İki ülke sınırı arasında gördüğüm cennet “Paso Perez Rosales”

Gürkan Genç tarafından 1 sene önce yayımlandı
13 dakikada okuyabilirsiniz

Paso Mamuil’i kullanarak Şili Pucon tarafından Arjantin’e geçtiğim anda yolun kalitesi ve coğrafya bir anda değişiyor. Şili tarafında tüm gün yağmurda, kaymak gibi aslfatta tırmanmışken, Arjantin’e dağın öbür tarafına bir geçtim güneş açtı ve taşlık toprak bir yolda pedallamaya başladım. Şili tarafı yemyeşildi, Arjantin tarafı baya bildiğin bozkır.

Bu kadar mı çabuk ve hızlı değişir bir coğrafya? Sanki film setinin içindeymişim gibi bir durum oldu. Yolda ilerlerken karşı taraftan gelen bir Fransız bisikletçi ile tanıştım, ayak üstü biraz muhabbet ettik ve çok şanslı olduğumu söyledi; biraz daha aşağıda rüzgar hep arkamdan esecekmiş.

Bu habere sevindim. 60 numaralı yoldan önce Malleo’ya ordan da Junin de Los Andes’e gittim. Bu iki köyde bankalarda master ve visa kartım çalışmadı. Cebimde de oldukça az Arjantin Peso’su vardı. Ayrıca yanımda bulunan az miktardaki doları da harcadım. Şu durumda yol üstündeki ilk turistlik şehre kadar parasızım. Kredi kartı geçen yerler bulmam gerekiyor.

Bu alandan sonra Bariloche’ye kadar gideceğim yol Arjantin Patagonya’sında göller bölgesi olarak bilinen yer. Yol üstündeki ilk güzel kasaba San Martin de Los Andes. Sonbahar ayının sonunda bölgeye vardığımdan görüntü hakikaten süperdi. Şehrin belli bir bölümü baya bildiğin Alpler de ki köylere kasabalara benziyordu. Biri beni bu noktaya ışınlasa Avrupa da bir yer derim.

Aslına bakarsanız Şili’de Pucon, Arjantin’de San Martin de Los Andes ve Villa Angostura bölgedeki diğer yerleşim yerlerinden oldukça farklı. Bariloche şehir merkezi benim sevmediğim aşırı turistik bir nokta. Şehrin tercih edilmesinin en önemli sebeplerinden biri; tur şirketlerinin merkezlerinin burada olması. Belli bir yaş grubu için ulaşımın ve konforlu bir şekilde daha rahat seyahat edilmesinin en kolay yolu Bariloche’den çevredeki yerlere gitmek. Yoksa yukarıda saydığım üç şehirde konaklayıp zaman geçirmek Bariloche’de geçirilecek zamandan kat ve kat iyidir diye düşünüyorum

Özellikle Villa Angostura’nın çevresi, dağlar göl kıyısı manzarası efsane ötesi. Bu noktadan sonra gölün kenarında kamp atarak ilerlemek de oldukça keyifliydi. San Martin de Los Andes’in içinde başlayan ve milli parkın içinden geçen Rota 19’da pedallamak oldukça güzel. Bir süre sonra rota 40’a geri bağlanan bir yol. Bu bölgede “ioverlander” uygulamasında kamp yerleri de çok iyi. Ben de bu kamp yerlerinden  bir kaçında kaldım.

Bariloche’ye kadar giden kısımda (belki de sonbahar aylarının sonu olduğundan) yoğun bir trafik ile karşılaşmadım, yollar oldukça boştu. Kışın Güney Amerika’da güneye doğru kara yolundan zaten kim gider ki? Göl, dağlar, gökyüzü, manzaralar hakikaten efsane! Bir çok noktada  kendimi sanki bir sulu boya tablosunun içinde hissettim.

Bariloche şehrini biraz daha farklı hayal etmiştim. Pek beğendiğimi söyleyemem fakat Villa Camponario, Llao Llao ve Villa Tacul yolu efsane ötesi. Ne evler yapmışlar, nasıl yaşamlar var demekten kendimi alamadım. Aslına bakarsanız bu bölgenin Avrupa Alpleri’ne benzemesinin sebebi daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Birinci ve İkinci Dünya savaşları sonrasında bölgeye gelen Almanlar dan dolayı. Kendi kültürlerini bölgede inşa etmişler. Hatta bu bölgede soyu İkinci Dünya Savaş’ı sonrasına dayanan göçmenlerin arasında Nazi subaylarının torunları olduğunu da söylebilirim. Yol üstünde bazı restoranlarda dikkatimi çeken gamalı haç müşterinin gözüne sokulacak derecede mekanlarda dekor olarak kullanılmış.

Arjantin ucuz bir gezi destinasyonu olmaktan çıkmış durumda; özellikle aşağılara doğru indikçe köy köy, yavaş yavaş fiyatlar da yükseliyor. Hostel Marcopolo Inn Bariloche’de 3 gün kaldım. Buradaki konaklamam sırasında Polonya’dan Helen ve Tomas ile tanıştım. Birkaç gün birlikte de takıldık. Hatta hostelde aynı odada kalıyorduk. Bir sabah kahvaltısından sonra odamıza çıktık. Dışarı çıkmadan önce kameralarımızı alalım dedik. Yatakta oturmuş sohbet ederken Helen:

-Arkadaşlar ben iyi değilim?

-Neyin var Helen?

İyi misin demeye kalmadan yatakta bayıldı. Tomas ve ben dalga geçiyor sandı! Çünkü bu lafı demeden önce gülüyordu. Nasıl bir insan bu kadar ani bayılabilir ki? Fakat birkaç saniye sonra tepki vermediğini görünce hemen yanına gittik… Tomas, Gürkan yardım et demeden önce 6 kat aşağıda yer alan lobide kendimi bulmuştum bile. “Hemen ambulans çağrın” . Tekrar yukarı çıktığımda Helen hala baygındı. Ambulans çok kısa sürede geldi ve bu arada Helen gözlerini açtı ama hareket edemiyordu. Felç geçirmişti. Ne konuşabiliyor ne de hareket edebiliyor, sadece ağlıyordu. Tomas ve ikisi hastaneye gittiler.

Bense hostelde kalıp eşyalarına göz kulak oldum. Ne olduğunu anlamamıştık. Sonraki birkaç günde de Helen kendine gelemedi. Sorunun ne olduğunu da bir türlü anlayamadılar ve Tomas ülkeye dönme kararı verdi. Diyecek söz bulamıyordum. 30’lu yaşların başında olan biri bir anda gözümün önünde felç geçirmişti. Şu noktada şunu da çok iyi anladım; böyle seyahatlerde hakikaten sağlık sigortası çok önemli bir konu. Evet Arjantin’de hastaneler bedava ama dönüş biletleri o sigorta sayesinde karşılandı. Sonraki aylarda birkaç defa mesaj attım, durumunda bir değişiklik olmamıştı. Umarım en kısa zamanda eski sağlığına geri kavuşur.

Bu göller bölgesine balık avlamaya gelen turistler de var. Bölgeye has farklı ebatlarda ve çeşitlerde balıklar var. Bunları olta ile yakalayıp fotoğraf çekip sonra geri suya bırakıyorlar. Kuzey Amerika’dan sırf bunu yapmaya gelen balıkçılarla da hostelde tanıştım. Arjantin turizminde çeşitlilik oldukça fazla. Şu Patagonya konusunda iyi reklam yapıyorlar ama işte henüz karar veremedim cidden o kadar iyi mi Arjantin Patagonya’sı. Bakalım önümüzdeki günler neler gösterecek…

Bariloche’den sonra bisikletçiler genellikle güneye, El Balson’a doğru devam eder veya gölün etrafından tekrar dolanıp Cardenal Antonio Samore geçidine giderler. Bisikletçilerin az kullandığı bir geçiş noktası daha var, fakat bu geçiş noktası ücretli ve ücreti 120 dolar. Şili- Arjantin arasını geçmek için para verilen tek nokta. Araba veya motosikletle geçemiyorsun. Ancak bisiklet veya sırt çantanla geçmene izin veriyorlar. Peki, neden 120 dolar?

Öncelikle Bariloche’den batıya doğru gidip Panuelo Port’una pedallamak lazım. Çevresinde çadır kuracak çok güzel yerler var.  Muhteşem bir parkın içinde göl manzarasına karşı çadırımı kurdum. Fakat o gece bir aksilik oldu ve çadırın dış tentesinin fermuarı kırıldı. Yahu nasıl kırılır bu? Sonra aklıma hostel odasında çadırı koyduğum dolabın kapanması için zorladığım geldi, acaba fermuar araya bir yere denk geldi de bende kapağı kapatmak için zorladığım anda mı kırıldı? Neyse buna bir çözüm bulmam lazım, düşüneceğim. Ertesi sabah limana gidip feribot biletimi aldım.

Puero Panuelo Limanı’ndan kalkan feribot Nahuel Huapi Gölü’nde ilerleyip Puerto Blest’e varıyor. Orada bisikletimi tekrar sürmeye başlıyorum. İnanılmaz bir manzara var inanılmaaaaaaaazzz. 3 kilometre sonra yol Frias Gölü’ne geliyor ve orada Alegre Limanı var.

Bu alanlarda yerleşim yeri veya alternatif başka bir yol yok. Sırt çantaları ile gelenler için bir servis aracı var, onları da limandan alıp limana geri bırakıyorlar. Yürüme mesafesi olan bu iki alan arasında kamp yapmak yasak. Gemiler de günde sadece bir sefer yapıyorlar. Yani sırt çantalıların o alanı yürümelerini bekleme gibi bir durum söz konusu değil. Fakat pedalladığım alanda gördüğüm kadarı ile çadır kurulup bir gece konaklanacak yerler var. Bir sonraki gün giden vapura da binilebilir.

Alegre Limanı’ndan kalkan feribot beni Frias Limanı’na götürüyor. Limanda Arjantin gümrüğü var… Oha… Che Guavera’nın motosikleti ve izlediği yolun rotası da karşımda duruyor. Vay arkadaş O da mı bu yolu takip etmiş. Sanırım o dönemler vapur geçişleri bu kadar pahalı değildi. Hemen bir fotoğraf çektirdim, yola devam. Yaklaşık 400 metrelik bir tırmanış. İnanılmaz manzaralar 10 veya 15 kilometre kadar devam etti.

Çok net şunu söyleyebilirim hayatımda gördüğüm en iyi iki ülke arası geçişi bu noktadır. Daha önce bu kadar keyifle iki ülke arasında ağzım açık manzarayı seyrederek bisiklet sürmemiştim. Yahu her yerden şelale akıyor, tatlı su, birçok kuş çeşidi, kartallar ve kuşlar gördüm ve sonra karşıma Şili gümrüğü çıkıyor. Binada iki tane teyze vardı. Gümrük görevlileri mi yoksa oradaki çiftlikte mi yaşıyorlar anlamadım hahah. Ortam süperdi. Neyse işlemler yapıldı. Şili tarafında geldiğim noktanın adı Peulla. Köy desen köy değil, kasaba desen kasaba değil ama yerleşkeler var. Limana gittim:

-Merhabalar Petrohue feribot ne zaman kalkıyor?

-Akşam fırtına başlıyor ve 3 gün seferler iptal.

Aha işteee bu olmadı. Eee çadırın fermuarı da bozuk, şu anda bu çadırı açık bir alana kurarsam ve rüzgar alırsa paraşüt etkisi görür çadırı parçalarım. Sıkıntı büyük. Rüzgardan koruyacak yer lazım. Google’dan baktığımda sadece bir tane otel gözüküyor Peulla Oteli. Binayı görünce hiç fiyat sorasım bile gelmedi. 100 dolardan aşağı değildir geceliği. Konumu da kendisi de inanılmaz güzel. Fakat arka tarafta depolarını gördüm o deponun içinde çadır atsam bana uyar. Depoya bakmaya gittim, hani bana uyarsa gidip izin alacağım. Yaşlıca bir amca gayet babacan bir tavırla ve güzel bir ingilizceyle:

-Selam Türk müsün?

-Ah evet. Merhabalar.

-Bisikletinle Türkiye’den mi geliyorsun?

-Evet, 2012 yılında çıkmıştım yola adım Gürkan. Sizin adınız?

Gülümseyen bir yüz ifadesi ile

-Buraya neye bakmaya geldin?

-Feribotun 3 gün fırtınadan dolayı gelmeyeceğini söylediler, bu yüzden bu depoda çadır kuracak bir yer varsa otel yönetiminden izin alıp 3 gün burada çadırda kalmayı düşünüyordum. Çadırımda ufak bir hasar varda.

-Gel benle bir gidip soralım bakalım ne yapabilirler.

-Siz aslen nerelisiniz?

-İsviçre…

Hem Türkiye’den hem de İsviçre’den sohbet ede ede otele girdik. İçerisi yıkılıyor arkadaş,  adamlar en muhteşem sınır geçişine muhteşem otel çakmışlar. Albert ile resepsiyona gittik. O İspanyolca konuşmaya başladı ben hiçbir şey anlamadım haliyle. Sonra bana bir anahtar verdiler. Hemen giriş katındaki en büyük ve en geniş odayı da bana verdiler.

-Teşekkür ederim fakat benim böyle bir bütçem yok.

-Türkiye’den buralara bisikletle gelmiş birini arkada depoda yatırmam! Ayrıca otelimde istediğin kadar kalabilirsin.

Hahah Albert 1937 doğumlu ve bu otelin sahibiymiş ve bugün de O’nun doğumgünüymüş. Ayrıca yıllar önce Türkiye’ye gelip gezmiş. Vay arkadaş ya ne kadar mutlu oldum offff! Ne güzel oldu çok sevindim, odam da çok güzeldi, yemekler de her şey ama her şey çok  güzeldi. Albert’ın babası bu araziyi (evet Şili sınırını geçtikten sonraki alanı ki oldukça geniş bir alan) 1890’da satın almış. Daha öncesinde Amerikalılar bölgede eski teknelerle turizm yapıyorlarmış. O dönemde burada turizm yapıldığını öğrenmek hoş oldu. Yıllar içinde aile bu göllerdeki feribot seferlerini daha güzel hale getirmiş ve feribotların kalktığı her limana da çok güzel oteller yapmışlar. İşte Arjantin’den Şili’ye 3 feribot ve milli park geçişleri ile süslü bu yolun da bedeli 120 dolar.

Albert otelin elektriğini, su ısıtmasını otelin arka tarafı kendi yaptığı hidro elektrik santralinden ve otelin çevresinde bulunan güneş enerji panellerinden sağlıyor. Bu alana Wi-fi için de ayrı bir verici koymuş. 80 yıldır bu coğrafyada yaşıyormuş ve iklimin yıllar içinde nasıl değiştiğini, bu değişimle birlikte böceklerin kuş türlerinin değiştiğini de dile getirdi. 80 yaşında hayat dolu biriydi. Yaşadığı ortamdan dolayı ve tükettiği doğal ürünlerden dolayı da hala çakı gibiydi. Şelaleye birlikte tırmandık, hemen hemen aynı hızda tırmandık hatta benden daha hızlıydı da diyebilirim. Bir gün yanıma geldi “ İstersen 2-3 ay kal burada dağları atla gezeriz” dedi. Para versen böyle teklifler yapılmaz. Fakat o sıra aklımdan geçen başka planlar vardı ve kabul etmemiştim.

Otelde çalışan Roberto otelin arka tarafına downhill parkuru yapmış ve oldukça profesyonel bir parkur olmuş, tamamını yürüyerek gezdim. Benim parkuru tamamlayamayacağım kadar dik ve oldukça profesyonel bir alan. Hatta eğim ve zorluk olarak Şili’de bu noktadan daha zoru yok dedi. Birkaç yarış düzenlenmiş. Yaz döneminde de otelde kalan bisikletçilerden yarı ücret alınıyormuş. Parkuru gördükten sonra ben seyirci olarak kalmayı tercih ederim. Downhill bisiklet sporu da ayrı bir adrenalin. Bizim ülkemizde de son yıllarda bu spora gönül vermiş bisikletçilerle de tanıştım.

4 gün Albert’in misafiri olduktan sonra son feribot yolculuğumu da yapıyor ve Şili içinde yoluma devam ediyorum. Önümde Porte Montt var..

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!