Etiyopya’da bisiklete binmek keyifli, İnsanı ile uğraşmak zor

Gürkan Genç tarafından 3 sene önce yayımlandı
18 dakikada okuyabilirsiniz

Yıllar önce tur rotasını çıkardığımda Yemen’de savaş olacağını bilemezdim. Normalde tur programım  Umman’dan sonra Yemen ve Cibuti’den sonra da Etiyopya olacaktı. 2015 yılında Yemen’de iç savaş çıkınca bu rotada yalan oldu. Arap Yarım adasında son ülke Umman oldu. Şimdi ülkeden çıkabilmek için iki yol var. Biri gemi ile İran’a geçmek ki bu durumda Asya’dan devam edeceğim diğeri Uçakla Etiyopya’ya gitmek.  Eee tabi ki Afrika’dan devam

Muscat – Addis Ababa arası direk uçuş yapan Etiyopya hava yolları vardı.  Havalimanında Umman’ lı amcalar ikinci veya üçüncü eşlerini limana bırakıp gittiler.  Gayet peçeli başörtülü bacılarımdı. Ne olduysa uçakta oldu. Tuvalet giren dar pantolon straplezle çıktı. Makyajları hiç söylemeyeyim. Alkol su gibi gitti.  Aklıma üniversite yıllarım geldi. Hukuk fakültesinde çok güzel bir kız vardı. Oldukça da güzel giyinirdi. Bir gün Türkiye’ye dönerken uçakta kendisini gördüm. Fakat tamamen kapanmıştı. Çok zor tanıdım. Türkiye’de farklı Kıbrıs’da farklıydı. Yahu zaman ne çabuk geçiyor. Üniversite yıllarımda biri bana bisikletle dünya turu yapacaksın deseydi “hadi lan” derdim J

Etiyopya havalimanına indiğimde pencereden dışarı bakıyorum. Uçakları park ettikleri alan gözüme çarptı. “Ulan bu adamlar hakikaten Allah’a emanet uçuyorlar” cümleleri ağızdan çıktı.  Afrika’nın başkenti olarak geçen Etiyopya’dan Afrika’ın her ülkesine sefer var.  Hal böyle olunca Etiyopya hava yolları da kıta da oldukça iddalı. Fakat uçak bakım alanları bizim Ankara Ostim’den hallice.  Uçaklar sanki Ostim de araba tamir eder gibi ediliyor. Görüntü ilginçti. Etiyopya da Addis Ababa’da 15 gün kadar ikamet ettim.

Türkiye Japonya yolculuğumda çekik gözlülerin arasında girdiğimde de bazı bölgelerde insanların beni incelediğini fark ederdim.  Bu durumu anılarıma da yazmıştım.  Uzakdoğuda insanlara baktığımda gözlerini benden kaçırırlardı fakat Etiyopya da öyle değil. Baya baya inceleniyorum. Onlara baktığımda da gözlerini kaçırmıyor bakmaya devam ediyorlar. Genelden farklı olduğumu bana hissettiriyorlar.  Fakat aradan biraz zaman geçtikten sonra kendimi onlardan biri gibi hissetmeye başladım. Fakat halkın o bakışları hep farklı olduğumu hatırlatıyordu. Hatta bir süre sonra bende beyaz insan görünce “AAA beyaz biri lan” sanki hayatımda ilk defa görmüşüm gibi hayret ediyor. Kendime gülüyordum. 

Başkent Addis Ababa 2500 metrede dünyanın en yüksek ikinci başkenti. Sabahları sokağa bir çıkıyorum şehrin yarısı sokakta. Neden? Herkes koşuyor. Dünyanın en iyi uzun mesafe koşucuları ya Etiyopyalı  veya Kenyalı. Halkın büyük bir çoğunluğu koşmayı seviyor. Sabahları şehir meydanında binlerce insanı spor yaparken görmek mümkün.  Spor olayı güzel fakat spor yapanların gerekli besinleri alabildiklerini pek düşünmüyorum. Çoğunlukla sadece muz tüketiliyor ve İncira dedikleri yemeği, gün içinde sanırım bir iki defa tüketiyorlar. Ekşimsi lavaş ekmeğinin arasında yarı pişmiş veya pişmemiş etten oluşuyor incira. Evet, birde Çiğ et yeme durumu var. Lan insanın midesi kurtlanır çiğ etle dedim, onun içinde eczanelerde kurtlanmaya karşı ilaçta satıyorlarmış.  Bir iki yerde bu yemeği test etsem de bir türlü sevemedim gitti.

Başkent merkezi daha çok inşaat sahasına benziyor.  Merkezden dışarıya doğruda insanların teneke evlerde yaşadığını görüyorum.  Şehir merkezinde ev kiraları 2500$ başlıyor. Ülkede yerel halk, ya çok zengin veya çok fakir. Orta direk yok. Merkezdeki evlerin çoğunu da zaten yabancılar tutuyor.

Medine’de tanıştığım Ahmet abinin bu ülkede tanıdığı ve iş yaptığı Serkan ülkeye gelmeden bana ulaşmış ve ülke dışında olduğu için iş arkadaşlarından Oğuz ile beni tanıştırmıştı. Etiyopya da pek gezilecek tarihi mekan falan yok.  Biri iki Ortodoks kilisesi var. Bu kiliselerden birinin 700 yıl önce yapıldığını bu seyahat sırasında öğreniyoruz.

Etiyopyalılar kendilerini tüm Afrika ülkelerinden bir çıta yukarıda görüyorlar. Sebebi kendilerinin sömürgeleştirilememesi. Önce Portekizliler gelmiş, sonrasında Osmanlı, İngiltere, İtalya şeklinde gitmiş. Fakat hiç biri tam bir egemenlik sağlayamamış.  Kıyı şeridinden öteye gidilememiş.  Peki Hıristiyanlık nasıl yayılmış. Aslında Etiyopya Hıristiyanlığın yayılışında rol oynamış bir ülke. Hıristiyanlık inancı bu ülkede 200 lü yıllarda başlamış. Hatta Etiyopyalıların Kudüs de kendi kiliseleri de bulunmakta. 

Bölgenin Osmanlı tarihinde de önemli bir geçmişi var. Kızıl denizin giriş çıkışlarını kontrol altında tutmak amacı ile bölgedeki liman kentlerini  16. yy da ele geçirmiş ve 19.yy sonralarına kadar da kontrolü elinde tutmuş. Eski adı Habeşistan olan Etiyopya’nın genelinde Osmanlı bir hakimiyet kuramamıştır. Sadece kıyı bölgelerini kontrol altında tutabilmiş. İç kısımları da kontrol edebilmek amacı ile birkaç defa girişimde bulunsa da coğrafi koşullardan dolayı bunu başaramamış. Bu girişimlerinden birinde Yemen’den gönderilen Osmanlı askerleri bölgede Kral’a karşı isyan eden İmam Ahmed in ordusuna da destek vermiş. Fakat Ortodoks yönetimin yardımına Portekizliler koşmuş. Koşan kişi ise ünlü Portekiz kaşif Vasco da Gama. Bölge tarihi ile alakalı bir kitap okurken bu bilgi karşıma çıkınca çok şaşırdım.  Ünlü Kaşif kara harekatını ön cephede yönetirken Osmanlı askerlerinin bir saldırısı sonucunda öldürüyor. Vasco da Gama ‘nın öldürüldüğünü duyan Portekizliler Etiyopya ya büyük bir ordu gönderiyorlar. İmam Ahmed ve bölgeye yerleşen Osmanlı askerlerini uzun süren bir harp sonunda mağlup edip hakimiyeti tekrar ellerine alıyorlar.  Osmanlı da mağlubiyet sonrasında bölgeye daha fazla asker gönderip kıyı şeridini tekrar ele geçiriyor. Bu mevzu da böyle uzayıp gidiyor.  İşin enteresan bir yanı da 20. yy başlarında bölgede bulunan Osmanlı askerlerinin komutanlığını Amerikan iç savaşında şeref madalyası kazanmış bir Albayın yapması. : )  Etiyopya Türkiye ilişkileri ile ilgili araştırmalar yaptığımda çok daha ilginç bilgilere ulaştığımı da söyleyebilirim.   Fakat genel olarak Etiyopyalılar yabancılarla savaşmaktansa kendi içlerinde savaşmayı tercih etmişler.  İnanılmaz kabile savaşları yıkımlar vahşetler var.  Hala bazı bölgelerde bu kabile anlaşmazlıkları sürüyor.  Addis Ababa  dışında Müslüman popülasyon oldukça fazla olmasına karşı ülke yönetimi hep Hıristiyanlarda.  Güneye seyahat ettiğimde İngilizce bilen az sayıda kişi ile konuştuğumda ve ülke yönetimi hakkında fikirlerini sorduğumda olayın hep dini boyutu ile ilgilendiklerini fark ettim. İyi yönetiyor veya yönetmiyor umurlarında değil.  Müslüman yönetmeli diyip noktayı koyuyorlar.

Başkent Addis Abbaba da gezerken gözüme takılan ve alışık olmadığım bir iki durumdan da bahsetmek istiyorum. Mesela tuvalet yapma durumu.  Daha önce çin seyahatimde nadir de olsa bir iki Çinlinin sokak ortasında dönüp sağa sola işediklerini söylemiştim. Burada ise durum daha farklı herkes her yere işeyebilir. Önünüzde yürüyen adam biranda sağ tarafa dönüp işeyebilir veya bir kadın hemen kaldırımın yanına geçip çömelip işeyebilir. Hep işeyenleri gördüm sıçan birine denk gelmedim. Böyle bir rahatlık yer yüzünde yok. İstediğin her yere her an işeyebilirsin.  Kimse kimseye bir şey demiyor.  En azından yolda giderken durup bisikletin üzerinden sağa veya sola işeyebilirim. Bu konuda bir sıkıntı çekeceğimi sanmıyorum. 

Bir diğer olay ise çocuk emzirme durumu.  Kucağında çocuğu ile gezen kadın, çocuk nerede acıkırsa acıksın orada çocuğunu besleyebilir. “la la bak kadının memesi gözüküyor” diye birbirini dürten insanları toplum arasında görmek imkansız. Kadının toplum içinde çocuğunu bu denli rahat beslemesini  Avrupa da bile görmemiştim. Son zamanlarda bu konu ile alakalı bazı protestoların yapıldığını duymuştum o kadar.

Avrupa ve Amerika da bu ülkeden evlatlık alınan çocuk sayısı oldukça fazla. Bizim ülkemizden de bazı ünlüler almış. Etiyopya asıllı Amerikalılarla da tanışma fırsatı buldum. Ülkelerine döndüklerinde huzur bulduklarını  dile getirdiler. İmkanların sınırsız olduğu bir ülke vatandaşı olup gelip Etiyopya da yaşamak bazılarının tercih ettiği bir durum. Kimisi cidden ülkesini seviyor kimisi de kendi çıkarları için ülkenin bulunduğu durumdan faydalanmak için geliyorlar.

Bu ülkede uzun bir aradan sonra 3 tur bisikletçisi ile tanıştım. Kanada’dan Janic ve Pier İngiltere’den Peter.  Pier ve Janic 15 senedir geziyorlar. Peter ise bir efsane.  Adamın yazılarını 2010 da Japonya turuna çıkmadan bulmuş okumuştum. Bu efsane kâşiflerle yolda karşılaşıp tanışmak tecrübelerini dinlemek süperdi.

Addis Abba dan bisikletle çıkmak  pek kolay değil.  Trafik ve dikkatsiz şoför sayısı oldukça fazla. Ana yolların hemen hepsine asfalt atmışlar. Ara yollara girince asfalt namına bir şey yok. Etiyopya seyahatimin büyük bir çoğunluğu toprak yolda geçti.

Hemen hemen her şehirde kalınacak ucuz yollu bir otel bulmak mümkün. Arap misafirperverliğinden sonra Etiyopya halkının misafirperverliği yok denecek kadar  az. Hatta bir gün köy evine davet eden yerli bir vatandaş akşam bahçesine çadır kurduğum için benden para talebinde bulundu. Vermeyince de sinirlendi.

Ülke içinde pedalladığım süre zarfında köy kasaba insan görmediğim alan sadece Kenya sınırına yaklaştığım coğrafyaydı. O da gene çayırda bayırda sürdüğümden dolayı. Yoksa hemen hemen her 30 km bir köy bulunabilen bir ülke. Güney doğu oldukça dağlık inişli çıkışlı bir bölge. Alabildiğince yeşil ve nehirlerin aktığı alanları görmek mümkün. Etiyopya, Kenya, Tanzanya, Uganda, Ruwanda  belgesellerde gördüğüm çorak susuz  kıtlık olan Afrika ülkeleri kategorisine benim gözümde girmiyor. Hele Etiyopya’nın  Güney batısı hariç hemen her yeri  orman. Janic, Pier, Peter ın paylaştığı fotoğraflara da bakıyorum. Hepimiz ülkenin dört bir yanında muhteşem bir doğanın içinde pedallıyoruz.

Muhteşam bir doğanın içinde pedalladığımız konusunda hem fikir olduğumuz gibi çocukların yabancıyı taşlama konusundada dostlarımla hem fikiriz. Ben böyle bir şey görmedim. 6-15 yaş arası çocukların hepsi taşlıyor. Mesela durduğum sırada yanıma geliyorlar konuşuyorlar para istiyorlar vermeyince hareket ettikten bir kaç metre sonra taş atmaya başlıyorlar. Veya hiç para istemeden gördükleri gibi taşlamaya başlıyor. Bir iki çocuk varken pek sıkıntı olmuyor fakat  çocuk sayısı arttıkça durum içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Ben hiç dvmedim fakat Janic, Pier ve Peter ın bir iki çocuğu yakaladıkları gibi dövdüklerii biliyorum. 6-7 ay önce çocuklar bir ingilizi taşlayarak adamı hastanelik etmişler.

Sabit bir hızda giderken beni gördüklerinde hemen koşmaya başlıyorlar baktılar sabit hızda gitmeye devam ediyorum yerden hemen taşlar alınıp fırlatılıyor. Neyse ki isabet yüzdeleri nerdeyse hiç yok. Fakat çocuk sayısı fazlaysa geçtiğim yolsa hızımı biraz daha yükseltiyorum ki koşmaya bile fırsat bulamasınlar.

Öğlen yemeği için her zaman sessiz sakin şehir veya kasaba dışında mekanlar seçiyorum ortalıkta kimse yokken çocuklar biranda yanımda bitiyorlar. Sanki çalıların arasında saklanıyorlar da beni bekliyorlarmış gibi bir durum oluyor. Yemek yaparken mecburen bir şeyler vermek zorundayım onlara yoksa benim boğazımdan da bir şey geçmiyor. Yanımdaki kısıtlı gıdaları bir de onlarla paylaşıyorum. Fakat bu paylaşım olayından sonra bile taşlayanlar oldu. Bu taşlama durumunu Etiyopya içinde ilerledikçe daha iyi anladım. Bu insanlar için bir çeşit oyun taşlamak. Küçüklükten başlıyorlar birbirlerine taş atmaya, anneler terlik atıyor babaların sopa attığını gördüm çocuklarına. Yola çıkan hayvanları veya sürüyü terk eden hayvanlara da taş atıyorlar.

Bu taş atma olayının en tehlikeli durumu benim görmediğim alanlardan taş atmaları. Mesela bir tepenin yanından geçiyorum. Yukarı dan taş atıyorlar. O taşlar bana gelse çok ciddi sakatlar. Birkaç defa çocukları uyarsam da vazgeçmediler. Peter Kuzey de onu taşlayan bir çocuğu yakalamış ve eşek sudan gelinceye kadar dövmüş. Ona attıkları taşı gördüm de canını hakikaten yakmış olmalı.  Pier ve Janic de benzer bir durum yaşamışlar. Etiyopya seyahatim boyunca yolumun üstündeki her noktada taşlandım. Özellikle Anayol dışındaki köylerde bu taşlanma olayı çok daha fazla. Yemeğe oturduğum bir restoranda ücretini istediğimde ve ödemeyi yaptıktan sonra para üstü bekledim. Para üstü geldiğinde adam bana vermekte biraz isteksizdi dedim. “Telefonuma kredi lazım paranın utsunu bana versen olur mu?” sorusunu yöneltti. Yapmadığı servis karşısından benden telefonu hattı için para isteyecek kadar rahat bir millet.

Hemen her bölgesinde halktan para isteyenler oldu. Bazıları evine davet edip sonrasında para istedi. Hatta bir gün bahçesinde kamp yapmama izin veren aile sabah ayrılırken konaklama parası istedi çok şaşırdım. Hayır vermem diyince de gitmeme izin vermediler. İstedikleri 5$ verdim. Akşam ikram ettikleri fasulyelerin parasını da isteyince içimdeki canavar ortaya çıktı. Bağırıp çağırmaya başlayınca hemen yanımdan uzaklaştılar. Bu seferde kötü beyaz adam olduk. Bu bağırma çağırma durumu bir kere yol kenarında tepelerden taş atan çocuklara oldu. Yokuş çıkıyorum eğim %10 da ve yukarıdan taş yağıyor. Bisikleti itsen bir türlü sürerken yukarıdan gelen taşlara baksan başka türlü. Bisikleti bırakıp çocukların peşinden de gidemiyorum. O tırmanışta en zorlu tırmanışlarım arasında yer yapmıştır.

Tırmanış demişken Afrika’nın asfalt ve arazi en yüksek geçitleri Etiyopya da bulunuyor. Biri Bale dağı geçişi diğeri de Tulu Dimtu 4112 metre. Geçitlerin ikisi de Bale ulusal dağının içinde yer alıyor. Tilu Dimtu ya araba ile gidenler için rehber alma zorunluluğu var. Hatta milli parka girmek için bilet alınması gerekiyor. Bunların hepsini 20 kilometre tırmanış yapıp güvenlik kapısına geldiğimde öğreniyorum. Tamda o sıra öyle bir yağmur yağıyor ki beni kulübelerine davet ediyorlar. Çok az İngilizce bilseler de güzel bir sohbet dönüyor ortamda. Akşam  kulübelerinin yakınıda çadır kurmama izin veriyorlar sonraki günde erken yola çıkıyorum ve benden herhangi bir ücret talep etmiyorlar.

Bale dağında ki bu tırmanış oldukça zorluydu. 18% eğimlerin  olduğu alanlar var ki toprak yolda o alanları çıkmak oldukça zordu. Kenya da karşılaştığım motorsikletçilerden Tomi’ye bu rotayı vermiştim onlarda geçmişler. Başkent Addis Ababa’ya vardığında bir mesaj gönder “Eğer güvenlik görevlileri seni bildiklerini ve o noktaya kadar pedallayarak geldiğini görmemiş olmasalardı sanırım sana inanmazdık” diye de bir mesaj attı. Evet bazen oluyor ben bile bazı noktaları geçtikten sonra hayret ediyorum kendime ne girilecek ne de pedallanacak ortamlar neticede yolda olmaktan keyif alıyorum.

Zirveye vardığımda bir video çekmiştim o anlarda pek konuşmayı başarabilen biri değilim. Zaten yorgunda oluyorum fakat başardım çığlığı atmak süper oluyor.

Bu dağda cinsi az bulunan bir tiki de varmış. Len ben nerede göreceğim o tilkiyi zaten soyları tükenmek üzereymiş derken Pat hayvan karşıma çıktı.  Uzakta olsa da bir fotoğrafını çekmeyi başardım. Hatta daha iyisi çekmek için biraz gittiği yönde koştum.  Gene 4000 metrede olduğumu unuttum tabi gene diyorum çünkü aynı haltı Tacikistan’da da yapmıştım. Kalbim ağzımdan dışarı çıkacaktı. Nefes nefese kaldım ve neticede hayvanı da yakalayamadım. Olsu elimde bir karesi var. Gördüm mü gördüm

Dağdan aşağı inmekse her zamanki gibi süperdi 2800 metrelerde Rira adın bir köy var. Tam öğlen vakti o köye geliyorum yemek için duracaktım fakat köylüler özellikle durdular.

–       Köye hoş geldin

–       Hoşbulduk

–       Bu noktadan sonra aşağı bisikletle gitme. Aslanlar yola yatmış durumda.

–       Aslan? Etiyopya da?

–       Evet şuan ya yolda yatıyorlar veya anayolun çevresindeler.

–       Humm peki sağol ama ben yemek yiyip devam edeceğim.

Hiç inandırıcı gelmedi. Sanırım benim bu noktada araca bindirip para almak istiyorlar. Niye inandırıcı gelmedi onu da söyleyeyim. Addis Ababa da farklı yetkililere bölgede aslan var mı yok mu diye defalarca sordum ve yok dendi. Neyse öğlen yemeğini yiyeyim sonrasında devam ederim.

 Yemek yerken bulunduğum noktaya bir UN aracı geldi. Hah hazır adamlar buradayken onlara sorayım dedim. Sorduk ve herifler demesin mi aşağı da Aslanlar var diye ağzım açık kaldı. Ulan bende geniş geniş geziyoruz ortamda ha işte şimdi sıçtık. Nasıl ya?. O halde bir gün bekleyelim de öyle gidelim.  Aslanların neden yola çıktığını da öğrendim. Yol kuru oluyormuş genellikle. Aslanlarla gün ortasında karşılaşırsan veya akşamüstü sıkıntı yokmuş. Gün ortasından sonra avlanmıyorlarmış. Tabi bununda garantisi yok. Zaten bana oldum olası şu milli park sınırları hep garip gelmiştir. Yahu iyide filler aslanlar gergedanlar hep mi o alan içinde yaşıyorlar? Yani dışarı çıkmamaları gibi bir şey söz konusu değil tabi.

Sonraki günlerde zorlu Etiyopya coğrafyasında yoluma devam ettim. Somalilerin yaşadığı bölgeden de geçtim. Hatta orada kontrol noktası benden rüşvet almaya çalıştığında Türk ve Müslüman olduğumu bildiğiniz halde neden bunu yapıyorsunuz dedim? Böyle konuşunca hemen geçmeme izin verdiler. Yahu devlet bu insanlara bu kadar yardım yapıyor ediyor Somalilinin bana yaptığına bak. Neyse o kapı dan da geçmeyi başardım. Bu arada iyicene güneye gelmeme rağmen hala çocuklar tarafından taşlanmaya da devam ediyorum bitmedi.

Günlerdir yaptığım kilometre ve irtifa tırmanışları artık bacaklarımı bitirdi. Uzun zamandır geceleri uyurken ayaklarıma kramp girmiyordu. Fakat bu alan içinde girmeye başladı. Bir gece gren kramp o kadar uzun sürdü ki ertesi gün bile bacaktaki ağrısı geçmedi. Kramp girmesinin sebebi hem gerekli besini alamıyorum hem de aşırı yorgunluk ve zorlama. O günden sonra durduğum anda bacaklarıma kas gevşetici sürmeye de başladım.

Etiyopya’nın bu bölgesinde tur hayatımda ilk defa dediğim şu sözde kendi not defterimde yerini aldı  “Ulan ben burada ne yapıyorum arkadaş nasıl bir yerde pedallıyorum” ve uzun bir aradan sonra uydudan gittiğim yolu takip eden babam yolumla ilgili şöyle bir mesaj attı; “ oğlum nasıl bir yerden geçtin sen öyle “  Çünkü bu yol google haritalarından gözükmüyordu. Fakat Gps’de görebiliyordum.  750 kilometre 400 kilometre hiç yerleşim yeri olmayan yerlere pedalladım fakat o alanlarda he ryeri görebiliyordum. Aşağıya indiğimde sık ormanın orasında kayboluyordum. Sağdan soldan ne çıkacağı belli olmayan bir coğrafya işte.

Sınır şehri Moyale’ye vardığımda derin bir of çektim. 

 

Etiyopya Fotoğrafları 

 

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!