Neden Dünya Turu atılır, Neden zirvelere çıkılır, Neden gezilir, Neden bu Hayat tercih edilir?

Gürkan Genç tarafından 6 sene önce yayımlandı
10 dakikada okuyabilirsiniz

Nice’den kuzeye doğru yönü çevirdin mi daha şehrin içinden çıkmadan tırmanmaya başlıyorsun. Hadi canım bu kadar erken mi başlıyoruz tırmanmaya wuhuuuuuuu? Şu virajdan sonra biter. Aha bir tepe daha. Oha yol ta tepede ya. Deniz kıyısından bir anda  896 metreye kadar tırmanıyorum. Vay arkadaş bu olacak iş miydi yahu sabah sabah? Bazen şu yolları detaylı araştırmamam böyle durumlar yaşamama sebep oluyor. İnsanın kendisini psikolojik olarak ayarlaması gerekiyor bazı alanlar için. Kafam düşlediğin bir sabah tırmanışı yoktu lan. Bir anda olaya ağrıdan başladık. 

Italya’dan sonra Fransa’nın güney köyleri ve kasabaları daha çok bizim ülkemizdeki köy ve kasabalara benziyor. Hatta bir ara kendimi Ege bölgesindeki köylerin arasında pedallıyorum sandım. Coğrafya hemen hemen aynı.

Geçilecek rotayı kaba taslak biliyorum, kuzeye çıkacağım. Yolum üstünde Fransa turunun en önemli geçitleri olduğunu da biliyorum. Bana sadece bir yön tabelası lazım: “Burası şu geçide gidiyor.” Hazırım. Görelim bakalım Fransa turunun en baba geçitlerini.

Nice’den sonra yukarı doğru çıkarken yol üstünde adam akıllı gezilecek iki yer var. Biri Isola Kasabası, diğeri de Sentier de L’eau. 1800 yıllardan kalan evleri, muhteşem dar sokakları, her balkona pencere önünde asılı olan çiçek saksıları ile bana “Gitme kal burada, ne yapacaksın dünyayı turlayıp” dedirten iki küçük köy.

Takipçilerden biri “Gürkan Fransa’nın sokakları pis kokuyormuş doğru mu?” diye bir soru sormuş. Daha önce de bir iki defa dile getirmiştim. Bir ülkeyi gezmek demek uçakla veya trenle büyük şehirlerden büyük şehirlerine gitmekle sınırlandırılmamalı. Gidilen bu büyük ve turistlik şehirlerin içinde yaşayan insanlarla ve yaşam tarzları ile ülkenin tamamı baz alınmamalı. Yaşadığınız ülkede hiç mi benzer alanlar yok? Yabancıların bana en sık sorduğu soru ‘Türkiye güvenli mi?’ Cevabım ‘Güvenli.’ oluyor. Bunu bir Türkiye vatandaşı olarak söylemiyorum. Bunu dünyayı gezen bir seyyah olarak söylüyorum

Sentie de L’eau Avrupa’nın en yüksek geçidinin hemen yanı başında Col de Bonette. (Ulan bir önceki yol anında Avrupa’nın en yüksek geçidi Col de I’Iseran diyordun ne ayaksın?) Aslında bu geçit birkaç sene öncesine kadar Avrupa’nın en yükseği değildi. Dünya turu rotamı ayarlarken Avrupa’nın en yüksek geçiti olarak Col de l’Iseran gözüküyordu. Fakat bu hedefi kendime koyduktan sonra ve bu noktaya gelinceye kadar aradan nerdeyse 3 sene geçti. Herifler Bonette geçidini 100 metre daha yukarı alarak Avrupa’nın en yükseği yapmışlar.

 Gene bu kasabada şu zamana kadar gördüğüm en güzel kamp alanı vardı. Bu kamp alanıda kasabanın çıkışında tırmanmadan hemen önce gözünüze çarpıyor. Gecelik fiyatı 10 Euro. Temiz, düzenli, wifi ve güzel bir kumsalı var. Kumsalı var diyorum çünkü Alplerden akan sularda yüzmeniz için çok güzel bir yapay göl oluşturmuşlar.

Kamp alanında benim gibi seyahat eden gezginler de var. Kamp noktalarında molalar vermem benim gibi yalnız seyahat eden bir gezgin için çok iyi oluyor. Yeni insanlarla tanışıp sohbet edip onların deneyimlerinden faydalanmak muhteşem bir duygu.

Ludvic ve Daniel ikisi de Fransız ve tatile çıkmışlar. İki arkadaş tatillerinde Fransa’da bulunan 52 dağ geçidinin 26 tanesini geçmek için yola çıkmışlar. 45 yaşındalar Fransa’nın doğusunda ikamet ediyorlar. Hani şu Fransızlar İngilizce bilirler ama konuşmazlar ukalalar sözü var ya bildiğin büyük yalan!!! Fransa’da hatrı sayılır derecede fransızca dışında başka bir dil bilmeyen insan var. Dikkat ettiğim sebeplerinden biri; köylerden göç olmamış, olduysa bile fazla olmamış çünkü köylerdeki genç sayısı fazlaydı. İnsanlar bana yardımcı olabilmek için telefonla ingilizce bilen arkadaşlarını aradılar, yoldan geçen insanları durdurup yardım istediler, gideceğim noktaya kadar eşlik ettiler. Fransızlar hem kibarlar hem de yardım severler. Ha burada ülkelerinde yaşayan başka milletin insanlarına karşı tavır alabilirler, bu durum da yabancı miletten olup yerleşenlerin Fransa kültürüne uyum sağlayıp sağlamaması ile alakalı bir durum.

Ludic ve Daniel bisikletleri ile senelerdir Fransa’yı geziyorlar. Fransa’nın güneyinden bu tarafa geldim dedim. Oralar Fransa değil dediler. Kuzeye çıktıkça insanlara Fransa’nın güneyi hakkındaki düşüncelerini sordum. Dedik ya tek bir kişinin düşüncesi ile hareket etmemek lazım. İlginçtir ki Fransa’nın güney sahillerini Fransa’nın ortasında kuzeyinde doğusunda yaşayanlar sevmiyorlar. Ekonomik olarak pahalı gelmesinden dolayı da değil, oradaki insanlar Fransız gibi değiller diyorlar. Bu ne demek yahu? : ) Gerçi Fransa sahilinde pek fazla pedallamadım. Sadece Mentona’da restoran görevlisinin misafirperver olmayan tavrı ile karşılaştım. Öküz insan her memlekette her köşede var. Bu da gayet normal. Bunun yanında Nice insanı ile muhabbete girmedim. Zaten her yer turist doluydu. Bu yüzden Fransa’nın güney halkı özelliklede italya’ya yakın kesim hakkında yorumları dinlemekle yetiniyorum

Çadırı kurduğum alan içinde bizim gibi birçok bisikletli vardı. Herkes aynı duyguyu  yaşamaya gelmiş bu noktaya. Avrupa’nın en yüksek noktasına bisikletle çıkmak! Ne kadar ilginç bu noktanın Avrupa’nın en yüksek araç geçiş noktası olduğunu daha yeni öğrendim. Halbuki Ayça benle birlikte seyahat etmeseydi Fransa’nın güney sahillerine inmeyecektim, direkt Col de L’Iseran’a İtalya Torino’dan geçecektim. Genel olarak Japonya yol anılarından bu tarafa doğru geldiğinizde yazılarımda benzer durumları sıklıkla göreceksiniz. Şaşırtıcı di mi?

Sabah 5:30’da kalkıp çadırımı topluyorum. Kahvaltımı yapıyorum ve hazırım. Oh be oh be hava serinledi işte. Nasıl özlemişim. Ulan sevmiyorum şu sıcak havaları, sıcakta pedallamayı. Erken kalktığım da iyi oldu. Güneş tepeye geldiğinde ben bu zirveyi bitiririm. 759 metredeyim. 2802m en yüksek nokta. O ilk pedalı gene çevirdim ya suratımda bir gülümseme. Japonya’ya giderken Samsun Cumhuriyet Meydanı’ndan ilk çıkışım, Ankara’da birinci meclisin önünden hareket ediş anım hep aklıma geliyor. O anlarda da gülmüştüm. Gülümsediğim an kafamda o olay bitmiştir demektir. Pedallar dönüyor.

Bugün için üzerime Sarı Mayoyu giydim. Fransa bisiklet turunun o meşhur sarı mayosu. Evet, bir bisiklet sporcusu değilim. Asla onlarla kendini bir tutan biri de değilim ve kendilerine de çok saygı duyarım. Yarıştığım biri veya aldığım her mesafe sonunda beni bekleyen bir kürsü ve madalya şansı hiç olmadı, olmayacak. Fakat pedallarken keşke küçükken biri bana bu sporu gösterseydi teşvik etseydi dediğim çok oldu. Belki çok daha farklı bir hayatım olurdu. Belki bu Fransa turuna bir yol yarışçısı olarak katılırdım.  Bunları düşünürken yanıma bir adam geldi.

–      BRAAVOO BRAVVO.. İtalyan? 

–      Hayır Türküm..

Baş parmağı ile bravo işareti yapıp devam etti. Hemen arkasından 14 yaşındaki çocuğu onu takip ediyordu. Gülümsedim… Sağıma solumdaki güzel mazarayı seyre dalmıştım ki:

–      Abi işte olay budur!!!

Sayfamı takip eden genç arkadaşlardan biri ‘Neden zirvelere çıkıyorsun, önemli olan yolda olmak değil mi? Neden bu kadar tırmanış? Ne kanıtlamaya çalışıyorsun?’ demişti.

Yanımdan geçen çocuk 14 yaşındaydı ve Avrupa’nın en yüksek araç geçiş noktasına bisikletle tırmanıyordu. Olay sadece bisiklete binmek, bisiklet kültürü, spor veya yolda olmak değil! 14 yaşında bir çocuğun Avrupa’nın en yüksek geçidine çıkmasının o çocuk üzerinde hayatının her alanında yaratacağı etkiye o an tanık oldum ya lan.

Yüzlerce insan Fransa turunun rotalarını yapıyor. 52 geçit var. Bunun bireye kattığı motivasyon özgüven durumunu nasıl anlatılır ki?


 
Çıktığım her geçitte video ve fotoğraf çektim. Her zirveye çıkışımda bağırdım. O son metreler var ya!!! Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaggggggggggggggggggggggghhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh….. Her bağrışımda göğüs kafesim titredi… Her tırmanışımda gözlerim doldu… Hadi len hadi len hadi leeennn!!! Bitti bittiii… Dayan dayan dayan..  Evet durup dinlene bilirsin iki soluklanıp devam edebilirsin ama yapmadım… Bunu sadece Fransa da yapmadım!!

 

Fransa

Col de La Colombiere 1618m

Col De Aravis 1498m

Col De Saises 1550m

Cormet de Roseland 1968m

Col de L’Iseran 2770m

Col de la Madeleine 1746m

Col du Mont Cenis 2083m

Col du Galibier 2642m

Col du Lautaret 2058 m

Col du Telegraphe 1566m

Col da Bonette 2802 m

Col du Bonhomme 949 m

Col de Savine 991m

Col de la Faucille 1323m

 

İtalya

Passo della  Bochetta 772m

Passo Rolle 1984m

 

İsviçre

Passo  San Gottardo 2106m

Furka Pass 2436m

Grimsel Pass 2165m

 

 

Avusturya

Hochannbergpab 1675m

 ( Napolyon ordusu ile birlikte Paris’e yürürken bu rotadan gitmiş konu hakkında detaylı bilginin yazdığı taş anıt)

Japonya turuna, yapabileceğime inanmıştım. Neden mi? Ülkemizde senelerdir benzer seyahatler yapanlar vardı. Yurt dışında benzer seyahatler yapanlar vardı. O halde yaparım dedim! Türkiye’ye döndüğümde ne yapacaktım? Sanırım neler yaptığımı adım adımı izleyen takip eden okuyucular da var. İnternette araştırma yaparken 7 senelik dünya turu sonrasında neler başardığını gördüğüm ve örnek aldığım bir seyyah

–      Dünyayı gezmek mi istiyorsun?

–      Evet…

–      O halde bunu gerçekten iste ve gez.

Bu kadar. Bu şekilde anlattığımda bazılarına hikaye gibi geliyor. Fakat o gün birlikte zirveye çıktığım 14 yaşındaki Andre:

–      Bir gün senin yaptığını yapacağım.

–      Yapacağını biliyorum çünkü buraya tırmanmayı başardın. İstediğin her şeyi yaparsın!

Neden dünya turu atılır? Neden bisikletle yapılır? Neden Zirvelere çıkılır ? Neden bu şekilde gezilir? Neden bu hayat tercih edilir? www.gurkangenc.com sayfasında senelerdir yazıyorum, yazmaya devam edeceğim.

Hayallerini, inancı ve azmi sayesinde gerçekleştiren insanlar ülkelerinin kültürünü değiştirirler.

Gürkan Genç

Sesli Anlatım

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!