Güney Afrika Cape Town’da kaldığım süre içinde neler yaptım

Gürkan Genç tarafından 2 ay önce yayımlandı
30 dakikada okuyabilirsiniz

Vizemin bitmesine bir gün kalmıştı ki Kerem ve Aysel sayesinde Güney Afrika Cape Town’da Ali ile tanıştım. En iyi ihtimalle eşyalarımı Cape Town’da bırakıp Zambiya Lusaka’ya uçup (orada sevdiğim dostlarım vardı) sonrasında buraya geri gelmek plan buydu. Böylelikle vize sıkıntısını aşıyordum. Fakat Ali hemen Güney Afrika için vize evraklarını hazırladı. Öğlen olmadan yabancı şubeye gittik sıra numarasını da önceden ayarlamış. Yabancılar şubesine gidip sıraya girdik. Bir kaç kişiye güzel söz çalışanlara getirilen bir kola darken İçeri girdikten kısa süre sonra sıra bize geldi. İşlemler yapıldı. Pasaportumu aldılar ve yerine bir fiş verdiler. Bu fiş olduktan sonra ülke içinde istediğim kadar kalabiliyordum.

  • Ee, Ali ne oldu şimdi?
  • Bu kadar abi hayırlı uğurlu olsun. 3 aylık vizen onaylandığında telefona mesaj atacaklar o zaman da gelip alırız. Hatta sen hiç zahmet etme ben gelir alırım.
  • Hadi ya bu kadar kolay olmaması gerekiyordu.
  • Yok abi zaten kolay bir durum değil. Senin dünya turu yapmanın artısı, biraz da tanıdıkların vasıtasıyla olayı çözdük.

3 aylık vize için toplamda 150 dolar da ücret ödedim (burada şu konuyu da dile getireyim. 1 ay 1 ay şeklinde tam üç defa ülkeye girip çıkmıştım, bu zamana kadar da ücretsizdi fakat daha fazla kalmak istenirse vize almak zorunlu) Ali aynı zaman da şöyle bir güzellik daha yaptı. Türkiye de dâhil olmak üzere dünyanın dört bir yanından yabancı dil eğitimine gelen öğrenciler için şehir merkezindeki evini kiraya veriyormuş. “O ev boş abi sen geç orada kal, tek başına takıl” dedi. Ücret vermene de gerek yok. Bunu da deyiverince 3 ay kadar Cape Town’da kaldım. Hafta sonları Kerem ve Aysel ile buluşmaya da devam ettim.

Peki, Ali burada ne iş yapıyor tam olarak onu anlatayım. İngilizce dil eğitimi almak istediğimizde hepimizin aklına çoğunlukla şu ülkeler gelir. İngiltere, Amerika, Kanada, Avusturalya. Aklı gelmeyen fakat ülkede herkesin İngilizce konuştuğu ve bir çok Avrupa ülkesinden çok daha iyi imkanlara sahip olan birde Güney Afrika var. Ülkede herkes İngilizceyi ana dili gibi konuşuyor. Ali buradaki birkaç yabancı dil kurs şirketi ile anlaşmış. Türkiye’den gelmek isteyen öğrencilere yardımcı oluyor. Nasıl mı? Mesela Ali’yi cep telefonundan arıyorsun, Ali sana seçenekleri söylüyor, internetten bakıp araştırıyorsun, ben geliyorum diyorsun. Seni havalimanında karşılıyor. Hemen sana telefonun için bir hazır kart veriyor. İnternetine bağlanıp ailene sevdiklerine mesaj atıyorsun. Her ne kadar sen internet üzerinden karar verdiysen de ingilizce dil eğitimi veren kurumları tek tek sana gezdiriyor.

Hatta ben hepsinde bir haftalık ders de almak istiyorum diyebilirsin. Ortamı görüyorsun, hangisi hoşuna giderse evrak işlemlerini hallediyor. İstiyorsan seni yerli bir ailenin yanına yerleştiriyor. Sabah kahvaltısı, aksam yemeği aile tarafından hazırlanıyor. Kendisinin öğrencilere kiraya verdiği evler de var. Onlardan birinde de kalabilirsin. 2. ayın sonunda benim kaldığım eve bir Kenyalı iki de Türk arkadaş geldiler. Bir süre kalıp sonra bir ailenin yanında eve çıktılar. Öğrenci adam için daha kolay oluyordu aile yanında kalmak. Eğer araba istiyorsan araba da kiralıyor. Ayrıca turistlik geziler de yaptırıyor. Son model lüks bir aracı da var (Araplar Mercedes ile gezmeyi çok seviyorlarmış) ayrıca panel van tarzı güzel bir aracı da bulunuyor. Her ne kadar Cape Point noktasına bisikletle gittiysem de bir gün Ali ile beraber araba ile de gittim. Hatta o gün üniversiteden arkadaşımın kız kardeşi Benan ile de tesadüf eseri karşılaşıp tanıştık. Dünya küçük.

Cape Town’da sağ olsunlar davet eden çok kişi oldu. En güzeli herkes ile bir noktada buluşmak olacaktı. Şehirde bir kafede buluşalım dedim.

Sarper ile ilk buluşmamız böyle oldu. Kendisi Türkiye’de motosiklet camiasında bilinen ve sevilen biri. Motosikleti ile bir tur attıracaktı ama bir türlü vakit bulamadı. Çünkü kendisi aynı zamanda Türkiye’den tatil için gelenlere buradaki şirketi ile hizmet veriyor. Güney Afrika’da sezon hiç kapanmıyor gibi bir durum var. 2016 Nisan ayında ülkeye girip 2016 Kasım ayında çıktım. Yazını da kışını da gördüm diyebilirim. Sezon bitti sezon dışı falan gibi bir durum yok ülkede. Her bölgesinde mevsimine göre talep var. Sarper aynı zamanda 2017 Cape Epic yarışına da katıldı, sonrasında da arkadaşı ile birlikte Güney Afrika’dan Türkiye’ye motosikletle döndü. Bu Cape Epic olayını da yazının ilerleyen bölümlerinde anlatacağım.

Beşir ve Alara yüksek lisans programına gelmiş, Enes yabancı dil eğitimi alıyordu. Herkes hayatından memnun gibi gözüküyordu. Genel olarak keyifler nasıl diye sorduğumda Güney Afrika’da yaşamak, eğitim almak herkese iyi gelmiş gibiydi. Yabacı dil eğitimi için yurt dışı olayını anlıyorum. Konuşma pratiği açısından oldukça önemli. Yurt dışında üniversite eğitimi ve yüksek lisans dediğinde, işte o noktada ülkedeki sıkıntılar aklıma geliyor. Buralarda imkânlar ve yönetmelikler çok farklı. Alara da Türkiye’de eğitim sisteminin değişmesini istiyor fakat değişimin tam olarak hangi noktadan başlaması gerektiği konusunda tereddütleri var. (Bu yazıyı yazarken Türkiye’de 2017 yılı eğitim öğretim yılında yapılan değişikliklere de göz attım. Değişimi yapanların amacı tarihinden, dünyadaki gelişmelerden kopuk, belli kalıplarda istenilen genç nesiller yetiştirmek. Okuduğumda bunu anladım.)  Kick Boks federasyon üyelerinden Reşat ile de tanıştım. Ben oralardayken masster programında okuyordu bitirdi mezun oldu. Şu sıralar Botsvana da federasyonu kurmaya çalışıyor falan. Seviyorum böyle girişimci arkadaşları. Mesela bir gün de Türkiye’den gelen bir grup üniversiteli gençle bir araya geldim onlarda Güney Afrika’da ki güney enerjisi ile çalışan araçların yarışına katılmışlardı.  Araçlarında çok azla sorun olduğundan istedikleri başarıyı elde edemedikleri için üzgündüler fakat katılıp kazandıkları tecrübeler paha biçilmez olmuştur.

Dünyanın en iyi 100 üniversitesinden 5 tanesi Güney Afrika’da hatta bunlardan bir tanesi yanlış hatırlamıyorsam ilk 10’da bulunuyor. Fakat üniversitelerdeki ırkçı olaylardan dolayı her yıl bu üniversiteler gerilere düşmeye başlamış. Mesela siyahi öğrencilerin üniversitelere girişlerdeki taban puanları düşükmüş. Bunu neden yaparsın ki? Bilim insanı yetiştirdiğin bir kuruma herkesi aynı sınavdan geçirerek sokman lazım. Bunu benim ülkemde de yapıyorlar. Yurt dışında okumuş ve ülkemdeki üniversitelere girmek isteyen öğrencileri neden düşük puanlarla üniversitelere kabul ediyorlar? Herkese eşit muameleyi yapmak zorundalar. Burada renk, din, kültür ayrımcılığı yok. Gerizekâlı değilsen girer sınavı verirsin ona göre üniversiteye ya girersin ya giremezsin. Aynı saçmalıklar dünyanın her yerinde var ve bu saçmalıkların bu şekilde olmasına izin verenlerde politikacılar.

THY’de çalışan Umut da bir gün aradı, annesi ile birlikte tatile gelmişler onlarla da bir gün akşam yemeğinde buluştum. Umut Güney Amerika’ya gideceğimi biliyordu. Harita üstünde kendisinin birkaç sene önce bisikletle gezdiği bir rotayı bana gösterdi. Hatta bir sene sonra kendisi de Arjantin’de çalışmaya başlayacak. Yani tekrar karşılaşacağız. Hatta büyük ihtimal evinde misafir olacağım. ☺

Başka bir gün Standart Profil’in bölge müdürü Murat davet etti. Güney Afrika’ya Meksika’dan yeni gönderilmiş üstelik yeni bir de bebekleri olmuş, buradaki hayata eşiyle beraber alışmaya çalışıyordu. Sadece bir kere görüşmek kısmet oldu. Yoğun bir iş temposu ve taşınma koşuşturması olduğundan kendisi ile sohbet etme fırsatımız olmadı. Fakat çalıştığı şirketin dünyanın nerelerinde işler yaptığını incelemiş şaşırmıştım. Murat ile buluştuğum gün aynı zamanda yıllardır Güney Afrika’da yaşayan Yunus Abi ile de tanıştım. Kendisi Apartheid döneminde bölgeye gelmiş hatta o dönemden bölgede yerel biri ile ortaklık kurduğundan şimdilerde kömür işi ile ilgili çok iyi işleri olan bir abi. Hanımının adını da söyledi fakat not almamışım, aklımda kaldığı kadarıyla dünyanın en ünlü arkeologlarından biriymiş. Kendisini benle tanıştırmayı çok istiyordu fakat sonrasında o da işlerinden dolayı fırsat bulamadı ve bir araya gelip konuşamadık.

Cape town’da bu kadar uzun süre kalınca toplu taşıma araçlarından taksilere kadar her bir haltı kullandım. Şehir içi otobüs taşımacılığı gayet iyi işliyor. Merkezdeki duraklardan birinden kredi kartı gibi bir kart alıp içine belli bir miktar para koyup toplu taşıma araçlarında kullanabiliyorsun. Kartın üstünde maestro simgesi olsa da bu kartla başka bir yerde alışveriş yapılmıyor. Durağa girdin girerken kartı okutuyorsun sonra bir de inerken kartı tekrar cihaza okutuyorsun. Merkezdeki duraklardan birinde otobüse binmediysen, yol üstündeki duraklardan birinde bindiysen bu sefer de otobüse hem binerken hem inerken kartı okutuyorsun. Bu otobüslerin şehir içinde kendilerine özel yolları var. Kısmen ulaşım hızlı. Duraklara hemen hemen zamanında geliyorlar. Fakat akşam iş çıkışı trafik kitleniyor. Cape Town’daki yollar he ne kadar gözüme yeni gözükse de yol genişliği 1960 yıllardan beri aynı. Adamlar 57 senedir yola yeni bir şerit eklememişler. Eklemedikleri gibi şehrin ortasında yarım kalmış bir köprüleride bulunmakta. Mühendislik hatası olduğundan köprüyü de öyle yarıda bırakmışlar. Günümüzde film çekimlerinde kullanılan bir stüdyo haline gelmiş.  Hazır bu konuya da girmişken şunu da demekte fayda var. Hemen her gün şehrin bir noktasında film veya dizi çekimine denk geldim. Şehir açık hava stüdyosu tarzında bir şehir. Reklam, filmcilik ve bu konularla alakalı yan kollar için de geniş bir iş sahası var.

Uber taksi ve Uber şoförler kimler, sistem nasıl işliyor? Uber taksicilik sistemini bu kadar iyi kullanıldığı başka bir ülke yol üstünde şimdiye kadar görmedim. Güney Afrika’da olay oldukça iyi işliyor. Telefonuma indirdiğim uygulamaya kredi kartımı tanıttıktan sonra sistemi telefonda açıp “Şu an bu adresteyim ve şu adrese gideceğim” dediğimde en fazla 5 saniye içinde civardaki Uber taksilerden biri bana yönleniyordu. Ayrıca gideceğim mesafenin tutarını da gösteriyor.

Sistem oldukça güvenli. Gelecek olan taksinin plakası, şöförün fotoğrafı, o şöförle daha önce seyahat etmiş kişilerin düşünceleri, hepsi sistemde yazılı. Şöförü veya arabayı beğenmedin mi hemen iptal edip bir başkasını çağırıyorsun. Aynı şekilde şöförler de müşterilere puan veriyorlar. Yahu her araca bindiğimde “Klimayı açayım mı, ne tarz müzik istersin o kanalı açayım, şeker ister misin, rahat mısın?’’ gibi sorular mutlaka soruluyordu. Peki, bu gelen şöförler kim? Mesela araban var, sisteme kayıt oluyorsun banka hesap numaralarını veriyorsun. Uber firması senin müşteriden aldığın her ücretten %20 gibi bir kesinti yapıyor kalanını senin banka hesabına gönderiyor. Devlete bir vergi vermiyorsun, şöförler odasına bir ücret vermiyorsun, taksiye plaka parası vermiyorsun, taksinin durduğu durağa para vermiyorsun. Bu saydıklarımın olduğu tüm ülkelerde Uber taksicilik sistemi yasaklanmış durumda. Hatta bu sistemin içinde olan taksiciler Uber taksicilere savaş açmış durumdalar. Uber taksiler normal taksilere göre müşteriden %50 daha ucuz mesafe ücreti alıyor. Güney Afrika’da Uber araçlarının çoğunun sahibi şöförler değildi. Bir iki defa araç sahibine denk gelsem de genellikle hepsi çalışandı. Kazanılan parasının %50 araç sahibine veriyorlardı. Bu şekilde bile ciddi bir kazanç olduğunu öğrenmiş ve şaşırmıştım. Bu şekilde bir sistemin milyonlarca TL para verilen araç plakalarının olduğu bir ülkede işletilmesine izin verilir mi? Verilmez tabi bunun önüne geçilebilir mi? Geçilemez tabi. Türkiye’de Uber uygulaması Almanya, Fransa olduğu gibi yasak. Uygulama normal şekilde çalışmıyor fakat VPN üzerinden çalıştırılıp kullanıldığını duydum. Bu arada Uber şirketi şöförsüz taksilerini piyasaya çıkarmaya başladı. Amerika’da birkaç eyalette şu an iş yapıyorlar. Fazla değil en geç 20 sene içinde dünyanın birçok noktasında şoförsüz taksileri görmeye başlayacak hatta onları kullanacaksınız. Yani bu sistemde geliştikçe gözüktüğü üzere sadece uygulamanın sahibine gelir kaynağı olmuş durumda.

Güney Afrika Cape Town’da şehirde kullandığım diğer bir ulaşım aracı da tabi ki bisiklet. Bisiklet sporunun Cape Town hatta Güney Afrika için ayrı bir önemi var. Bu adamların dünya çapında efsane bir iki yarışları var. Cape Lagulas, Cape Epic ve Joburg 2 Joburg. Bu yarışların neden efsane yarışlar olduklarını veya o seviyeye nasıl geldiklerini burada sizinle paylaşmayacağım bir gün olur da ülkemde benzer işlerin yapılması için imkanlar bana ve ekibime verilirse  (Spor Bakanı olursam) hah işte o zaman daha iyisini yapmaya çalışacağımıza da söz veririm. Bu noktada Cape Epic ile ilgili bir anımı anlatmak istiyorum sonrasında Cape Town’da bisikletli ulaşım anılarımı anlatırım.

Bir gün e-postama bir mesaj geldi:

“Gürkan selamlar. Gerçekleştirmekte olduğun dünya turunu yakından takip ediyor ve şu anda Cape Town’da olduğunu biliyoruz. 2017 yılında gerçekleştireceğimiz Cape Epic yarışının lansman gecesinde seni Cape Epic ailesi olarak aramızda görmekten mutluluk duyarız.”

Bak arkadaş bu çok büyük bir jesttir, inceliktir, saygıdır, bir insanı onore etmektir, sporcuya değer vermektir, yaptığı geziye, seyahate, yazdığı yazılara, çektiği fotoğraflara, videolara çevirdiği her pedala saygı duymaktır. Dakikalarca mesaja baktım. Ne yazacağımı bilemedim. Teşekkür edip geleceğimi söyledim. Günü geldiğinde de verilen adrese gittim.

5 yıldızlı bir otel, kapının önünde lüks araçların biri duruyor diğeri gidiyor. Gelen herkes smokin, takım elbiseler, kadınlar da ki kıyafetler of of kendileri ayrı güzel giydikleri ayrı güzeldi. Ben mi nasıl gittim. Güneşten rengi solmuş yeşil pantolonum, meşhur beyaz gömleğim ☺ çünkü takım elbise kiralayacak ekstra bir param yoktu. İçeri girdim yukarı doğru yürüyorum. Beni gören herkes “Merhaba Gürkan nasılsın, nasıl gidiyor yolculuk?” diyor. Lan Güney Afrika’da bir davettesin eyvallah da, öyle herkesin tanıdığı bir sporcu değilim ki, nereden biliyor millet beni?

Davetin verildiği salona girdim, resepsiyon masasındaki kızlar hemen gelip tanıştılar selfi çektiler. Cape Epic’in kurucu hanımı ile birlikte yanıma geldi. Onlarla da bir iki muhabbet, bir anda çevremde bir kalabalık oldu anlamadım. Elime de oturacağım masanın numarası verdiler ve herkesi içeri davet ettiler. 5 yıldızlı bir otelde yemekli düğüne davet edildiğinizi düşünün ortam aynen o şekilde. Masaya gittim herkes ile selamlaştım tanıştım. Adlarını söylediler falan hiç biri aklımda değil. Yolculuk nasıl gidiyor diyorlar. Anlamadığım bir gariplik var. Herkesin yolculuğumu bilmesine imkan yok. Neyse sahnede Cape Epic tarihi anlatılmaya başlandı. Sunum organizasyon detaylar inanılmazdır. Sonrasında geçen senenin birincisi sahneye çağrıldı. Benim masamda oturan kadın ve erkek sahneye gittiler. Oha Cape Epic birincileriymiş ya bunlar, yanımda oturuyorlarmış. Sonra Güney Afrika’nın en ünlü kriket sporcusu sahneye çağrıldı. O da  geçen sene Cape Epic’e katılmış, aynı masada oturuyormuşuz. Antartika’yı yürüyerek geçen ilk siyahi sporcu da Cape Epic’e katılmış aynı masadaymışız, Atlantik Okyanusunu kürekle geçen sporcuyu davet ettiler, aynı masadaymışız, Kuzey Kutup Noktası’na yürüyen sporcuyu sahneye çağırdılar onla da aynı masada oturuyormuşum. Bu sporcuların hepsi Cape Epic yarışına katılmışlar. Hepsi tanıtıldı bitti falan. Araya birkaç şaka girdiler. Ben de önümdeki yemeği yemeye devam ediyorum.

Ve mikrofondan konuşmaya başladılar “9 Eylül 2012 tarihinde bisikleti ile Türkiye’den yola çıktı…”

Elimdeki çatal ve bıçağı tabağa bıraktım. Ağzımdaki lokmayı zor yuttum. Yanımdaki gazeteci omuzuma elini koyup “Çok iyi Gürkan çok iyi” dedi. Geçtiğim çölleri, bisikletle tırmandığım zirveleri, gerçekleştirdiğim projeleri, gençlere, öğrencilere verdiğim desteklere kadar dakikalarca neler yaptığımı okudular. Adamlar oturup incelemişler, sonradan öğrendim ki e-postalara gönderilmiş bu yazı. Konuşma bittiğinde herkes ayağa kalkmış alkışlıyor, bir ben oturuyordum. Neden mi? Çünkü kalkarsam gözyaşlarımı tutamayacaktım. Hazırlıksız yakalandım. Birkaç saniyeye daha ihtiyacım var. 2 defa Gürkan dedi. Üçüncü defada “Böyle biri yok gerçekte, şakaydı bu anlattıklarımız. :)’’ deyip ben de dahil hepimiz güldürmüştü. Ayağa kalkıp;

“Ne diyeceğimi bilemiyorum teşekkür ederim. Bugün aranızda olmaktan çok mutluyum. Davet ettiğiniz için teşekkür ederim.” deyip yerime oturdum. Açık söylemem gerekirse tam olarak bu cümleleri mi dedim yoksa başka bir şeyler mi dedim hatırlamıyorum. Heyecandan bayılabilir hatta hiç konuşamayabilirdim de. 500 kişinin ayakta dakikalarca alkışlamasına alışık biri değilim.

Türkiye’de bisiklet sporcusuyum ve lisans numaram var. Basketbol, voleybol ve yüzme sporunu lisanslı sporcu olarak yaptım. Snowboard, Su kayağı, Futbol, buz pateni bu sporları da iyi şekilde bilirim bu yüzdende sporcuyum derim. Şuan yapmakta olduğum gezinin spor alanında bir kategorisi yok. Yaptığım olaya dünyada tur bisikletçiliği denir. Kışın kutup çizgisini, yazın çölleri geçersen, yapılan tur sırasında 420 bin metre bisikletle tırmanış yapar birkaç guinnes rekoru da kırarsan işte o zaman olursun sıra dışı tur bisikletçisi veya maceracı tur bisikletçisi. İngilizcesi daha havalıdır “Extrem Long Distance cyclist”  Ülkemde “Bisikletle gezen adam’’, “Geziyor o ya bir yerlerden sponsor bulmuş para veriyorlar geziyor. Bana verseler ben de gezerim” denir. Takipçilerimin  %80 kadarı olaya bu şekilde bakınca, Türkiye Cumhuriyeti Spor Bakanlığı ve Bisiklet Federasyonu da 5 senedir yolda olan bu adama ne bir mesaj atar ne de bir “Kardeş bir isteğin var mı sağlığın sıhhatin yerinde mi” diye sorar. Çünkü o adam birçok kişi için keyfine gezen biridir. Biz burada ekmek derdindeyiz. O adam geziyor durumudur.

Amacı şov olmayan, sporcu ve spora önem veren toplumlarda yukarıda ne yapıldığını gördünüz. Bu insanlarında ekmek bir şekilde ekmek parası kazanmaya çalışıyorlar.  6 ay sonra Güney Amerika’da pedallarken, Güney Afrika’da Cape Largus yarışı yapılıyordu. Tanıtım dergilerinde 4 sayfa benden bahsetmişlerdi. Yarışmaya katılan Türk sporcular seni gördük gurur duyduk diye mesaj attılar.  Aslına bakarsanız çok basit gibi görünen bu konular oldukça önemli. Bazı gerizekalılar yaşanılan sürecin geleceğe olan etkisini maalesef göremezler.

Cape Town merkez oldukça güzel gözükmesine rağmen geceleri sokakta o kadar da rahat gezemedim. Belli başlı caddelerde sadece rahat yürüyebildim. Aslına bakarsanız genel olarak Afrika’da son bir senedir geceleri sokakta öyle elimi kolumu sallaya sallaya gezmedim. Bunu daha çok Güney Amerika’ya geldiğimde fark ettim. Arjantin’de gece sokakta yürüyorum, çok farklı bir duyguydu. Aynı duyguyu Arjantin’de tanıştığım ve Afrika’dan Güney Amerika’ya geçen İspanyol bisikletçi Javier de hissetmiş. Cape Town’da gece çıkıp gezdiğim caddeler zaten meşhur olan herkesin bildiği yerlerdi. Bu caddelerden birinde her ayın son perşembesi sokakta bulunan galeriler dükkanlarını gece 01:00’a kadar açık tutuyorlar. O gecelerden birine denk geldim. Elinde şarap kadehin caddedeki sanat galerilerini geziyorsun. Hatta caddeye DJ kabini falan koyuyorlar her sokakta farklı müzik yapılıyor falan.

Cape Town’a bisikletle girdiğim noktadan merkeze olan uzaklık nerden baksan 40 km var. Şehir büyük diyebilirim. Merkeze gelene kadar geçilen yerler ile merkez ve yakınındaki alanlarda gelir seviyesi olayı oldukça fark ediliyor. Güney Afrika da olmak üzere Sahra altındaki şehirlerin hemen dışlarında tekne evler gözlere çarpıyor daha önceki yazılarımda da bu konuya değinmiştim. Cape Town’da da bu durum bulunmakta. Merkeze gitmek için bu alanları bisikletle geçmek zorundayım. Genel olarak bu alanlarda kamera çıkartıp halkı çekmemek lazım, bazen kızıyorlar bazen gıcıklığına sataşıyorlar. Bu bölgede bir benzin istasyonunda mola verdiğimde istasyonda çalışan pompacı yanıma gelip oturmuş ve sohbet etmeye başlamıştı. Muhabbet güzeldi, Afrika’dan konuşuyorduk derken bir grup geldi yanımıza oturdular.

Zulu dilinde konuşmaya başladılar, benim hakkımda konuştuklarını anlıyordum. Benle muhabbet eden biraz sinirlenip ayağa kalkıp bayrağı gösterdi.

  • Bu adam Avrupalı değil Türk ve tüm Afrika’yı geçerek Türkiye’den buraya bisikletle gelmiş.

Bunu İngilizce söyledi ve sonra da yanımdan uzaklaştı işinin başına döndü. (Yerine göre Avrupalıyım yerine göre Asyalıyım demekte fayda var)  Herifler bana bakıyor ben de onlara bakıp hiç istifimi bozmadan bisküvitimi yiyorum. “Yer misin?’’ diye de uzattım.

Hani bizde bir laf vardır “Şeyimden aşağı kasımpaşa” Yaptıkları ırkçılık o kadar umrumda değil. Gayet rahat bir şekilde bacaklar açık  t….. yaymışım. O yukarıda söylenen söz var ya “Afrika’yı bisikletle geçmiş” o yetti sanırım. Hiçbir şey demediler, bisküvit de almadılar, kalkıp gittiler. Şimdi Güney Afrika seyahatimin başında yazmıştım. Güney Afrikalı bir arkadaşım “Türkiye gibi bir ülkede yaşayan insanın durum analizi yapabilmesi bu ülkede bir Avrupalıya göre daha iyi olacaktır”. İskandinav ülkelerinde yaşayan bir insanla Türkiye’de doğmuş büyümüş bir insanın genel yaşam tarzı ve tecrübeleri oldukça farklı. Şehir merkezine inene kadar da sağıma soluma oldukça dikkat ederek indim o da ayrı bir mevzu.

Cape Town şehir içinde bisiklet ulaşımı için bisiklet yolları oldukça az fakat bisiklet kullanan kişileri görmek mümkün. Eviyle işi arasında bisiklet kullananlar var. Fakat sayı yukarıda dediğim gibi güvenlik sebeplerinden dolayı az. Cape Town dan Cape Point e her hafta sonu ise yüzlerce bisikletli gidiyor. Yol ana baba günü. Manzara zaten süper. Yolda gidiş geliş olunca araç kullananlar ile bisikletliler arasında oldukça fazla kavga çıktığı da söyleniyor.

Cape Town’da 3 ay kalınca haliyle bisikletin üzerine kısmen örtü geçirdim de diyebilirim. Fakat 2. ayımın ortalarında artık Afrika’daki son rotamı yapmamın vakti geldi dedim. Cape Town’dan Cape Point’e veya bizim ülkemizde Ümit Burnu olarak bilinen yere bisikletle gitmek. Bu arada tekrar yinelemekte fayda var. Ümit Burnu Afrika’nın en uç noktası değildir. Peki neden Cape Point veya Ümit Burnu bu kadar meşhur veya biliniyor?

  1. yüzyıl sonunda bölgeye gelen Portekizli kaşifler başta olmak üzere 19. yüzyıla kadar burnu yelkenli bir gemi ile geçip Atlantik Denizi’nden Hint Okyanusu’na doğru dönmek oldukça zordu. Günümüzde de yelkenli tekne ile geçmeye çalışırsanız gene aynı zorlukla karşılaşırsınız. Fakat yelkenimiz yok ve o rüzgarın gücünü hissetmek istiyorum derseniz aha işte o zaman bisikletle uca kadar gidip dönmek lazım. Rüzgar güneyden kuzeye doğru esiyor. Gideceğin alan 160km falan. Dünyanın birçok noktasında güçlü rüzgarlar gördüm.

Azerbaycan Bakü (mayıs 2010), 48 km kadar rüzgarı kafadan yemiştim. Tüm gün yapabildiğim kilometre o kadardı. Gün sonuna doğru tersten esen rüzgarla devrilmiştim. Ortalama hızım 13 km.

Türkmenistan Karakum Çölü (Haziran 2010), 2 gün boyunca rüzgarı karşıdan aldım. Kum fırtınası ile birlikte pedallamak oldukça zor olmuştu. Ortalama hızım 14 km.

Moğolistan Gobi Çölü (Kasım 2010), 750 km boyunca gündüzleri rüzgar belli aralıklarla karşıdan esiyordu. Bu kadar rüzgara maruz kaldığımdan su rezervim erken bitmişti. Toprakta pedalladığımdan dolayı da bazı günler ortalamam 7 km’ye kadar düşüyordu.

Fas Tantan Sahra çölü (Mart 2014), 80 km bir alanı 5 kilometre ortalama ile yol arkadaşım Enes Şensoy ile birlikte iki günde geçtik. Çölde 8 saatte 40 km pedallayabildiğimiz bir alan vardı efsaneydi.

Güney Afrika Cape Point Ümit burnu (Ekim 2016), rüzgar güneyden kuzeye doğru eserken bir anda yön değiştirip hiç tahmin etmediğim bir yönden bisiklete çarpıyordu. Bisikletle haliyle yüklü olunca bir kere bisikletten düştüm. Cape Town’un rüzgarı da güçlü düzenli ve yönü her an değişen bir rüzgardır.

Güney Amerika Patagonya (Haziran – Temmuz Ağustos 2017) Bu bölge yaklaşık 2000 kmlik bir alan ve yazları rüzgar güneyden kuzeye doğru eser. Güney uca gitmeye çalışan bisikletçiler ve motosikletliler için oldukça zor bir rota. Fakat bu bölgeye kışın gittiğimden kuzeyden güneye esen rüzgarla karşılaşıp, yer yer de rüzgarsız bir ortamda pedalladım. Yaz aylarında rüzgarın hızı her daim 120 kilometre.

Burna bisikletle gitmek hakikaten çok keyifliydi, giderken 1 gün, dönerken de 1 gün olmak üzere iki defa kamp attık. Hatta yol üstünde dünyanın en zehirli yılanlarından birini de görme imkanım oldu. Yolun ortasından geçiyordu tüm trafiği durdurdum. Yılan güvenle karşıya geçerken bir Ranger gelip yılanın cinsini ve dünyadaki en zehirli yılanlardan biri olduğunu söyleyince çok şaşırmıştık. Bisikletle gezmenin güzel yanlarından biri de bu tür güzel tesadüfler oluyor. Gene bu yol boyunca bisiklet yolu görmek mümkün değil fakat yukarıda da dediğim gibi haftasonları yolda takımlar halinde bisikletleri ile gezen insanları görmek mümkün. Bu noktaya Margaretha ile birlikte gittik. Kendisi Cape Town’da yaşamasına ve bisiklet yarışlarına katılmasına rağmen bu noktaya daha önce bisikleti ile gelmemiş. Böylelikle uzun bisiklet seyahatine ve Ümit Burnu’na benle birlikte ilk defa gelmiş oldu. Hatta bir gün de kendisinin çalıştığı şirkette tüm iş arkadaşlarına yaptığım seyahatle ilgili ufak bir sunum yaptım. O sunumun sonunda bir vatandaşımız gelip Gürkan bey sizle fotoğraf çektirebilir miyim ailecek deyince de ayrıca şok oldum. Tüm aile ile oturup bir süre sohbet etmiştik.

Cape Town denince akla şarap bağları da geliyor. Tabi bağların tarihini incelediğinde acı gerçekler var. Fakat günümüzde olay çok ciddi bir boyutta. Araştırdığınızda Güney Afrika’nın dünyanın en büyük 7. şarap üretecisi olduğunu göreceksiniz ve bu sektörün sağladığı istihtam 300.000 kişiden fazla. Merak ettim dünyanın yedinci en büyük şarap üretimi yapan ülkenin bu üretimi yaptığı üzüm bağı kaç hektarlık alanda? Koca ülkede 100.000 hektar üzüm bağı var ve 59.000 hektarını şarapçılık için kullanıyorlar. Ülke ekonomisine şarap ihracatı ile katkı sağladığı gibi yaptığı festivalerle ve dünyadaki tanıtımlarla ayrı bir turizm getirisi elde ediyor. İşte arkadaşım Melissia da beni bu festivallerden birine davet etti. Festivalin olduğu tarihe daha bir ay vardı, kalacak yerin rezervasyonunu yapmamız lazım demişti. Kalacak yer bulamamıştık, şimdi festivalin adını hatırlamıyorum fakat Güney Afrika’nın ikinci en büyük festivaliydi ve biz festivalin olduğu yere (Ashton’da yanlış hatırlamıyorsam) yakın başka bir kasabada yer bulabilmiştik ve o da ucu ucuna olmuştu. Dünyanın dört bir yanından insan geliyor bu festivale. Normalde pek böyle otel, konaklama yer tanıtımlarını çok az yaparım. Robertson’da kaldığım bu yerin adı Galloway Guest House (yanlış anlaşılmasın bana herhangi bir indirimleri olmadı, hoşuma gittiği için paylaşıyorum). Tek kelimeyle muhteşem bir yerdi. Hatta sanırım dünya turumda kaldığım en güzel konaklama noktalarından biriydi. Belki de kendimi böyle huzurlu hissettiğim başka bir otelde daha kalmadım. Sahipleri genç bir çift (adlarını hatırlamıyorum bir gün olur da giderseniz çok selamımı söyleyin.) Şarap bağlarının hemen içinde evleri var. hatta siteleri de şu (www.exdiem.co.za). Hepimizin olduğu gibi onların da zorlu, bir o kadarda da yaşam dolu hayat hikayeleri vardı. Ev hanımını gördüğümde içimde hüzün mutluluk her şey birlikte oluştu ve uzun uzun sarılmıştım kendisine, çok güçlü kadındı. Konuştukça insan hayran kalıyordu. Ne tecrübeler “Ne azim nerden nereye.” dedim. Kendisinin hikayesini bir gün bir yerlerde anlatırım. Bu özel kadını ve kocasının sevgisini hiç unutmayacağım.

Bu noktada konaklayıp ertesi gün festival alanına gittik. Kapıdan girerken elimize bir bant takıldı ve birer şarap bardağı verildi. Kermes alanı gibi bir alan düşünün en az 50 farklı şarap markası var. Bu şarap markalarının 45 tanesi Cape Town ve çevresinde yetişen üzümlerden elde edilen şaraplar. Festival alanında her 10 metre ara ile veya her stantın önünde şaraptan ufak bir tadım alıp dökebileceğin veya tükürebileceğin alanlar var. 50 firmanın şarabını test etmeye kalksan zaten seni oradan kimse toparlayamaz. Şarap fiyatları da oldukça ucuz. En güzel Güney Afrika şaraplarını bile 10 dolara alabiliyorsun bak bu fiyata en kalitelisini alıyorsun diyorum. Diğerlerini zaten isteyene veriyorlar. Çocukları ile gelenler için çocuk parkı, acıkanlar için atıştırmalık yerler, canlı müzik alanları.. İçerde her milletten insan var. Yanımdan Fransızca konuşan, Japonca Çince konuşan, Almanca konuşan bir dolu insan geçiyor. Sanırım alanda Türkçe bilen bir ben vardım. Firmaların bir stant tanıtımları var oy oy oy. Çok ciddi çalışmalar. Stantlar bile öyle gelişi güzel hazırlanmamış. Bazı şarap firmaları aynı zamanda zeytin üretimine de girmişler. Herkesin elinde aparatifler falan ortam süper. İsteyenlere üzüm bağları arasında traktörle geziler. Ben de o üzüm bağlarının üstünde drone ile ufakta olsa bir gezi yaptım. Yani anlayacağınız festival güzeldi ve bana bu konulardaki tanıtım konusunda oldukça tecrübe kazandırdı.

Güney Afrika’da durum ve hal böyleyken şu bilgileri buraya yazmam bir vatansever olarak önemlidir.

Türkiye’de ekili üzüm bağı 600.000 hektar. Dünya’nın en büyük dördüncü üzüm bağı alanı bizde.

Türkiye dünyanın en büyük kuru üzüm ihracatı yapan ülkesi.

2017 eylül ayında Amazon.UK’de 1kg sultanas kuru üzümü 1.7 sterline’e alabilirken 7.5TL’ye denk gelir, Türkiye’de aynı kalitedeki üzümü 9TL’ye alabiliyorsun. İngiltere üzüm ihraç ettiğimiz ülkeler arasında.

Üzüm ve üzümden elde edilen ürünlerin, şarabın ana vatanı olan bu topraklarda ülkeye Güney Afrika ekonomisine yaptığı katkıyı yapamamasının sebebi biz bu bağlardan çıkan üzümlerle pekmez yaparız.  Eh onunda uluslararası festivali veya dünya çapında ses getirecek bir reklam çalışması olmaz.  Potansiyel var var ama işte kullanmadıktan sonra…

Cape Town’dan ayrılmak oldukça zordu fakat ayrılmanın vakti geldi. Güney Amerika’ya gideceğim fakat öncesinde tekrar Johanesburg’a geçmem gerekiyor. Cape Town Johanesburg uçak biletimi üniversiteden arkadaşım Meltem yolladı. Ne yapıyorsun ne ediyorsun muhabbetlerinden sonra “Dur sen sakın alma, bilet paranı gönderiyorum” deyip dakikalar içinde hesabıma geçti. Para çıkarmıştı. Gene aynı şekilde Güney Afrika Johanesburg – Güney Amerika Arjantin uçak biletimi ve oradaki konaklamamı da kardeşimin lise arkadaşları ve benim arkadaşlarım yaptı, hepsine tek tek teşekkür ederim.

Aylar sonra tekrar İsmail ve Esra Naltı’nın evindeyim. ☺ Güney Afrika’da eve geri döndüm de diyebilirim. Çocukların hepsini çok özlemişim. Bu gelişimde de yaklaşık 15 gün kadar Naltı ailesinin evinde misafir oldum. Bu arada çocukları Selim’in bisiklet sürmesini öğrenmesine de ufakta olsa yardımım dokundu. Elif ve Mert Sentarli, Sabriye ve Erkin Tekel çiftine ayrıca teşekkürler. O kadar çok kişi evlerine çağırıp evinde misafir etti ki yediğim yemeklerden dolayı 8 kilo almıştım. Aslında anlatacak daha çok hikaye var fakat bir sonraki Güney Afrika seyahatim ile birlikte anlatırım sanırım. Buradan Tekrar Naltı ailesine çok teşekkür ederim. Yeni kıta yeni ülke.. Güney Amerika Arjantin’den devam. Bir ara kıtanın tamamını gezmeyi düşündüm fakat sonrasında 3-4 senemi şimdilik Afrika’ya ayırmak istemedim. Gelecekte bir gün yaparım. ☺

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!

  • Faruk Yavuz

    Ara ara bakıyordum yeni yazı var mı diye, elinize sağlık.

  • Emre I

    Cape Epic’ten aldığın maili okuduğum an zaten tüylerim diken diken oldu ve devamı muhteşemmiş, yaptığın şey Dünya’nın her yerinde takdir görüyor hepimize ilham veriyor. Türkiye’deki durumu ise ancak döndüğünde seyahatin hakkında çekilen film veya diziyle değiştirebilirsin, kitap maalesef yetmez, okunmaz yeteri kadar ülkede.

    • Teşekkürler Emre … 2010 da Türkiye’den Japonya’ya bisikletle gitmiştim. O tarihlerde tek seferde o kadar uzun mesafe gidip 3 çöl geçen bir tur bisikletçimiz veya sporcumuz yoktu. 11 ay süren bir bisiklet yolculuğuydu ki 12 gün Gobi çölünde tek başıma pedal çevirmiştim. Türkiye de gazetelerde televizyonlarda çıktı Okan Bayülgen, Ntv Haber Cnn derken herkes gösterdi. Peki ya sonra? bir şey yok. Olayın havası 1 ay ya sürdü ya sürmedi sonrasında tıss. Yani diyeceğim o ki Türkiye’ye döndüğümde bir yerlerden birilerinden bir beklenti içinde değilim. Yapmak istediklerim var. Onların üzerinde çalışacağım, o projeler arasında belgesel tv programı , televizyona çıkmak vs vs yok… Dünya turu bitmiş neyin televizyonu belgeseli 🙂

  • alix

    Sanki ülkede her dönem Gürkan Genç gibi insanlar çıkıyor da ben dünyayı bisiklet ile gezeceğim diyor.Türkiye bisiklet federasyonu nerede?Bağıra bağıra reklamı yapılacak kişisin.Bu ülkede yaşayan bir birey olarak senden gurur duyuyor ve yapamadıklarım için özür diliyorum.