Dünya turumda bisikletimle Suudi Arabistan’da ulaştığım Antik Dedan Şehri ve Medi’an Saleh

Gürkan Genç tarafından 4 sene önce yayımlandı
16 dakikada okuyabilirsiniz

Bisikletimi Hail şehrinden dümdüz aşağı doğru saldım mı, direkt başkent Riyad’a gidirim. Tabi rota o taraf değil. Önce ülkenin batısında yer alan Al Ula şehrine gideceğim. Arabistan Çölünde kuzeyden güneye gittiğim gibi bir de doğudan batıya doğru katedeceğim. Çölde her yerde telefonun çektiğini söyleyebilirim. Bir kaç nokta haricinde STC telefon hattı oldukça başarılıydı. (Not: Böyle arada bir marka reklamı geçiyorum bazı arkadaşlar viral reklam geyiği yapıyor. Bu firmalar bana sponsor falan değil. olurda bir gün gezdiğim ülkelere giderseniz hani en iyisi budur diyorum. Hepsini test etmişim. Sazanlık yapıp hemen atlamayın)  Türkiye’den arkadaşım Murat mesaj atıyor:

–          Gürkan harbi manyaksın! Google’ın haritasından gittiğin alana bakıyorum etrafında hiçbir şey yok. Kilometrelerce boşluğun içinde ilerleyeceksin. Sakın ha gittiğin yoldan sağa sola bir yere gireyim deme. Yeminle geberir kalırsın oralarda.

–          Biliyoruumm.

–          Bırak biliyomu falan!! Lan az buz mesafe değil ülkenin öbür tarafına kadar arazi boş diyorum.

–          Evet, aynen öyle. Tedarikliyim merak etme.

–          Normal değilsin arkadaşım

Mola verdiğimde Murat’ın mesajlarına bakıyorum. Arada bir de koordinat atıyordu “Bak bakayım bulunduğun yerden böyle bir şey gözüküyor mu” diye. Gözükse sanki gidebileceğim.. haha kumda gidemem ki bu bisikletle.

Doğudan batıya gitmek Suudi Arabistan’da tam bir ızdırap. Çünkü rüzgar karşıdan esiyor. Birkaç gün arkamda polis de olmadı. Bir gün gene bomboş çöl içinde gitmeye çalışıyorum, rüzgar o kadar sert ki. Polis geldi, “Birazdan kum fırtınası çıkacak” diyor. Birazdan  mı? Kum tanelerinin en son derime bu kadar hızlı çarptığı nokta Türkmenistan olmuştu. Uzun kollu kıyafetleri çantamdan çıkarmaya başlıyordum ki polis arabası arkadan korna çalıyor “Arabaya gel gel” diye. Yok gelmem dedim. Çantalarla uğraşırken fark etmedim meğersem toz bulutu bize doğru geliyormuş. Araziye bir baktım ki 20 saniye sonra o bulut bizi yutacak. Üstümü başımı bir giyinişim var. Ağzım burnum yüzüm derken gözlükleri de bir taktım. Kum fırtınası da tam o an kafadan vurdu.  O sıra da gülüyordum. Her yerim kapalı fakat kum öyle bir vuruyor ki kumaşa, şaşkınlık içinde üstüme başıma bakıyorum. Belli bir hızda giderken böyle sürekli vurursa, kumaşı parçalar atar.

Kumun bu yıpratma ve parçalama olayına karşı Suudi Arabistan da birçok aracın önünde bir çeşit kum rengi boya var. O kimyasal uzun seyahat yapan araçlara özellikle sıkılır ki kum fırtınaları aracın önünü yemesin. Polisler bana bakıp eminim ki bu adam normal değil diye konuşuyorlardır. Bu vaziyette pedal çevirmeye de başladım. Bu arada görüntü falan çekmek imkansız. Zaten kameranın sensörü bir önceki kum fırtınasından hasarlı ve çizik dolu. Gopro’da iskelet kasa içinde lensi açıkta. Cihazları hiç çıkarmadım. Bisikletin her noktası kapalı olmasına rağmen fırtına sonrası her çantamdan hiç abartı yok bir kürek kum çıktı. Uzun bir süre de o kumları taşıdım.

Akşamına gene çölde kalacağımı duyan polisler beni terk etti. Artık ne halin varsa gör deme moduna da girmeye başladılar. Bir gün polisin biri “Bugün Cuma, benim tatil günüm ama seni takip etmek zorundayım. Şu bisikleti araca at gideceğin yere seni bırakayım” diye mızmızlandı. “Benim de işim dünyayı bisikletle gezmek. Sen işini yap ben işimi yapayım” diye cevap verince küstü gitti. : ) Bir başka gün karşıdan öyle bir rüzgar esmeye başladı ki pedal çevirmenin imkanı yok. Fas’da birlikte pedalladığım Enes canlı tanıktır 4 km hızla 80 km bir çöl geçişi etabını beraber bitirmiştik. Kolay kolay pes etmem.O gün de öyle bir rüzgar esiyor ki bu noktada, 4 km hız bile yapamıyorum. Bir yerde durdum, polis arabasını çağırdım. Sevindiler tabi sonunda pes etti, araba ile gideceğiz diye düşündüler.

–          Önümde 20 km hızla gidin rüzgarımı keseceksiniz.

–          Bizi mi takip edeceksin?

–          Evet, gaza basma sakın. Zaten yorgunum bi de sizi kovalamayayım.

Tam 120 km de aracın arkasında pedallayarak Al Ula şehrine vardım. Polis hemen beni Arak Otel’e götürdü. Al Ula şehrinde yabancıların kaldığı tek otelmiş, şehirde de başka otel yokmuş. Geceliği 160$. Bisiklete de binsem, koksam da, saç sakal birbirine de girse zengin gösteriyorum arkadaş. Geçen takipçilerimden birinden mesaj geldi “Abi çevremdeki herkes senin çok zengin olduğunu düşünüyor, parası olan adam böyle gezermiş.” Takipçim böyle düşünürken beni gören polis ne yapsın.. Resepsiyondaki arkadaşlara “Şehirde şöyle bir turlayıp geleceğim” dedim. Otel şehrin dışındaydı 3 km sonra da şehre girdim. Şehir ufak ve güzel. Çok hoş noktalar var. Oranın buranın fotoğrafını çekerken peşimdeki polis “Yahu önce bir yerleşseydin de sonra gezseydin” demeye başladı.

Aslında amacım öncelikle bir Türk lokantası bulmak, civardaki en ucuz oteli kendisine sorup öğrenmek ve sohbet etmekti ki kendisini de buldum. Hataylı İbrahim bu şehirde berber dükkanı açmış. İbrahim beni görünce küçük çaplı bir şok yaşadı. Peşimdeki polis baktı biz Türkçe konuşuyor, anlaşıyoruz hemen ona Arapça bir şeyler söyledi:

–          Ne diyor İbrahim bu arkadaş?

–          Abi sabahtan beri çok yorulmuşlar, gidip yatmak istiyorlarmış. Kafası şişmiş adamın.

–          Bisikletle 120 km yapan benim. Klimalı arabanın içinde kum yemeden rahat rahat geldiler. Söyle gidebilirler, şehirde 3 gün kalacağım.

İbrahim sağ olsun ucuz yollu bir otel söyledi, sokağın tam ortasında geceliği 16$, gittim oraya yerleştim. 160$ nere 16$ nere. Öncelikle  şehirde ucuz yollu kalacak apart tarzı yerler mevcut. Bu şehirde kaldığım süre içinde sağ olsun İbrahimler arkadaşlıklarını dostluklarını hiç eksik etmediler. Şimdiye kadarki en güzel sakal tıraşımı da orada oldum diyebilirim. : ) Hatta bir gün bardak bile çektiler. Kilometreyi o gün bedende sıfırladım

Gelelim bu Al Ula şehrine. Nasıl anlatmaya başlasam nerden başlasam bilemedim. 2011 yılında Suudi Arabistan’a girdiğimde nereleri gezsem diye araştırma yaparken fark ettim.  Al Ula’nın ne kadar değişik coğrafyası var derken pat pat bir anda fotolar çıkmaya başladı ve rotama ekledim.

Medi’an Salih

Al Ula’da 19.yy sonlarında Avrupalılar tarafından keşfedilmiş ve bölgede kazı çalışmaları 1968 yılında London Üniversitesi tarafından başlatılmış (bölgedeki istikrarsızlık keşfedilmesini geciktirmiş). Çıkan yazıtlar ve eserler ışığında da bölgedeki yerleşik hayat Lihyan Krallığı ile 3000 yıl öncesi ile başladığı belirlenmiş. Başkentlerinin adı Dedan.

M.Ö 1000 yıllarda Nebatiler ölü deniz (Ürdün) taraflarına yerleşmişken Lihyanlılar da hemen Arap yarım adasında Hicr bölgesinde hüküm sürmüşler. Aralarında kız alıp verme durumları olduğundan akrabalıkta söz konusu. M.Ö 100 yılda Roma İmparatorluğu Petra’yı ele geçirince Nebatiler güneye göçüp “Biz size kız verdik” deyip Lihyanlıların başkente çökmüş ve Dedan’ı ikinci başkentleri yapıp yerleşmişler. Kuran-ı Kerim’de, ayetlerde geçen ve helak olan kavimin yeri aslına bakarsanız tam olarak burası. Hz Salih’in kayalardan çıkardığı devenin bahsi geçtiği alan da, devenin su içtiği söylenen kuyulardan biri de burada.  Bunları da bana bölgeyi gezdiren yetkiliden öğreniyorum.

İslam öncesi Pagan topluluğu olan Lihyanlıların dinsel ayinlerinin yapıldığı ve ölülerini gömdükleri mezarlık alanına verilen ad Medi’an Salih. Bu adı İslamiyet’ten sonra almış. Başkent Dedan’a yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta. Peki Başkent Dedan nerede? Al Ula’nın içinde fakat şehrin içinde ne bir tabela ne bir yönlendirme hiçbir şey yok. Dedan şehrinin kalıntılarına ulaşmam ise ilginç oldu.

İlk gün Media’an Salih’e giderken yolda sohbet muhabbetle geçti. Bölge hakkında bilgiler aldım. Mezarlık alanında yeni ortaya çıkan mezarlıklarla beraber toplam mezarlık sayısı 135’e yükselmiş. Bu alanı iki günde araba ile ancak gezebildik. Yani Petra’ya gidenler alanın büyüklüğünü bilir. Burada sadece mezarlık alanı oranın 4 katı büyüklüğünde. Petra’yı yürüyerek bir günde hadi en fazla iki günde gezersin. Anıt mezarlar Yunan ve Roma ilk dönemlerinin mimarisini yansıtıyorlar.

bundan bir yıl önce 3 mezar ortaya çıkmış. Çölün ortasında bir anda bir alan çöküyor ve kumların sakladığı mezarlar veya şehirler ortaya çıkıyor. (Türkmenistan’da da böyle bir alandan bahsetmiştim) Bu yeni çıkan mezarların kazı çalışmalarına başlayamamışlar. Önüne sadece bir tel örgü çekilmiş. Tabi diğer mezarların önüne kum tepeleri yoktu ve tel örgülerle de kapatılmamışlardı. Niye bunlar tel örgülerle kapatılmış diye merak ettim. Hiç üşenmedim kum tepelerine çıktım ve tepeye vardığımda ağzım açık kaldı. Mezarlığın içinde bir beden kumların içinden ortaya çıkmış. Kemikler gözüküyor. Önümde en az 2500 yıllık, bir Nebatian veya Lihyanlı var. Yahu ne büyük şans oldu bu

İlk gün mezarlıkların tamamını gezemedim ve geri dönerken yanımdaki arkadaşa şunu söyledim.

–          İyi de burası mezarlık. Bu kabilenin bir şehri olmalı.

Al Ula Şehir merkezinde halkın Osmanlı Kalesi dediği fakat Osmanlı Kalesi olmayan İbn Nusyr Kalesi var. 3.yy’da Lihyanlılar tarafından yapıldığı yazıtlarda ortaya çıkmış. Osmanlı döneminde askerler tarafından kullanılmış.

Tam onun altında eski Arap kabilelerinin yerleşim yeri var. Fakat bu yerleşim yeri 8. yy sonrası yapılmış. Evler birbirine yapışık, tam tamına 1032 ev. Labirent gibi 14 çıkış kapısı var. Kalenin tepesinden araziye baktığımda aklıma bir anda Fas’da gördüğüm Kasbahlar geldi. Kasbahlar bu sistemin küçültülmüşü. Hatta sonra Kasbahlar’ın birebir aynısını Suudi Arabistan’da başka yerlerde de gördüm. Bu arada beyaz Bodrum evleri de aynı mimariye sahip. Kasbahlar’ın çok daha küçükleri. : )  Günümüze kadar değişerek gelmiş..

“Arkadaş işte orası eski şehir” dedi. “Hayır olamaz bu uygarlık öyle evlerde kalmaz. Bu insanların yaşadığı başka bir yer daha olmalı” dedim. Ertesi sabah beni şehrin içinden bir başka noktaya çıkardı ve sohbetin ortasında gülümseyerek “Dün senin merak ettiğin yer burası” dedi. Bu alanın levhası veya işaretlendirmesi hiçbir yerde yok, çitlerle sıkı sıkıya koruma altında.  Sonrasında konuşmaya devam ediyor.

–          Bu alanda hala kazıldıkça altın ve değerli bir çok eşya çıkarıldığından ve alan çok büyük olduğundan kapalı ve giriş yasak, özel izinle belli bir bölümüne girebilirsin.

–          Tamam, o izinler bende var gidelim.

Gittik ve kapılar kapalıydı ve civarda görevli hiç kimse yoktu. Tüh dibine kadar gelip Dedan şehrine giremeyeceğiz iyi mi!! Neyse artık şansım yokmuş diyip geri döndük. Bu arada alanda hırsızlık ve izinsiz kazı çalışmaları yapıldığından polis ciddi önlemler almış.

–          Yahu bir şey soracağım. Mesela buradan adamlar kazı yapıp altın çaldı. Nedir cezası? Elleri mi kesiliyor?

Bunu diyince Bana öyle bir bakıyor ki caniymişim gibi. Yani kafalar gidiyor, eller de gider gibi geldi bana.

–          Tabi ki de hayır. Bir insanın evinden veya kendisinden çalmıyor dünyadan çalıyor. Çaldığı şeyin değerine göre içerde o kadar yıl yatar.

Ha iyimiş. Yani arkadaşömür boyu yatıyor. Burada da kazıyapsan 5 senelik eşya çıkacak değil ya. Neyse biz buradan çıktık tekrar Medi’an Saleh’e doğru gidiyoruz:

–          Yahu bir dakika, bu bölgede bir anormallik var. Sol tarafta kum tepeleri sağ tarafa göre çok daha fazla ve üstlerinde evler falan yapılmış. Dedan şehri 20 kilometre geride. Bu alan içinde kesinlikle bir şeyler olması lazım, olmalı da. Antik bir yol, yapılar. Yani 20 km öyle hiçbir şey yapmamışlar mı? Saçma..

Dedim ve arkadaş gene gülerek:

–          Gürkan Bey çok şanslı birisiniz çünkü şu anda benle birliktesiniz. Evet dediğiniz doğrudur.

Diyip jeeple girişin normalde yasak olduğu, civar halkın ve görenlerin hemen polise haber verdiği iki alan arasında çöle girdik. Bu arada bana eşlik eden şahsiyet Suudi Arabistan İstihbaratından bir yetkili. Fotoğraf çekmememi ve ayrıca bu bölgeden konuşmamamı  istedi.

Gelecekte bu bölgeyi gezecek olan seyyahlara buraların keşfini havale ediyorum. Hatta arkeologlarımız gelsin bu alanları gün yüzüne çıkarsınlar. İnanıyorum ki gelecekte Suudi Arabistan hükümeti buralara çok ciddi yatırımlar yapacaktır. Kumların altında çok büyük tarih var ve yerleri de biliniyor.

(Bölgede meshur Fil’e benzeyen kaya)

Tabi sorduğum sorulardan sonra ve yaptığım bu gözlemlerden dolayı mesleğim konusunda tereddüt yaşandı. Aslına bakarsanız meslek bölümüne hep mühendis yazarım. Fakat başını yazmam; İletişim Mühendisi. : )

Bilgi: Uluslararası gezi yapıyorsanız gideceğiniz bazı ülkelerin vize başvurunuza gazeteci, fotoğrafçı, televizyoncu, gezi, blog, gazete yazarı ve benzer şeyleri yazmayın. Vizeniz kibar dille reddedilir.

İkinci gün de Medi’an Salihi bitirdikten sonra yoluma devam edecektim ama arkadaş Dedan şehri de gezilmeden gidilmez ki. Gideceğim yerde de sanki bekleyen var. Salla birkaç gün fazladan 50 km yapar açığı kapatırım. Ertesi gün belli saatlerde şehrin arka tarafından geçip o giremediğimiz alana gittim. Kapı hep kapalıydı ve kimse yoktu. Güney Kore’de böyle kapalı tarihi alanlara kaçak girip gezmiştim fakat bu ülkede yemiyor. İkinci gün saat 10:00’da gittim ki kapının önünde bir jeep var. Öyle bir pedallamaya başladım ki ben gidene kadar kaçırırım falan amaaaaaaan amaaan yallah Gürkan yallaaaaaaaaaah!!

Adamları yakaladım. Ulan gayette güzel turizm binası yapmışınız da neden kimse durmuyor burada..

–          Buyrun nasıl yardımcı olabiliriz?

–          Selamlar ben bisikletle Türkiye’den geliyorum. Burayı gezmek istiyorum, bunlar da belgelerim.

–          Aaa siz şu Türk gezginsiniz. Hoş geldiniz. Çay, kahve? Oturun lütfen dinlenin.

Siz niye burayı hep kapalı tutuyorsunuz diye muhabbete girdim. Meğer burasını gezmek için Riyad’dan bakanlıktan özel izin alıyormuşsun ki o izin de öyle her önüne gelene verilmiyormuş. Çünkü içerde hangi taşı kaldırsan altından bir halt çıkabilir. Kazı çalışmaları bitmemiş. Dedim sıkıntı yok. Gezip çıkacağım kaç gündür burası için gidip geliyorum.  Adamlar zaten beni biliyor, eh izinlerim de var, girmem hiç zor olmadı. Kapının önüne gittik birkaç kilitli kapı açıldı ve beni içeri soktular sonra da arkamdan kitleyip içeri gittiler.  Hummmmmmmmmm.

(Palmiye Ağaçlarının Arka tarafı)
Eeeeee. Kocaman alan şimdi nerden başlayacağım? Önce şu kayalıkların önüne bakalım. Belli ki bu alanlarda daha önce taştan yapılar varmış, depremle veya başka bir şeyle yerle bir olmuşlar. Sadece suyun tutulduğu kuyu ayakta kalmış. Alan inanılmaz büyük, sabah 10:30’da girdiğim alandan akşam 17:00’da çıktım bütün günü orada geçirdim.

Buraya kesinlikle Şubat ayı içinde gelinmeli zaten başka zamanda sıcaktan gezilmez bu alan. Bu arada alanı bir günde bitirmemin imkanı yok. Zaten belli bir alandan sonra tel örgülerlerden geçemiyorsun. Daha ilerisine gitme, daha kazmadık diyorlar. İçerde bunca saat ne yaptığımı merak eden görevliler bir ara araba ile aşağıdan bana bağırdılar. Ben de yukarıdan el kol hareketleri yapıp “geziyorum da gelirim” dedim. Ne diyim, bisikleti bırakmışım anasının gözüne, geri dönmem zaten 2 saat.

İyi ki yanıma su ve yiyecek almışım yoksa bu kadar gezemezdim. Olay Petra’nın aynısı. Yiyecekleri saklama alanları hala kayalarda oyulu bir şekilde duruyor fakat büyük yapıların tamamı yıkılmış. Açık alanda yürüdüğüm alanın tepesi önceden kapalıymış. Kayalar jilet gibi tek parça kesilip dağılmış durumda. Saydığım noktaya kadar tam 181 tane yapı varmış hepsi yerle bir olmuş.

Yani inanılmaz büyük bir alandayım. Bir ara bir çıkıntıya oturup etrafı seyretmeye başladım ve gözlerimi kapatıp geçmişteki o ortamı hayal ettim. Böyle yapmayı seviyorum. Bir an kendimi o şehirdeki pazar alanında ve sokaklarda yürürken hayal ediyor, zihnimde canlandırıyorum her şeyi. Hoşuma da gidiyor. Zaman ne çabuk geçiyor, çıkmam lazım artık adamlar beni bekliyor peehh.. İzin verseler bu alan içinde sabahlarım.

Ertesi gün yola çıkmadan şehirdeki müzeyi de geziyorum. Bu alanlardan çıkarılan küçük eserleri sergiliyorlar. Osmanlı döneminden kalma bir iki parça da gözüme ilişiyor. Evet güzel, bir yeri daha gezip gördük, rota  Khayber, Medine, Bedir.  : )

Bölge ile ilgili tüm fotoğrafları Suudi Arabistan Fotoğraflarım arasında görmeniz mümkün. Ayrıca bu bölgede Hicaz demir yolunun restore edilmiş çok güzel bir bakım onarım istasyonu bulunmakta. Onu da bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!