İngiltere’nin kuzeyinde demir atımla dolanıyorum.

Gürkan Genç tarafından 5 sene önce yayımlandı
10 dakikada okuyabilirsiniz

Hollanda’da yaklaşık 40 gün içinde toplam 5 defa şehirden şehre seyahat edince. İngiltere’de inişli çıkışlı ufak tepelere tırmnınca bacak kasları tabi “noluyoz lan” demeye de başladı : ) Fazla salmışız kendimizi. O ev senin bu ev benim yan gel yat! Yok türkü barıydı, yok amsterdam gece hayatıydı ee beden hamlamış.

 (Aslında bu kadar dinlenmemin başka sebebleri vardı)

DSC01142

 İngiltere’de ki ilk kamp alanı  kral bir yer oldu. Manzarayı biraz seyrettikten sonra Malzemeyi çıkardım. Ha siktir. Ulan çadır ıslak. En son topladığımda nemli toplamışıtım teee Hollanda’da 5 Kasım’da haha. Ee tabi hava almayan çantaya koyunca ıslak kalmış.  Yuh len günlerdir açılmadı bu çadır. Tabi Mat’da.  Çadırı kurduktan sonra tüm gözlerini açıyorum. İngiltere’nin o meşhur rüzgarı ile o ıslaklık 2 dakika içinde gidiyor. Şöyle bir kontrol ediyorum ek yerlerini falan her şey yerli yerinde mi? Evet.  Fakat pollerin birleşme noktaları küf tutmuş sabah bu konu hakkında bir çalışma yaparım. Matı çıkardım. Hahaha len küf tutmuş ya mat : ). Burnumu yaklaştırdım. Humm bozuluş peynir gibi kokuyor ilginç..temizledim hemen serdim devam. Tulum temiz. Tepe lambamın pili bitmiş sarj etmek lazım. Ocak? Hay ben senin gibi ocağın. Bırakmayacağım ulan seni bu turu benle yapacaksın!!! Zaten Japonya turundan yanımda kalan 3-4 parça bir şeysiniz buturu çıkartacan sen : ).. parçaladım yağladım temizledim.. Obaa süper bunu hallettim. Özlemişim arkadaş valla özlemişim çadırımda yaşamayı.

Yoldaki ilk büyük şehrim York oldu. Bölgeninde en büyük şehri. Şehrin ortaçağ mimarisi her ne kadar ilk bakışta beni büyülesede  bir noktadan sonra avrupa da ki binaların tamamı aynı gelmeye başladığı için pek cazip gelmiyor. Vikipedia’dan şehrin adını arattım tarihini neler olup bittiğini okumaya başladım. Sokakların arasından pedallayark York katedralinin bulunduğu noktaya geldim. 

Binanın fotoğraflarını çekerken biri yanıma gelip eğer istersen bisikletinle fotoğrafını çekebilirim dedi.  Bu tarz işlemleri genellikle monopod ile yaptığımdan bir başkasının fotoğrafımı çekmesine ihtiyaç duyan biri değilim. Ayrıca birinin makinayı çalıp gitmesine karşı da önlem almış olyorum. Teşekkür ettim. Fakat sonrasında hanımı da yanınama gelerek nereden geldiğimi sordular. Kendileri de seyahat etmeyi severlermiş gittikleri yerleri anlatmaya başladılar. İngiliz halkı düşündüğümden çok daha sıcak kanlı çıktı. York şehrine girmeden önce bisikletin zinciri attı. Zincirimin atığını gören başka bir bisikletli yardıma ihtiyacım olup olmadığını sordu. Sokaklarda gezinirken hemen  şehrin merkezinde bir kamp alanı olduğunu bu mevsimde de açık olduğunu söyleyen bir adam muhabbet etti. Bir başka ingiliz eğer şehir dışına çıkacaksan arabamla gideceğim istikamete kadar seni bırakabilirim dedi. Yani neticede halk bir şekilde yardım etmeye mutlaka çalışıyor bu çok hoş. Şehrin içinde bir süre pedalladıktan sonra yola devam ediyorum. Bu geceyi de başka bir ormanlık alanda geçirdim

Kamp alanı bulmakta bir sıkıntı çekmiyorum. Tabi bu durum sanırım Kuzey bölgesinde pedalladığımdan kaynaklanıyor. Ormanlar , tarlalar ve geniş düzlüklerin olduğu tepeler oldukça fazla. O gün bir ormanda kamp atmıştım. Sabah 7:00 da minik bir araç geldi çadırın önüne.

–          Merhaba.

–          Selam

–          Bu alanda kamp atmaya izin vermiyoruz.

–          Sadece bir günlük kamp attım. 1 saat sonra toparlanıp gideceğim.

–          Tamam o zaman. İyi yolculuklar.

Benzer durum bir kere daha başıma geldi. Fakat bu sefer kampı kurmadan önce geldi o minik araçlı ekip. İngiltere’de izin aldıktan sonra istediğiniz noktaya bir gecelik kamp atmak mümkün. Bu konuda  halkın veya görevlilerin bir sıkıntı çıkaracaklarını sanmıyorum.

Ülkenin kuzeyi tamamen koyunlarla dolu. Genel olarak birleşik krallıkta en çok ne dikkatini çekti diye soracak olursanız “Koyunlar”.  Geniş alanların tamamında koyunlar var. Bu kadar küçük baş hayvanı daha önce Moğolistan’da görmüştüm.  Olayın en güzel yanı hayvanlar her zaman doğada. Tabi hal böyle olunca  köylerden birinde öğlen yemeği için kuzu tercih ettim. “Vay tad çok güzel.”  Hadi bu denk gelmiştir diyip bir başka öğlen tekrar kuzu eti siparişi verdim. Mükemmel. Tabi hayvan doğada beslenince etin tadı da inanılmaz derecede lezzetli oluyor.

Dikkatimi çeken bir başka konu hayvanların otladıkları alanlar. Şimdi malum büyük bir ülkedesiniz her alan çizilmiş çitlerle çevrilmiş. Burası senin, burası benim dediğin bölgeler var.  Tellerle çevrili bu alanların hepsinde bir veya daha fazla giriş kapısı var. Bu kapılarda kilit yok. İstediğin gibi açıp içeri giriyorsun. Nerden mi biliyorum? İngiltere yolculuğumda  gün batımını veya gün doğumunu görmek istiyorsam mutlaka bu alanlara girmiş ve koyunların otladığı alanlarda çadırımı kurmuşumdur.  Hal böyleyken kimse kimesinin koyununu çalmıyor gibi gözüküyor. Tabi bu konuyu bir polise sormayı düşünüyorum acaba koyun hırsızlığı olmuyor mu? Bir gece termometrem çadır içinde -4 dereceyi gösterdi. İngilterenin meşhur rüzgarı çadırı delice dövdüğüne göre dışarıda hissedilen sıcaklık tahminim – 9 falan. Neyse koyunlarda hemen aşağıda. Hayvanları kapalı bir alanda almıyorlar. Eminim ki baraka gibi bir yer vardır fakat bu hayvanlar hangi derecelerde telef oluyor çok merak ettim. Moğolistanda -30 dan sonra 2010 yılında 10 milyon hayvan telef olmuştu bu sayıyı hatırlıyorum. Bu konuyu da yolculuğun ilerleyen günlerinde öğreneceğim. Bilgiyi yerel halktan almak internetden araştırıp bulmaktan daha çok hoşuma gidiyor.

(Koyunların biraz farklı gözükmesinin sebebi kuyruklarını iple bağlamalarıymış. Böylelikle kuyruğa giden yağ vucuda dağlıyormuş. Neler öğreniyorum ya : )

Tarım ekonomisine değinmişken.  Asya’da Çin, Avrupa’da Almanya diyorum bu konuyada noktayı koyuyorum. Bu iki ülkenin ekonomisinin güçlü olması “büyük ölçüde serbest” ve disiplinli bir şekilde yönetilen tarım ekonomisine dayalı olduğunu gözlerimli gördüm. Ve tarım ekonomisinin güçlü olmasının ülkenin genel ekonomisinin üzerinde ki etkilerinide anlamış bulunmaktayım. İngiltere’de  aynı güçte bir tarım ekonomisinin bulunduğunu söyleyebilirim fakat disiplin konusunda Almanlar ve Çinlilerle aynı olmadıkları da açıkça görünüyor. Bu noktada disiplinle ima ettiğim olay; gerek tarım gerekse hayvancılık alanında çağın getirdiklerinden faydalanma durumları. İngiletere’de ahırları ve arazi koşullarını gezince. Farkı anlamak mümkün.  Köy köy gezildiğinde dikkat çeken bir durum da satılık ev ilanları. Bir çok çiflik veya kasaba evinin önünde bu ilanlardan oldukça gördüm. Hollanda’da olduğu kadar değil fakat bu bölgede de hatrı sayılır şekilde var. Bu evler öyle yeni yapılmış satılan evler değil. Aile yadigarı evler olduğu belli. Nerden baksan bir çok ev 100 yıl öncesinden yapılmış. Kimse senelerdir oturduğu veya ailesinden kalan evi isteyerek satmak istemez. Şu durumda yaşanan genel bir kriz olduğuda gerçek.

Bir evim olmadığından var olan çadırla oyalanıp duruyorum. Bu çadırı uzun seneler boyunca kullanmaya çalışacağım. Daha şimdiden ilk turdaki kamp rekorumu da geçmiş bulunmaktayım. The North Face’in Pazarlama müdürü

–          Gürkan, normalde bu çadırlar arka arkaya bu kadar katlananıp kaldırılacak sonra yeniden  kurulacak bir teste tabi tutulmuyorlar. Çadır bu kamp sayısına iyi dayanıyor.

Malzemelerin uzun süreli kullanılması konusunda kendime göre bazı tecrübeler kazandım ve notlar tuttum.  

Mesela bir örnek verim; geçen gece bir yağmur yağdı. Üstüne dona çekti. Vay be bu olayın benzeri geçen sene bu zamanlar Romanya da olmuştu hatırlıyorum. Sabah oldu . Ulan çadırın pollerini ayıramıyorum. İster misin ipleri gene kopsun? Hahah neyseki artık önlemimi aldım yanımda yedek ipler var. Zorda olsa pollerin hepsini tek tek birbirinden ayırdım. Gün içinde  bir şehirde otobüs durağına girdim bütün takım taklavatı ortaya çıkardım. Tek tek çadır pollerinin tamamının uçlarını önce zımparaladım ve temizledim. Sonrasında hepsine soğuktan etkilenmyen bir yağ sürdüm.  Sonraki günlerde nasıl açılıyor varya. Tereyağından kıl çeksen bu kadar kolay gelmez.  Soğuk falan hikaye. Ulan keşke bu yağ olayı kuzey kutup dairesine gittiğimde de aklıma gelseydi tüh.

Bir başka gün kamp atmadan önce benzin istasyonuna gidip ocak için yakıt almak istedim. İlk istasyona girdim . “Yok dedi makina, o ufak termosa benzin koyamaz”. Ulan makinaya  bakıyorum farklı mı? Yooo bildiğin benzin pompası. İyi peki… Bir başka istasyona gittim

–          Benzin almam mümkün mü?

–          Yok bu Tanklara benzin veremeyiz

–          Niye?

–          Bomba yapımında kullanmayacağını nerden bilelim?

–          Bomba mı? Bisikletle gezdiğim belli. Kamp ocağım var. Göstereyim..

Çantadan çıkartıp gösteriyorum. Bakıyor ve sonrasında içeri gidip birine birşeyler söylüyor. Sonra yanıma geri geliyor.

–          Yok vermiyoruz.

Hum. Düşündürücü bir durum. Tabi bu şekilde yüklü olduğumu gören ve muhabbeti dinleyen biri yanıma gelip “bende benzin var gel verim” diyince de “oh be bu akşam da aç kalmadım” dedim. Vardır insanların bir bildikleri ki vemiyorlar. Söylenmedim konuşmadım. Acaba 60 cent değll de 60 pound luk bir tank ile gelseydim aynısı mı olacaktı. Bunuda merak etmedim desem yalan olur.

Hadi karaşimşeğim deh kuzeye gidiyoruz….

Sesli Anlatım

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!