Halk her zaman parlamentodan üstündür…

Gürkan Genç tarafından 6 sene önce yayımlandı
17 dakikada okuyabilirsiniz

Günler haftalar hep birbirine karıştı. Yahu hafta içi neden her yer kapalı ki? İki kasaba geçtim açık bir yer yok. Tamam bu adamların çalışma saatleri oldukça ilginç ama ne bilim ekmekçi de sabah açılmayacakta ne zaman açılacak? Tabii bir yer açık mı diye köylerde kasabalarda dolanırken ara sokaklarda gezmekte oldukça güzel oluyor. İkinci dünya savaşında bombalanmamış 1700-1800 yıllarından kalma yerler. Eski Doğu Almanya bölgesinde düzenli bisiklet yollarını bulmak oldukça zor. Yani var bisiklet yolları fakat Almanya’nın diğer vilayetlerine bakınca yok gibi….

Aha bir dönerci!

–          Yahu her yer kapalı siz açıksınız.

–          Abi biz sabah 8 akşam 10 çalışırız. 1 mayıs’da olsa fark etmez.

Aha len bugün 1 Mayıs. Ben de neden kapalı her yer diyorum. Ortalıkta insan yok. Ekmekçiler bile kapalı. 1 Mayıs dediğin nedir? İşçi bayramı. Çalışan adama tatil verilmiş onlar da evlerinde dinleniyorlar. TATİL LAN TATİL. Alışveriş merkezine gitmeye kalksa kapalı çünkü orada çalışanın da hakkı! Sokağa çıkıp halay çekeni yok. Millet dinleniyor. Ateş yakıp üstünden atlayalım yok. Toplanalım yürüyüş yapalım halay çekelim de yok. Yani ortalıkta insan yok  haliyle olay da yok. Demek 1 Mayıs böyle bir şeymiş bunu da öğrenmiş oldum!

Dönercilerle sohbet muhabbet. Söz dönüp dolaşıp ırkçılığa geliyor. 20 sene öncesine kadar 1 Mayıs tarihlerinde bulunduğum kasabanın sokaklarında naziler gösteri falan yaparlarmış. Artık kalmamışlar, sakin diyorlar. O gün içinde bir parkta mola verdiğimde üzeride gamalı haç olan bir grup gençle de aynı alan içinde oturduk.

Bisküvit yiyip gps’de haritaya bakıyorum. Lan hangi yolu kullansam acaba Berlin’e inerken? Sonra bu gençlerden biri hey diye seslendi. Muhabbet ingilizce:

–          Bisikletle Türkiye’den mi geliyorsun?

–          Evet.

Almanca arkadaşlarına söylüyor:

–          Kaç kilometre yaptın?

Yanıma çağrıyorum gps’in ekranını göstermek için.. 10.320 yazıyor. Şaşırıyor,

–          Fakat Türkiye daha yakın.

–          Bulgaristan, Romanya, Moldova, Ukrayna, Rusya Finlandiya, Kutup dairesi, İsveç, Norveç, Danimarka, Almanya. Biraz yolu uzattım.

Başparmağını havaya kaldırıyor. Yanlarındaki biralardan bana da uzatıyor. Skuls (şerefe). Tabii bu olay hoşlarına gidiyor. İkram edileni kabul edeceksin!

Seyahatimde soğuk hava ile de mücadele etsem de (-ki bence avrupa seyahatimin en maceralı dönemleriydi) Avrupa bölümü oldukça tatil ve eğlence havasında geçiyor. Bu duruma sert kış ayını da ekliyorum. Daha fazla sağa sola girmeden istikameti Berlin’e çevirip yola devam.

 

Avrupa’da kamp alanları dışında kamp atmanın yasak olduğu söylense de Almanya  içinde kamp atacak alan bulmak gayet kolay. Hemen hemen gördüğünüz bütün ormanların içine dalıp pedal çevirebilirsiniz. Ormanlara kamp attığımda dikkat ettiğim bir kaç konu var. Mesela bunlardan biri benzin ocağını kullanmamaya özen gösteriyorum. Kullanacaksam da mutlaka kuru yaprağın olmadığı veya taşlık bir alan bakınıyorum. Son 3 senedir yaşamımın büyük bir çoğunluğunu kamp atarak geçiriyor ve ekipmanımı o kadar iyi tanıyor ve güveniyor olmama rağmen ormanda ateş yakma riskine girmem. Ormanda bazen gözle görülmeyen dikenli sarmaşıklar, bitkiler oluyor. Kuru yaprakların altında veya çamurlu zeminin içinde bunları göremiyorum. Çadırı kurduktan sonra mutlaka içeride uzanıyorum. Şişme mat kullandığımdan ötürü bunu yapmak zorundayım. Bunlar hep Türkiye-Japonya turumdan tecrübe. Gobi çölünde son 3 gün mattaki onlarca patlaktan sonra taşların üzerinde yatmak bana iyi bir ders olmuştu. : ) Ve sabah toplandığımda arkamda tek bir çöp bile bırakmam. Bunlar dikkat ettiğim konular.

 

Berlin’e giden tüm yolların yanında irili ufaklı bir çok dere göl falan var. Mayıs ayında göç eden kuşların çoğu bu gölleri kullanıyor. Benim bulduğum bütün kamp alanları da bunların civarında. Ulan gece kampı atıyorum “cik cik cak cak”. Sabahın köründe “cik cik cak cak” bu nedir arkadaş ben böyle gürültü duymadım. Kuş fotoğrafçısı olan bir arkadaşa mesaj atıyorum.

–          Kardeş buranın kuşları sürekli ötüyor sıkıntıları nedir? Uyuyamıyorum yahu, gece gündüz ötme modundalar.

–          Gürkanım çiftleşme dönemindeler. Sitenden kamp attığın alana bakıyorum da hemen gölün kıyısına kamp atmışın sen de. Bu dönemde uzak duracaksın derelerden göllerden.

 

Bu bilgiyi de tecrübeler arasına ekleyip Berlin’e varmayı başardım. Berlin tabelası görünce insan biraz şaşırıyor. Dünyanın en büyük şehirleriden biri olan Berlin’in giriş tabelası bu mu? Hum. Bir foto çekelim. İki teyze yanımda durup soruyor nerden nereye gittiğimi. Ben de onlara şu sağdaki ormanın içinden şehrin içine gidebilir miyim diye soruyorum, ‘Tabii.’ cevabı gelince iyi oluyor.

Evet, şehrin hemen girişinde ormana girdim. Bisikletin önündeki gps de yeşiliiğin bol olduğu alanlarda orman işareti gözüyor çoğunlukla fakat bu işareti uzun zamandır görmemiştim. Uzun zaman dediysem en son Norveç, İsveç, Finlandiya’da gördüm. Ha Rusya’da da gördüm. Neyse fakat hepsi şehirlerin dışındaydı. Şimdi Berlin’e giriyorum aynı işaret çıktı. O ne lan? Bu şehiri ormanın içine mi kurdular? Bir süre pedallıyorum, yaklaşık  5 km kadar. 😀 Ulan harbiden şehrin merkezine doğru gidiyorum ve ormandan. İşin güzel yanı patika yolların görüntüsü falan da süper ve adamlar bisiklet yolu da yapmışlar. Bu yol asfalttan değil sadece toprağı silindirle ezmişler o kadar. 5 km daha gidiyorum yuh ulan artık. Bu ne ya..

–          Pardon şehir merkezine nereden gidebilirim?

–          Düz devam edin yol sizi götürecektir.

 

Helal olsun adamlara budur işte olay. Evet şehrin merkezine kadar bisikletle gittim ve şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Şu zamana kadar şehrin içinde gördüğüm en büyük yeşil alana sahip başkent Berlin. Sadece girişi değil, çıkarken de aynı manzara ile karşılaşıyorum üstelik şehrin içinde de yeşil alan olayı oldukça fazla.

Berlin’de gidilecek ilk durak elçilik. Büyükelçilik çünkü Avusturya, Çek Cumhuriyeri ve İsviçre’nin vizeleri gerekiyor. Berlin Türkiye Büyük elçiliği Ocak 2013 yılında yeni binasına geçmişti ve şu zamana kadar açılmış en büyük Türk Büyükelçiliği olma özeliğini de kazanmış olmuş. Hakikaten bildiğin kale kıvamında bir büyükelçilik olmuş. Büyükelçiğe varmadan önce Başkatip Yusuf bey ile konuşmuştum kendisi zaten beni beklemekteydi. Bir kaç gün elçilikte misafir edildim, bu süre içinde müsteşar Mert ile de tanıştık. Zaten oraya geldiğimi öğrenince kendisi hemen görmeye geldi ve yeni bir arkadaşlık daha başladı.

Mert de yapacağım diyip istediklerini yapmaya çabalayan hayallerinin peşinden koşmayı seven biri. Paraşütle atlayacağım demiş adam bilmem kaç saat paraşütle atlamış. Snowboard öğrenecem demiş, kışları dağlarda. Dalgıç olacam demiş adam, almış yıldızları da. Tam oraya gittiğim günlerde de bir motor alacakmış onun üstüne denk geldim. Motorsikletini de gidip birlikte aldık (motorsikleti ben gittikten 1 ay sonra kendisine ulaştı, şu sıralar Almanya’da gezmediği yer bırakmıyor). Ha bu arada elçiliğimize de bisikletle gidip gelen biri. Berlin Büyükelçiliğine bisikletle gidip gelen çok çalışanımız var. Hatta arada bir Büyükelçimiz de bisikletiyle iş yerine geliyor.

 

Berlin şehrinde bisiklet kullanımı düşündüğümden çok daha fazla. 15 gün Berlin’de kaldım, gezmediğim görmediğim müze sokak sayısı oldukça az. Benim gözümden Berlin..

Öncelikle şu zamana kadar gezdiğim en iyi ikinci başkent. Birincisi hala Güney Kore, Seoul. Düzen, işaretlendirme sistemi, ışıklandırma, kurallara uyma çok hoşuma gitti.. Meslea bisikletle gece dışarı çıkıyorsan eğer bisikletin arka ve ön ışıkları yanmıyorsa ve polis yakalarsa hop kes cezayı. Bu ceza olayını bisiklet yolu olan bir çok ülkede duydum ama uygulamalı gördüğüm tek ülke şimdilik Almanya.

Şehir metro sistemi, otoyol sistemi, yer altı ve yer üstü planlaması Adolf Hitler zamanında yapılmış. Şu gün Berlin’e gidipte hayran kalmayacak insan yoktur. Şehrin içinde hiç bir başkentte görmediğim bir doğal yaşam ortamı var. Yahu her yer yeşil arkadaş, bölge bölge orman var.

Bir sabah elçilik binası içinde bisikletimi almaya indim. Ana kapıyı açtım iki adım attım karşımda tilki. Bende tepki…

–          Len pişttt!

(Hiç bakmıyor bile, korktuğu da yok kuyruğunu sallaya sallaya gidiyor)

–          Ahh ulan ah fotoğraf makinası kırılmayaydı iyidi.

–          Pişştt kucu kucu!

Bu arada kapının hemen yanında güvenlik odası var. Bir abimiz çıktı:

–          Hayırdır Gürkan kimle konuşuyorsun?

–          Abi burada tilki var ya.

–          Haa o her sabah geçer elçilik binasının içinden, karşımızdaki ormanda yaşıyor.

Bir gün de ormanın içinde gezdim. Paten yapanı var, bisiklete bineni var, kaykaya bineni var, koşan var, yürüyen var, envayi çeşit kuş sesi var üstelik arabaların sesini bastıracak kadar. Çok geniş bir alan çimlik ve bu alan üstünde kitap okuyan var, güneşlenen var, uyuyan var, piknik yapan var (mangal yakan yok). Peki bu alan nerede? Tiergarten google map’den baktığınızda da şehrin ortasında kocaman bir yeşil alan göreceksiniz. Buna benzer alanlar oldukça fazla. Mesela ikinci dünya savaşında kullanılan Tempelhof Havalimanı o gün bügündür kullanılmaz durumdaymış. Şehrin merkezinde bulunan bu alan için halk ve hükümet büyük savaş vermiş, hatta vermeye de devam ediyorlar. Neden mi? Tabi senelerce kullanılmayan bu liman hobi severler, sporcular ve halk için muhteşem bir açık hava panayır alanına dönüşmüş. Hükümet AVM yapacağız demiş, halk ayaklanmış “Biz o alanı kullanıyoruz kardeş kusura bakma!” demiş. Hükümette senelerce beklemiş durmuş ulan bir gün halk vazgeçer de biz de yaparız belki diye. Anladığım kadarı ile bu kararı o bölgede yaşayan veya Berlin’de yaşayan insanlar veriyor. Onların rızası olmadan zor.

 

Berlin parlamentosunu gördüğümde şaşırdım. Koca binanın çevresinde toplasan 4 polis var. Önündeki çim alanda yüzlerce insan güneşleniyor. Müze misali ziyaret ediliyor. Bina eski olmasına eski de o tepesindeki olay ne? Berlin merkezde o kadar gökdelen varken veya yüksek bir alana çıkıp seyredeceğiniz nokta varken binanın çatısında bir fanus var. Bu sayede vatandaş parlamentonun tepesine çıkıp Berlin’i seyrediyor. Parlamentoya da yukarıdan bakıyor. Milletvekiller çalışırken de bu gezi olayı yapılabiliyor. Hükümet alt katta karar alırken halkı veya yabancı milletlerin halkı onların üstünde Berlin’i seyreder. Vekiller de biliyorlar ki halk şu anda onların üstünde. Acaba düşündüğüm şey mi? Evet, olayın özünü Almanya’da gazeteci olan arkadaşım İsmail’den öğrendim “Halk her zaman parlamentodan üstündür.” olayını sembolize etmek için bu yapı sonradan eklenmiş. Altta karar alırken insan zorlanır valla, psikolojik baskı.

 

İsmail Çevik ile tanışıklığımız bundan 3 sene öncesine dayanır. Japonya turumu bitirmiş ülkeye dönmüştüm. O yaz ayında da kendisi Almanya’dan Türkiye’ye bisikletle gelmişti. Yola çıkmadan önce mesaj atmıştı. Yüz yüze tanışmak ise Berlin’de kısmet oldu. Buluştuğumuzda beni almaya küçük bir araba ile geldi. Smart’ın iki kişilik arabası. Bu arabaları oldum olası çok sevmişimdir fakat bugün bindiğimiz aracı daha çok sevdim. Araçlardan Berlin içinde yüzlerce var. Evden çıktın köşe başında bu araçlardan gördün. Çebinden manteyetik kartını çıkartıyorsun, pencere önünde bir yere gösteriyorsun. Arabanın kilitler açılıyor. Kartta ne kadar kredin varsa ona göre bu aracı kullanıyorsun. Araca bindiğinde kırık bir yeri var mı yok mu kontrol ediyorsun. Araçtan ayrılırken de kontrollerini yapıp çıkıyorsun.. Mesela İsmail’İn evine gittik, sağolsunlar çok güzel de yemek  hazırlamışlardı. Dönerken arabaya baktık yerinde yoktu biri almış gitmiş. : ) 4.5 milyonluk Berlin’de benzer uygulamalar, bisiklet yolları, muhteşem bir metro ve tramvay sistemi ile trafik sorununu çözmüşler gibi. Bu arada 4.5 milyon nüfuslu başkent Berlin’de şehrin merkezinde salak saçma inşa edilmiş üst geçitler veya alt geçitler görmeniz de mümkün değil.. 

 

Brandenburg kapısının civarında dolanıyorum. Kapının etrafında fotoğraf çekenleri seyrediyorum. Sağ tarafta Amerikan Elçiliği, sol tarafta Fransa Elçiliği. Kapıyı geçiyorsun sağda İngiliz Elçiliği ki ara yolu kapattırmış güvenlik sebebiyle, biraz daha gidiyorsun Rus Elçiliği. Meydanın ortasında Rus askeri, çevresinde Amerikan askerleri ellerinde bayrak.. 1 kilometre ileride “Çek point Çarli”. Gene Amerikan askerleri, bu milletlerin bayrakları koca koca dalgalanıyor etrafta. Açık söylemem gerekirse bir turist olarak ben bu durumdan rahatsız oluyorum!

Türk mahallesine gitmek için bir gün metroya bindim. Metroları severim, hele mesafeler de uzunsa e-kitabımı okurum. Japonya’da görümüştüm bu durumu. Herkesin elinde kitap, çıt çıkmazdı metroda. Sonrasında bende de alışkanlık yaptı.  Neyse Mert ile birlikte gittiğimden yolu muhabbet ederek geçiriyoruz. Bir durakta  6 kadar genç bindi. Vagonun içinde bağırıyor çağırıyorlar birbirlerine Almanca küfürler ediyorlar.

–          Mert ne oluyor?

–          Hiç gençler işte bağırıp çağırıyorlar.

–          ?? Ee kimse bişey demiyor. Bunlar nereli?

–          Romenler. Boşver Gürkan.

–          Olur mu yahu, ben rahatsız oldum ne bağırıp duruyorlar. Gidip konuşacam.

–          Dur Gürkan geldik. Bu durak bizim..

Aslında Mert’in neden dur dediğini geçte olsa sonrasında anladım. Neden metroda kimse bir şey demedi? O gün ikinci dünya savaşında Almanların yahudilere yaptıkları soykırımın gelecek kuşak alman gençlerinin nasıl üzerine yapıştığını açık bir şekilde görmüş oldum metroda. Kimse bir şey demiyor çünkü dedikleri anda ırkçılıkla suçlanacaklar. Beki zamanında demişlerdir, seslerini çıkarmışlardır fakat değişen bir şey olmayınca onlar da artık susmuşlar. Norveç ve Danimarka’dan sonra ülkede bayrak görmememin sebebi de netleşti. O meydanda gözüken rus askerleri veya  amerikan askerleri her ne kadar masum turistlik birer aktivite olarak orada bulunsalar da temele toplumun kültürününde değişiklik yapan görseller!

 

Metrodan indik ve geldiğimiz nokta Türkiye. O ne ya? Sol tarafta İş Bankası sağ tarafta simitçi.

Önde seyyar tezgahlar sebze meyve satıyorlar. Sokakta bulunan tüm tabelalar Türkçe. Mahallede hangi yöne gidersen git Alman yok. Bu arada bu alana küçük istanbul deniyor? İzmir, Ankara, Trabzon, Artvin, Erzurum değil de neden İstanbul? İşin enteresan yanı da Türkiye’den gelen birine de mutlaka git gör “küçük istanbul” derler. İster önce bir Berlin’i gezin sonra gidin, isterseniz de ilk önce bu küçük İstanbul’a gelin öyle bir Berlin’i gezin.

 

2011 yılında Alman ekonomi bakanı 1960’da ülkeye Türklerin davet edilmesini bir hata olarak dile getirdi. Eee kardeşim bu sene göçün 50. yılı kutlanacak şimdi mi aklınıza geliyor hataydı demek. “Gelen Türklerin vatanlarına bir süre sonra geri döneceklerini düşünmüştük.” demekte olmuyor. Size göç eden neden göç ettiğini söyledi, siz de vatandaş yaptınız o zamanlar işinize geliyordu. Ekonomi biraz sekteye uğradı mı veya almanlar iş bulamadı mı göç edip vatandaşınız olanlara topu atmak olmaz. Onlar artık senin vatandaşın. Kaldı ki kimisi vatanım burası bile diyor.  Ekonomiye katkıları da oldukça iyi. Ha bu arada şöyle bir söz söyleniyor “Türkler Almanya’da çalışmayı bıraksa Alman eknomisi çöker.”

Benim bu cümleye cevabın şu şekilde oluyor… HE LA HEEE……

4.5 Milyon Türkün Almanya ekonomisine katkısı 2012 yılında toplamda 40 milyar dolar. Düselldorf’da yaşayan 65.000 (altmışbeşbin) Japon’un 2012 yılında Alman eknomisine katkısı 42 milyar dolar. Tamam Türkler çalışkandır fakat durumu abartmayalım!! 50 yıl orada yaşayıp sadece çalışıp ülke gezmeyince olanı biteni medyadan takip edince kim ne üflerse ne yazarsa bunlara inanılırsa veya bunlarla gelinirse katlar iade ederim. 

Ee, sen de yazıyorsun diyebilirsin, ben de sana git gez gör derim! (Bu arada bu Japon olayını önümüzdeki yazılarda anlatacağım ne ayaklar? Herifler günlük yaşamda kullandıkları 105 kadar kelimeyi de almanlardan öğrenmişler. :  ) )

Almanlara da bir noktada hak veriyorum, vermiyorum değil. 50 yıldır Almanya’da yaşayıp almanca bilmeyen var. Doktora torunlarıya gidip tercüme ettiren var. Berlin’de Almanların yaptığı gelin konvoyu var (ilk başta bizimkiler sandım. sonradan Alman olduklarını öğrendim). Çocukları okullardaki Türkler gibi hareket edip onları taklit edeni var. Sokakta git birine adres sor, Türk gelme ihtimali büyük (oldu bunu da anlatacağım) Yahu Almanya’da mısın Türkiye’de misin?.. Bir de Avrupa birliğinin güzel olanaklarını kendi menfaatleri doğrultusunda kullanan yabancı vatandaş sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Ben bu durumdan rahatsız olurken Alman ekonomi bakanın veya almanların rahatsız olmaması anormal olurdu.

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!