze gelen alanlarının görüntüsü ile bu dolandığım alandaki taşların görüntüsü de aynıydı. Tesadüf de olabilir. Anlamsız gibi gözükse de Ortadoğu’da Alman arkeologlar o alanlardaki olası yapıların neler olabileceği ile ilgili çalışmalar yapmışlar. Ayrıca çektiğim bir iki fotoğrafı sonrasında bilgisayarımda incelerken de bu konuda düşüncelerim netleşti. Birçok bilim insanı “Adada büyük yapılar yoktu sadece taşlar vardı’’ dese de ben bu adada başka yapılar olduğunu düşünüyorum. Bu ada halkı çok iyi taş işçileriydi ve ellerinde yapı malzemesi vardı.

Adadaki ağaçların tamamen bu taşlar için kesildiğinin söylenmesi benim için en başından beri çok saçma gelen ikinci durumdu. Günümüzde ada toplumlarına bakıldığında genetik bozuklukların daha fazla olduğu gözüküyor. Bunu yolculuğumda Bahreyn’de öğrenmiş Zanzibar’da kendimce sağlamasını bir başka doktordan da yapmıştım. Binlerce yıl önce bu adaya gelmeyi başaran insanlar kaç erkek kaç kadınla geldiler? Bu konu hakkında bir bilgi yok. Bu taşların yapılabilmesi için en az 10.000 en fazla 17.000 kişilik bir toplumdan bahsediliyor. Böyle büyük bir topluluk nasıl doyacak? Tarım alanlarına ihtiyaç var.

Adadaki lider konumundaki kişi kalkıp “Nüfus çok arttı bundan sonra herkes prezervatif kullansın!” gibi bir çalışma da yapmadığına göre, adada yiyeceğe ihtiyaç var. Böyle küçük bir adanın çevresindeki balıkların veya başka canların tüketimi de kısa bir zaman içerisinde ada çevresindeki ekolojik dengeyi de bozmuştur. O halde ne yapacaklardı? Tarım alanları için, daha fazla üretim için, geniş araziler için adadaki ağaçları keseceklerdi. Tabi bu düzeni bozmak, ağaçları kesmek ekolojik sistemde başka sıkıntıları ortaya çıkardı: kuşlar göçtü, kuşlar göçünce böcek ve kurt miktarı arttı bu da kurulan tarım arazilerini etiketledi. Kaş yapalım derken göz çıkarma durumu. 1722’de adaya ayak basan ve aylardır denizde olan Fransız savaş gemisindeki adamların da ada insanına huzur getirdiğini de düşünmüyorum. Silah gücü ile erkeklerin öldürüldüğünü ve kadınlara da tecavüz edildiğini düşünüyorum.  Gemi ile birlikte adaya birçok yeni hastalık gittiği tahmin ediliyor ki ben de aynı düşüncedeyim. Fakat yukarıda en başta dediğim başka bir durum daha söz konusuydu; adadaki genetik bozukluk.

Adada yer alan Moai’lerin üretim yeri olan Rana Raraku çevresinde yer alan moai’ler işçilerin elinden çıkmış ve yerlerine götürülmek üzere dağın etrafına gelişi güzel yerleştirilmişler. Fakat işler yarıda kalmış ve hiçbir yere götürülmemişler. Bunun dışında adanın dört bir yanında ahu üstüne yerleştirilmiş Moai’lerin hepsinin yüzü adanın iç kısmına doğru bakarken bunlardan biri başka bir yöne bakıyordu işte hikayede orada başlıyor..

Bu noktada bölgedeki bir görevliye neden “Neden Moai’leri daha iyi koruma altına almıyorsunuz, erozyondan harap olmuşlar ve her yıl daha da kötü bir duruma geldiklerini düşünüyorum. Bir çok noktada çok iyi durumda olan Moai’ler var, öyle bırakmışsınız bakım onarım hiç bir çalışma yok.” Cevap çok net oldu koruma altına alacak kaynak yok. En iyi ve bakımlı Moai tabi ki de İngiltere Devlet Müzesi’nde duran Hoa Hakananai, onu da geri istiyorlar. Adadaki müzeye koymaya çalışsalar onun içine de sığacak gibi değil. Onu da alıp dışarı koyacaklar. Yıllar sonra adada ziyaret edecek taş kalmayacak. Şu an ada halkı günü kurtarıyor diyelim. Bu arada ada halkı Şili devletinden ayrılmayı da istiyor.

Araştırmalarımı yaparken ve sayfaya bu yazıları yazarken bir şey fark ediyorum. (anlatacaklarımı bu noktada kesiyorum)  Bir yapboz gibi parçalar yerine oturuyor, gözümün önünde bir belgesel akıp gidiyor ama bu seyrettiğim bir film karesi veya gördüğüm bir durum değil. Film bittiğinde “Bu teori gerçek olabilir mi?” diye kendime sordum. Takım arkadaşım Enes Şensoy’u arıyorum durumu anlatıyorum.   Enes çalışmaya başlıyor. “Gürkan çok ilginç bir detay yakalamışsın, araştırıyorum.’’ diyor ve 1 saat içinde enteresan bilgilerle geri dönüyor. İkimiz birden telefonda “ohaa” dedik ve hatta yanında bir iki küfür de patlattık. Enes anında “Yahu Gürkan bana böyle şeylerle geldiğin zaman hakikaten güzel oluyor. Bana bunlarla gel işte kardeşim .”  diyip duruyor hahahaha. Sonrasında hemen bulduklarımızı ve düşüncelerimizi Takım arkadaşımız Profesör Nuzhet Türker hocama mesaj atıyorum. “Hocam böyle bir teorim var ve Enes Şensoy ile birlikte böyle bir şeyler bulduk. Bana gönderdiğiniz tezlerde bu şekilde bir bilgiye hiç denk gelmedim. Acaba siz de bir bakar mısınız, bu şekilde bir ilişkilendirme, bilgi var mı?”. Hocam da araştırıyor ve geri dönüşü şu şekilde oldu. “Gürkan bu şekilde ilişkilendiren gözükmüyor. Çalışmanı derinleştir, güzel yakalamışsın ama daha çok malzeme lazım sonrasında bunu oturup yazalım, gerekli yerlere de gönderelim.” “Tamam hocam.’’ diyor ve konuyu kapatıyoruz.

Ve Enes Şensoy ile ufak çapta araştırmalar yapmaya başlıyoruz. Sonu bir yere varır mı varmaz mı bilmiyoruz ama bu şekilde bir şeyleri keşfederek gezmek yıllardır hoşuma giden bir durum. Enes, gene güzelinden rotalar çıkaracak daha önce yaptığımız gibi.. Hikayenin geri kalanını başka bir zaman çıkacak rotalar üzerinden anlatırım. Bende de seyahat tarzı yıllardır böyle işte bir değişiklik yok.. 🙂

Kuzey Amerika’ya doğru seyahatime devam ediyorum… Nerede olduğumu anlık görmeniz için ana sayfada “Anlık Görüntü” yazısına tıklamanız yeterli olacak sevgiler.

Ha Unutmadan….

Bu bir bisiklet çekilişi sorusudur… Sorunun geçerlilik süresi 29 Ekim 2018 ,  7:00 – 13:00 saatleri arasıdır. Bu saatler dışında veya tarih dışında bu konu ile ilgili bana mesaj atmazsanız sevinirim.  Yoldayım rica ediyorum..Yarışma bitmiştir.. Soruya doğru cevap veren kişiler

Kaan Yılmaz  – Gökçe Hatun Yılmaz – Barış Dalgıç olmuştur… yaptığım çekilişten sonra kazanan  Barış Dalgıç. Kendisini tebrik ederim bisikletini güzel günlerde kullanmasını temenni ederim.  Daha önce bisiklet kazanan arkadaşlar bu sayfada yer almaktadır. “Bisiklet kazananlar”

Soru: Gürkan Genç 8 senelik seyahati boyunca Mustafa Kemal Atatürk ile hangi ülkelerde karşılaşmıştır? Kimler ona Mustafa Kemal Atatürk demiştir. Ülkelerin adını ve her ülkedeki anısını yazınız. Ayrıca  Gürkan Genç’e ” Her ülkeye bir Mustafa Kemal Atatürk lazım”  sözü hangi ülkede kim tarafından söylenmiştir. Ülke veya anı eksik yazılırsa çekilişe katılamıyor. Sayfalarımda ki yazıları okumayıp Google da konu başlığı ile arama yapıp sorunun cevabına ulaşmaya çalışan ip adreslerini gördüğümü de hatırlatır okumadan gelene çakallık yapana  o bisikleti vermediğim de geçmiş yıllardan iyi bilinir.  Cevapları şuradan gönderebilirsiniz  İletişim ..Öpeyrum

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!