Bu ne kalabalık yahu? Kaç kaç …

Gürkan Genç tarafından 6 sene önce yayımlandı
13 dakikada okuyabilirsiniz

Italya’dan Fransa Sınırına geldiğimizde Ayça bağırıyor.

–          Ee pasaport kontrol edilmiyor mu?

–          Yahu Avrupa birliğindesin ne pasaport kontrolü?

Aslında içeriye girip pasaporta damga vurdurabilirsin. Fakat polislerle muhattap olmak istemiyorum.  Bana verilen 30 günlük bir izin fakat  45 gün içinde 30 günlük bir izin : )  Kapıda kimse pasaporta mühür vurmadığından ülkeye giriş tarihim belli değil. Böylelikle yasal olarak Fransa’da 45 gün gezebilirim. Bunu vizeyi bana veren Fransız Elçisi de biliyordu bende gayet iyi biliyorum. Şimdi Ayça’nın pasaportunda damga olacak diye içeri girip 45 günlük olayı 30 günle resmileştirmeye gerek yok.

Evet, ilk kasabamız Menton. Oldukça şirin bir kasaba. Şirin olduğu kadar da kalabalık. Saat 19:00 sahilde iğne atsan yere düşmez sahil yolu desen o da aynı. Otelin adresine telefonun gps’inden bakacaktım ki İtalyan hattı iptal olmuş. Bak işte bu olmadı. Vodofone italya’da muhteşem çalıştı ama Fransa sınırın 5 km ilerisinde çalışmıyor tüh. GPS’de de Fransa haritası yüklü olmadığından sokaklarda gözükmüyor. Ooo süper. Eh adres sora sora gideceğim.

Bir amcaya sordum Fransızca yolu tarif etti. Dediği yöne 3-4 kilometre gittikten sonra bir restoran buldum. Otele yakın bir yerdeyim fakat ara sokaklarda bulmak zor. Mekanda çalışan kızlardan wifi şifresini istiyorum. İngilizce bilen az insan olduğundan Fransızca da anlamadığımdan zor oluyor anlaşması. Neyse kızlar tam şifreyi verecek işletme müdürü geliyor kızlara kızıyor. “Burada yemek yemeyen bir adama neden internet şifresini veriyorsunuz” gibisinden bir şey diyor. Kız tam şifreyi uzatacakken vaz geçiyor. Adam yanıma gelip Fransızca bana adresi tarif etmeye çalışıyor. Fakat ters yönü gösteriyor. Yolda uzun süre kaldıktan sonra bazı şeyleri hissediyorsun ister istemez. Adam yol tarifi yaparken resmen yalan söylüyor. Adamın suratına bakıyorum. Bu bakış her dil de aynı manaya gelir “ La benle taşak mı geçiyorsun?” Zaten yorgunum ağzını burnunu kırdıracak.  Otel buralarda bir yerde diyorum inatla başka yeri gösteriyor. Sinirlenip mekanı terk ettim. Ayça’da surat ifademden anlamış olmalı ki ne oldu diyor?

“ Her memlekette angut mevcut Ayça olan bu “

Bu otel buralarda bir yerde olmalı.  Sağdan soldan derken hoop ilk tabelayı gördüm 😀 Sonra ikinci yönlendirme tabelasını gördüm  ve otelin önündeyiz : ). Göt herif bile bile bizi yanlış yöne gönderecekti. Otele yerleşip üstümüzü başımızı değiştirip duş alıncaya kadar hava karardı.  18 Temmuz’dan bu güne kadar en fazla 3 günlük dinlenme yapmam dışında her gün pedal çevirdiğimden yorgunum. Ne yürümek istiyorum ne gezmek istiyorum. Dinlenmem lazım. Bu yüzden şehir gezmesini yarın sabaha bırakıyoruz. Ayrıca Ayça’nın iş yerinden arkadaşı olan Asuman’ın kardeşi Esra ve eşi Kader’de motorla Nice’den Türkiye’ye dönüyorlarmış.  Yarın sabah bu şehirde bizimle buluşacaklar oh ne güzel tesadüf.

Sabah bir kalkışım var. Ulan kalkmayıp da yatsak mı? Ayça’nın ilk soru denize gidecek miyiz? Yahu Her gün denize gittik. Sahil boyunca nerdeyse her koy da denize girdik. Tamam, bir yerde gireriz nerede olacağını bilmiyorum ama gireriz. Önce Esra ve eşi ile buluşalım.  Kendileri bizim otelin önüne kadar geldiler. Sonra da birlikte şehir merkezine gidip birer kahve içtik.

Motorlarını gemi ile Fransa’nın güneyine yollamışlar. Sonrasında oradan Türkiye’ye kadar bir seyahat. Altımda motor olsa sanırım ülkelerde girilmedik delik bırakmam. Gidecekleri rotada şuraya buraya gidin desem de olmadı çünkü zaman engeline takıldılar. Kendilerine belli bir hat çizmişler o hatta ilerlemek zorundalar yoksa seyahatleri uzayacak. Umarım keyifli ve eğlenceli bir yolculuk yapmışlardır.

Menton Şehri Fransız yazlıkçıların tercih ettiği bir şehir. Şehrin merkezi oldukça kalabalık, dar sokaklar, kayaların üzerine kurulmuş evler, kalabalık ana cadde, alışveriş  merkezleri, tarihi bir kilise bunun dışında göze çarpan pek bir şey yok. İtalya sahil şeridi boyunca yapılan güzel dondurmalardan burada da yemek mümkün. Şehirde bulduğumuz otelin gecelik fiyatı 75€. Sezonun ortasında önceden rezervasyon yapmadan gelirsen normal fiyat.

Fransa sahillerinde pedallarken dikkatimizi çeken bir diğer konu araçların italya’da olduğu kadar saygılı olmayışı. İtalya’da bisikletliyi riske atacak şekilde sollamalar yapılmazken ( yapılıyorsa bile bana hiç denk gelmedi)  burada oldukça yakınından geçiyorlar. Bölge insanına sorsan niye böyle yapıyorsunuz diye “biz İtalyanlardan daha iyi şoförüz” deme olasılıkları yüksek. Fransa’nın kuzeyine doğru çıktıkça durum değişiyor bisiklete olan saygı ve hoşgörü artıyor.

Gelelim şu Monte-Carlo ve Monako olayına. Şehrin girişinde tanıdık bir plaka. Adam kalkmış Rusya’dan Porche’u ile Monako’ya gelmiş. O yol araba ile zor valla iyi dayanmışınız. Eee ne oldu şimdi geldik buraya kadar sen trafikte takıldın kaldın. Hooopp ben şöyle yandan kopup gideyim.

Monako eski şehri ve Monte Carlo bana göre hikaye. “Ay inanılmazdı ay çok büyüleyiciydi falan” senelerce duydum.  Yahu koca kumarhanenin önünde son model arabalar ve o arabaların fotosunu çekmeye gelen insan seli. Girin içeriye kumarınızı oynayın çıkın. Ana caddeler ara caddeler hepsi kitlenmiş durumda. Melih Başkanım buraya el atsanız hem twitter takipçi sayınızı da arttırırsınız. Monako Prensliğinden nişan falan alma olasılığınızda yüksek.

–          Ayça hadi gidiyoruz ben daraldım. Bu ne kalabalık yahu kaçalım

–          Bende daraldım Gürkan bu nasıl bir trafik böyle..

Bu küçük şehir devletinde her 200 metre de bir trafik polisi bulunmakta. Bir ara yoldaki yaya geçiş alanından gittim polis durdurdu ve oradan gidemeyeceğimi söyledi. Trafik berbat olsa da insanlar otobüsler için ayrılmış alana girmiyorlar. Ee, bizim bisikletler içinde tabi güzel bir alan oluyor o otobüs yolu. Şehrin içinden çıkacağız diye önce sahilde ki kraliyet müzesine çıktık. Sonra başka bir yoldan gidelim dedik Kralın sarayına çıktık. Yahu nerede bu şehrin çıkışı. En sonunda daracık sokaklarda pizzacının önüne de gelince “hah işte aslında biz burayı arıyorduk : )” diyip molayı verdim.   İtalya ile dip dibe olunca pizzaların lezzetinde en ufak bir değişiklik yok.

Monako da öğlen yemeğimizi yedik şimdi sırada Nice ‘de akşam yemeği var. Sonrasında da alplere gidiyorum. Yoldayken kendi kendime gülüp duruyorum yaptığım olaya gel ya : )

Monako- Nice yolu oldukça kalabalık. Monako da ki otel fiyatları 300-400€  arasında başlangıç yapıyor. Ee, haliyle millet konaklamayı Nice de yapıp akşamları kiraladıkları arabalarla, motorlarla veya bisikletlerle Monako’nun o pırıltılı gece hayatına iştirak ediyorlar.

Nice pedallarken ilginç bir karşılaşmada oldu. Malum instegram üzerinde hatrı sayılır şekilde fotoğraf paylaşımı yapmaktayım. Bu fotoğrafların birçoğu da ne kendi sayfamda ne de facebook da bulunmakta. Elimden geldiğince de diğer gezginleri de takip etmeye çalışırım. Bunlardan biri de Çağla. İtalya’da pedallarken “ Gurkan ben arkadaşlarımla italya’ya geliyorum umarım yolda karşılaşırız” diye bir mesaj atmıştı. Sonrasında Öğrendim ki arkadaşları ile birlikte İtalya’nın Kuzey Doğusuna doğru gitmişler eh bizde Ayça ile Kuzey Batıya gittik. Yani karşılaşmamız zordu

Nice’e doğru pedallarken önümde bir gezgin bisikletli görüyorum. Yan çantalar köpükten. Hani şu balıklar bozulmasın diye içine attığımız büyük beyaz köpükten kutular varya, aha işte ondan. Fotoğraf makinam da yok ki. Şak diye çıkartıp yolda giderken çekeyim. (Fotoğraf Makinamı Danimarka’da kırdım sonrasında da parayı denkleştiremediğim için alamadım Fransa’da umarım alacağım) Dur ben şu adamı yakalayıp bir fotoğrafını çekeyim olmadı sohbet bile ederim. Tam adama yaklaşırken yan taraftan 3 italyan bisikletli de yola çıktı.  Ayça’yı geride bırakacağım biraz fakat şu adamın fotoğrafını çekmem lazım. Ulan adam ona yaklaştığımı görünce var gücü ile pedala bastı. Lan gel buraya nereye kaçıyon. Bak bisikletlileri de geçti. Dur bende bunları geçeyim aradan çıksınlar. Birincisini geçtim, ikinciyi geçerken “ Heeeeeyyy Turkeyyyyyy” Klasiktir biri Turkey diye bağırdığında elimi kaldırır yola devam ederim. Arkada dalgalanan Türk bayrağını görüyor. Elimi kaldırdım gene selamı verdim. Ula herifi kaçırmamam lazım. Tam sonuncu bisikletliyi de geçeceğim.. “ Yahu bu Gürkan Genç” Abi? Gürkan abi “

–          Hobaaaaaaaaa ( yavaşlamaya başladım, herifi kaçırdık kaçırmasınada bu ne ya)

–         (arkaya dönüp sesleniyorum) Yahu Türk müsünüz?

Kafayı arkaya bir çeviriyorum aha Çağla. Bu arada Çağla’da bağırıyor

–          Ayyyyyy inanmıyorum Bu Gürkan Genç

–          Valla bende inanamıyorum. Şu ileride müsait bir alan bulayım duracağım.

Tabi bu arada herif koptu gitti. Neyse hiç önemli değil. Çağla ve arkadaşları İtalya’nın doğusundan trene atlayıp Nice geçmişler sonra da bisiklet kiralayıp günü birlik Monako yapmış dönüş yolunda da denk geliyoruz. Demek ki bizim bu Monako içinde oraya buraya gitmemizin ve yolu kaybetmemizin sebebi o pizzacı da mola vermemizin sebebi buymuş. Yolda Çağla ve arkadaşları ile denk gelmemiz gerekiyormuş. Her işte bir hayır vardır. Birlikte Nice’e kadar pedal çeviriyoruz.  Sonrasında da o meşhur plajında denize giriyoruz.  Akşamına buluşmak istesek de Ayça ve ben tüm gün güneşte pedalladığımızdan dolayı çok yorgun düşüyor ve erkenden uyuyoruz. Çağlalar da sabah erkenden Türkiye’ye uçuyorlar. Çok güzel bir tesadüf ve anı oldu. Kendisine ve arkadaşlara buradan bol selamlar.

Milano, Como, Cenova, Sanremo, Monako ve Nice rotasını bitirdiğimizde  Ayça’nın tur sonunda dediği ilk söz “ Gürkan 15 gün ne ara geçti anlamadım”  Yahu ben millete diyorum kimse inanmıyor.  Ne ara japonya’ya gittim hangi ara okullarda sunum verdim üstüne dünya turuna çıktım ve birinci seneyi bitirdim hakikaten anlamış değilim.

(Yazının bu bölümünü okuyan anam aynen şu cümleyi kurmuştur “ sen bir de bana sor, zaman geçiyor mu geçmiyor mu?)

Nice’de Otele çok yakın bir yerde bisikletçi buluyoruz adam elinde Ayça’nın bisikleti kutulayacak karton olmadığını fakat bizim için akşam 6’da hazır edeceğini söylüyor.   Sonrasıdna bizde şehri gezmeye çıkıyoruz.

Nice’de ilk gün şehri gezmek için Ayça ile motor kiralayalım dedik motorun bir günlük kirası 55€ fakat adamların depozito için karttan çekmek istedikleri mebla 980€. 4 ayrı kredi kartım var. Hepsinin limiti 2000 TL birleşik hesaplardır. Limitin düşük olmasının sebebi  bazı ülkelerde hiç şifre kullanmadan direkt karttan istenilen miktarın çekilmesidir. Her çantamın dibinde bir kredi kartı bulunur. Yanımda bir adet kart taşırım. Çalınmalara karşı bir nevi önlem. Hali hazırda kullanmış olduğum kartımdan doğal olarak 980€ olan depozitoyu adam tabi ki de çekemedi. Diğer kartlarda yanımda değil. Ayça’nın kartından deneyecektik ki bu seferde motorsikleti kullanacak kişinin kimliği ile kredi kartı sahibin kimliği aynı olmak zorundaymış. (Bizde bir laf vardır cuk oturuyor bu duruma da )

Nice şehrini gezmek için sakın ha şehir içi tur şirketlerine para vermeyin. Ayrıca bu şehirde motor kiralamadığımıza da çok seviniyoruz. Şehre geldiyseniz kardeşim gidin plajına güneşlenin yapacak başka birşey yok  Hakikaten şehirde gezilecek kayda değer tek bir nokta yok. Şu eski şehir zırvalıkları hakikaten can sıkmaya başladı. Giriyorsun eski şehre her yer alışveriş merkezi. Son günü de Ayça ile yürüyerek ve bu sokaklarda gezinerek geçiriyorum.

Ara sokaklardan otele giderken Karşımıza bir kebapçı çıkıyor. Aha bunun sonunda Turquie yazıyor. İsviçre’den sonra ilk defa bir Türk dönerciye rastlıyorum. Sahibi Kemal abi 17 yaşında üniversiteye okumak için geliyor ve buraya yerleşiyor. İzmirli 40 senedir de bu şehirde yaşıyor. Nice’de 5 adet dönercisi bulunuyor. Sadece döner satmıyor Çeşitli Türk yemekleri de menüsünde var. Ve ve Tel kadayıf heheh 😀

Ayça ile olan seyahatim burada bitiyor bakalım bundan sonra nerede birlikte pedallayacağız. Ayça’yı uğurladıktan sonra bir gün daha otelde kalıp yoluma devam ediyorum.

Güzergah belli Avrupa‘nın en yüksek araç geçiş noktası Col de L’ Iseran Geçidi (2770m).  Hazır mıyım ilk hedef noktasına? Ayaklarda iyi durumda.

Ayça ile Olabildiğince abuk sabuk yollara girmemeye kalktım. Yokuş tırmandırmamaya özen gösterdim. Malum Bulgaristan’da dersimi almıştım. Fakat buna rağmen İtalya’da Alplerin küçük bir geçitten geçmesini de sağladım. Buradan bir şeyi de açıklamak isterim “ Ayçacım düz bir yol vardı fakat ben orayı tırmana bileceğine inandığım için ve güzel bir anı olacağından (zamanında Italya’da Alpler’den de geçtim demek bence güzel bir durum) sana o rampayı tırmandırdım. Fakat hala o video da ki halini unutamıyorum. Hatırladıkça gülüyorum : ) kesinlikle belgeselde kullanılacaktır.

Madem Ayça gitti bendeniz artık dağlara geri döner.

Sesli Anlatım

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!