Finlandiya’dan çıkmadan son söz….

Gürkan Genç tarafından 7 sene önce yayımlandı
12 dakikada okuyabilirsiniz

FİNLANDİYA ROTASI

Kutub dairesi üzerinde çadırda kaldığım günlerde hava oldukça güzeldi (çok sıcaktı yazdım sildim valla herif iyice kafayı yedi diyecek tanıdıklar). Fakat ben o yola çıktım ya, pedal çevirmeye başladım; haha anında hava -10 üstüne çıktı, kar yağmaya başladı, ortamı sis bastı. Doğa ana beni bekliyor. “Hadi bakalım sen istedin”. Finlandiya’nın kuzeybatı bölümünden ülkeyi terk edeceğim, en az kullanılan sınır kapısından yerleşim yerinin nerdeyse hiç olmadı sadece o koca yeşil ağaçların hüküm sürdüğü diyarlardan bu ülkeye veda ediyorum.

Finlandiya’ya gelip sadece Helsinki’yi gezerseniz sessiz sakin düzenli bir başkent, Turku’ya giderseniz sadece şirketleri ve iş hayatını, kuzeye Rovaniemi’ye giderseniz de kış turizmini veya Noel Baba turizmini görürsünüz. (Bunu genel olarak diyorum göze çarpan olayları bunlardır. Tabii ki bu şehirlerde gezip görülecek yerler var fakat benim için Finlandiya nasıl bir yerdi diye sorulursa ben bu üç şehrini sıralamaya almam bile).  Ee peki nereleri gezeceğiz, illa bir büyük şehir görmek istiyorum diyorsanız Oulu, Jyvaskyla’ya gidin derim. Sen nerelere gittin diye soracak olursanız inanın Finlandiyalı bile benim gittiğim yerleri bilmiyor, görmemiş, duymamış. Ama işte ben bu noktalarda gerçek Finlilerle tanıştım. Çok cana yakın insanlar. Sohbetleri keyifli, yardım sever. Bol alkol tüketen, klasik dans hastası, emekli kasabaları ile dolu bir ülke.

Bizim vatandaşlara soruyorum: ”Ülkede en çok rahatsız olduğunuz durum nedir?”

–          Abi bu adamlar çalışmayı sevmiyorlar. Biz geliyoruz bu ülkede sabahtan akşama kadar çalışıyoruz vergimizi veriyoruz.

Her şehir, kasabada ve köyde abartmıyorum bütün pizza dükkanları Türklerin.

–           Bizim verdiğimiz vergileri de bu ülkede iş güç sahibi olmayan Finlilere veriyorlar. Adam çalışmıyor tembel tembel geziniyor.

Hal böyle olunca durumu bir de Finli’den dinlemek lazım. Konevesi kasabasında 2 gün kaldım, tanıştığım bir Finliye sordum.

–          Yahu sizin ülkenize gelen yabancılar sizlerin çalışmamanızdan ve devletten çalışmadığınız için yüklü para almanızdan çok rahatsız oluyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsun?

–          Beğenmiyorsa gitsin ülkemden. Bu ülkede ne işi var? Burada karnını doyuruyor, çocuğunu bedavaya okutuyor. Ülkem ona bir güvence veriyor mu? Veriyor. İş veriyor mu? Veriyor. Bu ülkenin vatandaşı mısın? Hayır değilsin! Benim ülkemde, benim toprağımda yaşıyor. O halde bana da bakacak. Ben de istersem çalışırım istersem çalışmam.  Beğenmiyorsa gitsin kendi ülkesinde çalışsın vergisini versin!

Ne dersin bu adama, bir şey diyemezsin. Haklı. Ha bu arada araştırmalarım sonucunda şunu da fark ettim: Devletin bu ülkede bazı sektörlerde halktan aldığı vergiyi bizim ülkemizde devlet halktan almaya kalksa o gün içinde halk ayaklanır, polis, asker hak getire öyle söylim. Ayrıca ülke insanı ekonomisinin berbat olduğunu ve çok pahalı olduklarını söylüyorlar. (sen bir de bana sor o pahalılığı)  Şimdi Finli’den aldık cevabı. O halde gene bir hemşerimize soralım. Neden memnun değilsiniz bu ülkeden? Aynı cevap gelince bu sefer de Finlinin bana dediklerini söyledim. Adam sana memnun değilsen dön ülkene diyor. Sen bu duruma ne diyeceksin?

–          Ya Gürkan burada kazandığımız parayı Türkiye’de nasıl kazanalım? Tamam, belki burada kazandığımız para ile hayat standartlarmız yüksek değil. Fakat bu parayı Türkiye’ye götürdüğümüz zaman çok iyi oluyor. (bak konu değişti hemen hehe)

Bu bölgede iş yapan her vatandaşımız Türkiye’deki ailesine bir şekilde mutlaka para gönderiyor. Türkiye’ye iyi miktarda döviz girdiği kesin. Çok eskilerden göç eden abilemin hepsinin memleketlerinde apartmanları, köylerinde villaları falan olmuş.

Diğer Avrupa ülkelerine gitmeden ve daha önce yaptığım seyahatten edindiğim bilgilerle benim penceremden şimdilik görünen manzara şudur: (belki ilerde değişir);

Bu iş gücü göçü ve beyin göçü (vasıflı veya vasıfsız olması hiç önemli değil) gidilen ülkede ekonomiye ciddi destek attığı gibi ülkenin halkına da büyük kolaylık sağlamış. 1960-1970’de gelenler ailelerini yanlarında getirmemişler. Fakat zamanla bu durum değişmiş. Gidilen ülkede kalınmaya, o ülkeden eş almaya kadar ilerlemiş. İş gücünün ötesine geçilip ülkeye genç nüfus katmaya başlanılmış. Dışişleri Bakanlığı verilerinde yurt dışında şu kadar Türk yaşamaktadır diyor. Fakat elçiliklerimizden birebir aldığım bilgiler doğrultusunda şunu diyebiliyorum. Gerçekte o ülkede ne kadar Türk yaşadığını bilmiyorlar! Çünkü ülkeye gelen Türk, elçiliğimize kaydını yaptırmıyor. Eh elçilikte sağlıklı bir veri tutamıyor. Şimdi bu manzaraya biraz daha büyük bir çerçeveden bakayım.

–          Türkiye nüfusu 80 milyon (geç arkadaşım 75-76 milyonu, daha kayıt tutmasını bilmiyoruz)

–          Yurt dışında yaşayan 10 milyon

–          Sen Avrupa’nın en kalabalık nüfusuna sahipsin, dönsün bakim yurt dışındaki yaşayanlar bir ülkeye, memleketlerine hadi bakim? Ne olacak? : )

–          1960-70-80’de gidenlerin durumları nedir? Gittikleri ülke ekonomisinde çok ciddi katkıda bulunan kurumların başlarına geçmişler. Bir çok iş adamı ile tanıştım, neler yaptıklarına, nasıl bu noktalara geldiklerini dinledim. Bazı ülkelerin temel taşları olmuşlar! Gözümle görmesem inanmam diyebilirim.

–          Avrupa yaşlanırken, Türkiye her bölgesi ile, bak her bölgesi ile diyorum gençleşmiş ve gelişmiştir! Nasıl 1920’nin Türkiyesi ile 2012 Türkiye’nin Türkiyesini bir tutamazsan 3 milyon, 5 milyon, 10 milyon, 15 milyon gibi nüfuslara sahip olup daha bizim bir şehrimizin nüfusunun geçememiş Avrupa ülkeleri ile 80 milyon gibi bir ülkenin refah, teknoloji seviyesini bir tutamazsın. Hele ki bu ülke Türkiye ise iyi düşüneceksin. Türkiye’nin birçok bölgesinde bisikletle gezmiş veya başka sebeplerle gitmiş biri olarak bunu rahatça söylüyorum. Köy köy vilayet vilayet gezip görüyorum. Burada hemşerim bana diyor ki “Abi bak burada bu imkanlar var, devlet bunları yapıyor iş veriyor.” Ee gözünü sevdiğim ülkenin nüfusu Ankara kadar. Ülke boyutuna bakıyorsun, Türkiye kadar. Aynı yüz ölçüme sahip iki ülkeden, 5 milyon insanla 80 milyon insanın faydalanması bir olur mu? Kimi neyi, hangi mantıkla örnek alıyorsunuz..

–          Sanayileşme süreci 1986 yılında başlayan Türkiye’nin insan gücüyle, dışa kaçan beyin göçünün durması, yeraltı kaynaklarını keşfetmeye başlaması, teknolojisini gün geçtikçe ilerleterek bu kaynakları işleme seviyesine gelmesi, sanayinin en önemli ihtiyacı olan enerjiyi karşılama çabaları. Karşılayamıyorsa bile bunu karşılayabilecek bilim insanını yetiştirmesi ve buna kafa patlatması. Bunları yaparken aynı anda İnsan hakları, demokrasi, sivil toplum kurum ve kuruluşlarının çevreyi, doğayı, insanı koruma çabaları, yaşanabilir ortamlar inşa etmeye çalışması. (Tarihe bir bakın Avrupa nasıl bir süreçten geçmiştir, Asya’da Çin bu gücü nasıl koruyor, Japonya’yı ve Güney Kore’yi tetikleyen nedir?) İşin özü biz sabırsız bir milletiz. : ) Üniversitede dersine katıldığım yabancı prof. Türkiye’den geldiğimi öğrendiğinde tek bir cümle söyledi “Eşi benzeri olmayan bir ülke ve millet”. İster iyi yana çek, ister kötü!!

Çin içinde pedallarken insanları ile konuşurken bir şeyi farketmiştim. Çin’de 6 ayrı dil konuşuluyor. Temelde hepsi Çince fakat tonlamalar ve yazı karakterleri farklı olduğundan kuzeydeki güneyi güneydeki batıdakini pek anlamaz. Sincan, Tibet, iç Moğolistan yıllardır özgürlüklerini istiyorlar. Sonuç? Çin 5000 yıldır o coğrafyada var. Koca bir imparatorluk sanayi devrimini bizim gibi geç yaptı. Amerika’dan sonra dünyanın denizlerdeki en derin noktasına denizaltısını indirdi. Aynı gün uzayda istasyon kurmak için astronotlarını da uzaya fırlattı. Savaş uçak gemisini de yeni bitirdi. Nüfusu nedir? 1.4 milyar. Adamın 50 milyon nüfuslu şehri var. Bisikletle 3 günde geçtim. Bu ülkeyi senelerce kimse bölemedi, iç savaşlar yaşadı, katliamlar yaptı. Dıştan onca baskı yedi (sadece tek bir milletin hükümdarlığı altına girmiştir!) Polisine bir soru yönelttim “Benim bisikletimi biri çalarsa size mi geleceğim?”  “Bisikletini kitlemene bile gerek yok. Çalanı yakalarsak kurşuna dizeriz. Bu yüzden kimse cesaret edemez” Oha! Sokaklarda askerlerinin yürüdüğü, çadır kurduğumda beni tarlasından kovan çünkü onun beni gördüğü alan içinde bir şey gelirse başıma devlet onu sorumlu tuttuğundan, 1.4 milyar insanı ancak bu şekilde bir arada tutuyorlar. Fakaaaaat halkına bir bakıyorsun ben böyle ülkesini seven bir toplum daha görmedim. Bu ülkeden bir dostum “Gürkan biz hükümeti sevmeyiz eleştiririz. Bu ülkede birçok imparatorluk kuruludu, imparatorlar geldi, başkanlar oldu hepsi gitti. Geriye tek bir şey kaldı, -o an ellerini birleştirerek “ÇİN” dedi. İşte o zaman Çin’in gerçek gücünü anlamıştım. İçimi bir ürperti kapladı ve ekledi: “Biz Çin için çalışırız ve dünyanın en iyisi biziz!”

Türkiye’deki etnik gruplar ele alındığında hep örnek verilir; bak bu ülkelerde böyle; Amerika’da birçok eyaletten oluşuyor, Almanların her bölgesinde farklı dil konuşuluyor, Fransa’nın kuzeyi güneyi farklıdır car curt bir çok söz söylenir. Türkiye’nin çeşitliliği, tarihini hiçbir devletle kıyaslanmazsın! (abartma lan! Dedi biri duydum. Şşşşşş! Kendi tarihinle başlayıp, başka ülkelerin tarihi de okunacak, bilinecek, sonrasında gezilecek) Türkiye’de doğan, bulunduğu bölgenin kültürü ile büyüyen her bir birey, suyunu içen, toprağına ayak basan, havasını teneffüs eden her bir birey, çalışkandır, azimlidir, yüreklidir, yiğittir, akıllıdır, hoşgörülüdür, misafirperverdir, cesurdur bu zengin topraklar üstünde bu mozaik bozulamaz. Çünkü sen bu toprakta doğmuşsundur. Kafan biraz karışmış olabilir, televizyon ve gazetelere bakıp fazlası ile bilgisayar karşısında vakit geçirdiğinden. Daha önce bir yazımda değinmiştim. O pasaport niye 600 TL’ye yakın bir fiyatta? Yurt dışı çıkış harcı nedir yahu?

Seyahatimden sonra çevremdeki birkaç arkadaşıma demişimdir. “Çin kendi sınırları içinde bilinmeyen muazzam bir güç. Çin 1923’den sonra ( ^_^)  tüm dış baskılara rağmen içine kapanıp dünyamızın uyuyan devi haline gelmiştir. Ne uyuyor Gürkan! Her şey ortada, her şey Çin’de yapılıyor, herşey açıkta. He La He diyim gerisi boş. : ) O sınırdan dışarı çıkarsa dünyayı yutar. Bu arada yazdıklarım benim fikir ve görüşlerimdir. Dünya turu seyahatim bittiğinde de Türkiye için bir iki söz söylerim.

Evet gezilecek çok ülke, öğrenilecek daha çok bilgi ve deneyim var.

Finlandiya’da gittiğim, zaman geçirdiğim, yemek yediğim, çadır attığım noktalar aşağıda yazıyor. Durup insanı ile muhabbet ettiğim köylerin listesi biraz fazla, onlar da zaten haritada gözüküyorlar.

8 Şubat tarihinde bisikletimle gezmeye başladığım bu ülkede 1422 km pedal çevirdim. Güneyinden kuzeyine, oradan en batısına kadar dolandım ve ülkeden 28 Şubat tarihinde çıkış yaptım. : ) 20 gün içinde, 2 şehirde ikişer günlük otel konaklaması yaptım ve 16 gün boyunca pedallayarak gezindim ve çadırda uyudum. Karlı ve buzlu yollarda günde ortalama 89 km pedalladım. Toplamda 6375 metrelik tırmanış gerçekleştirdim (o kadar da düz bir ülke değil he? Eh ana yolda gitmek var. Bir de ara yolda gitmek var, ha bir de başkente göre analiz yapmak var) Bir jant kırdım bu sebepten ötürü de iki defa lastik patlattım. Günde 30 euro para harcadım. Ülkeden çıktığımda kilometre sayacı 6822 kilometre gösteriyordu.

Helsinki, Tervakoski, Laitikala, Sahalahti, Langelmaki, Jamsa, Kultankenka, Makijarventio Murame, Nittyaho, Jyvaskyla, Hirveskyla, Konnevesi, Keitele, Vaaraslahti, Kiuravesi, Pyhtasö,Oulu, Haukipuda, Loue, Rovenievi, Naparin, Mellakoski, Aavasaksa.

Sıradaki Ülke İsveeeçççççççç!

Aşağıda yer alan soruya belirtilen saatler içinde 237 kişi cevap atmıştır. Doğru cevabı tam veren çıkmamıştır. Sorunun cevabı da şahsım tarafından tek tek cevap gönderenlere yollanmıştır. : )

Türkiye – Japonya turu ve dünya turunda geldiğim şu noktaya kadar geçmişte kurulup yıkılan imparatorlukların kaç tanesinin başkentinden geçtim, BU BAŞKENTLERİN ADLARI NELERDİR? (M.Ö başla son yıkılan hangisi ise gel bakalım bu tarafa doğru. SAYI VERMEYİN, AD ALAYIM. Hepsi sitede yazıyor!!         Sorduğum bu soruyu Google’da adımla ilişkilendirip sayfaya ulaşan arkadaşların ip numarasını alıyorum. Attığı e-posta’nın ip postası ile eşleştiriyorum. Doğru cevap verse de kopyadan yakalandığı için bisikleti zaten alamıyor. Kopya çek, hiç birşey demiyorum fakat e-posta atarken ip numaranı değiştir. Ben bu bisiklet olayını hem bisikletli yaşama destek olsun hem de biraz okuma hevesi kazandıralım diye girdim. Yoksa 44 bisikletin parasını alır en azından şu soğuk havalarda daha fazla otelde kalırdım!!!! Hadi keyifli okumalar….

8 Mart 2013 23:30 – 9 Mart 2013 12:30 saatleri arasında gelen doğru cevapları kabul ediyorum, sonrasıda gelen cevaplara bakmıyorum! Gelen doğru cevaplar arasında yapacağım çekilişte bir kişiye Kron Xc250 bisiklet. Cevabı göndereceğin adres bu sayfada yazıyor.

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!