Avrupa’nın bisiklet ülkesi Hollanda

Gürkan Genç tarafından 5 sene önce yayımlandı
16 dakikada okuyabilirsiniz

Bisikletle gezen biri için Hollanda’nın diğer ülkelerden bir nebze olsun farkı oluyor. Nedeni çok basit. Avrupa’da yaşayan veya Avrupa’yı gezen herkesden Hollanda’da yer alan bisiklet yollarını ve bisiklet kültürünü dinler durursunuz. Sonunda bu ülke sınırlarına bisikletle girmeyi başardım. Bakalım bisiklet kültürüne  sahip gezdiğim diğer ülkeler arasında  ( Çin, Güney Kore, Finlandiya, İsveç, Norveç, Danimarka, Almanaya, Avusturya, İsviçre, Fransa )  nerede yer alacak?

Yanımda  Melih Akdoğan var. Kendisi ile bu ülkede de pedallamaya devam ediyorum.  Hedef noktası Amsterdam sonrasında öğretim hayatına ve iş hayatına devam etmek için Türkiye’ye geri dönecek.  4 ekim tarihinde Hollanda’ya giriş yapıyoruz Melih’in dönüş tarihi 8 Ekim.  Bu yüzden plan ve programlı gitmek zorundayız. Hedefteki şehir Utrecht.

20131003_114418

Belçika’dan çıkmadan önce kanalın yanındaki bisiklet yolunda ilerlemeye başlıyoruz ve burada başladığımız kanal yanında ilerleme durumu bütün hollanda seyahatim boyuncada devam etti. Tarlalar, ormanlar, özel alanlar, her taraf kanallarla bölünmüş durumda. Kamp atarak seyahat eden bizler için bu büyük sıkıntı. Kamp atacak yer bulmak hakikaten bu ülkede oldukça zor. Fakat hiç önemli değil bir şekilde mutlaka bulurum. Her zaman buldum

 

İlk şehir merkezine geldiğimizde bisikletçilere ve yemek yiyecek bir yer bakınmaya başladık. Ülke genelinde bisiklet yolunun olmadığı bir alan bulmak oldukça zor fakat normal bir güzergah takip etmediğimden bir noktada melih arkamdan “ Abi hollanda’da böye bir alanda pedallayacağım aklımın ucundan geçmezdi” diye söylendiğini hatırlıyorum. Evet bir çok ülkede bisiklet yolu görmüştüm hollanda da bunlardan biriyidi. Fakat şehrin içinde pedallarken ince bir detay gözümden kaçmadı. Yol kenarındaki binada yapılan çalışmalardan dolayı bisiklet yolunu bir süreliğine geçici olarak kapamışlar. Belediye de hemen geçici süreliğine  bisiklet yolunu o barikatın yanına atmış.  Alkış! Yayaların yoğunlukta olduğu caddelerde bisiklete  “binme” işareti görmedim fakat halk bu caddelerde bisiklete binmemeye özen gösteriyor. Binenler de var.

Kuzeye doğru ilerlerken geçtiğimiz küçük şehirlerde tabi dikkatimizi çeken ufak tefek olaylar da oluyor. Mesela yabancı bir ülkenin bankasına ait Kredi kartlarını Hollanda’da turistlik olmayan şehirlerde kullanamıyorsun. Visa ve Master kartlarım geçmiyor.  Bazı küçük şehirler Maestro Para Kartlarını kabul ediyor. Bunu kabul eden Visa’nın para kartını da kabul eder diyorsun, hayır etmiyor. Sadece Maestro yu kabul ediyor.  Bu sebepten dolayı eğer turistlik şehirler dışına ufak köylere kasabalara gidecekseniz kesinlikle cepte para olması gerekiyor.

 

Bisiklet yolu ve bisiklet yolu işaretlendirmesi konusunda oldukça iddalılar : ) Hollanda’da kavşaklara geldiğimde  bisiklet kültürüne sahip diğer ülkelere oranla biraz daha dikkat etmem gerektiğini anladım.  İki kere nerdeyse araba çarpıyordu! Güneyden kuzeye doğru farklı şehirlerde ve köylerde pedallarken aynı durum oldu. Normalde Kavşaga geldiğimde beni gören araçlar durup yol verirdi fakat Hollanda’da bu olay bu şekilde değil. Yolun müsait olduğu anda karşıya geçmek zorundayım.  Eh bu durumu şehirlerde pedallayınca anlıyorsun. Yahu şehrin içindeki manzara çok komikti.  Ana cadde tek şerit yolun sağını ve solunu bisikletlilere vermişler yol gidiş geliş. İki araç yanyana geçemiyor önünde bisikletli varsa beklemek zorundasın. Bisikletli ya çekilecek ya başka yöne dönecek. Yok dönmezde senin gideceğin istikamete doğru ilerlerse o bisikletlinin arkasında dakikalarca gidersin : ) Adamlarda isyan ederler hehe. Şehirler arası yola çıktığımda da herifler sanırım bunun öcünü alıyor 😀 DET LEN YOL BENIM.

Daha önce böyle bir fotoğrafı Stockholm’de paylaşmıştım.  Hollanda’da küçük şehirde bisiklet yollarında atlıları görmek mümkün. Gayet hoş bir manzara. Özellikle kasabalarda Ata binen insan sayısı oldukça fazla. Şu Avrupa ülkelerinin tamamında bu binicilik olayı ve At yetiştirme sevdasına hayran olmamak elde değil. Bu hayvanları çok seviyorum.  At sağlığından halinden, tavırından anlasam, şehirlerde barındıracak olanak bulacağımı bilsem,  turu atla yapmayı da çok isterim. Fotoğrafıçı Arif aşçı vardır bilmem bilir misiniz? 1996-97 yılları arasında develerle Türkiye’den kalkıp Çin’e kadar gittiler. Hikayelerinin adı da “Son Kervan” Japonya turunu yapmadan önce kitabını okumuştum. İnanılmaz bir macera ve fotoğraf albümüydü. Ha bu arada son kervan olmasının sebebi Türkiye’den Çin’e develerle gitmişlerdi. Dünya turunu at, deve, eşek, yürüyerek, bisiklet, araba, 4×4, kamyon, mobilet, motorsiklet, uçak, balon, yelkenli, yat, katamaran, kürekle, hayvanla çocluk çocuk (üstelik yolda 3 tane doğurarak) yapan insanlar mevcut. Basılmış, anlatılmış yüzlerce hayat hikayesi internette kitapçılarda mevcuttur. Merak edildi mi bilgiye ulaşılıyor.

Utrecht şehrine varana kadar Melih ile birlikte Hollanda içinde iki defa kamp attık. Birinci Kamp alanı mısır tarlasının hemen yanındaydı. Ana yoldan oldukça uzaktayız  ve bu alana girdiğimizi hiç kimse görmedi. İki Çadır olunca saklanması da zor oluyor. Çadırları kurduk yemeklerimizi yaparken pat bir devriye arabası geldi.  Bulunduğumuz alanda çadır atmak yasak tabi. Dünya turu rotasını hazırlarken Hollanda’da kamp atma konusu dikkatimi çekmişti. En zor kamp alanı bulunan ülkeler sıralamasında ilk sıralarda yer alıyor. İşin anlamadığım tarafı bu polis bizi nasıl gördü? Bir gece bu alanda kalacağımızı ve uzun yoldan geldiğimizi söyleyince hemen izin verdi. Adam gittikten sonra bile aklımda takılı kaldı? Bu alanda kamp attığımızı nerden gördü çok ilginç. Sabah kahvaltıyı yaparken hala bunu düşünüyordum ki biranda hatırladım. Dün akşam çadırları kurarken tepemizden iki defa helikopter geçti. Büyük ihtimal onlar gördü ve haber verdiler. Aslında bu olaydan tam emin değildim o sıralar fakat başka bir olasılıkta yoktu. Yolculuğun ileleyen günlerinde emin oldum. Hollanda genelinde helikopterlerle devriyeler çok sık atılırmış. Sebep kaçak uyuşturucu. Tarlalar dışında termal kameralarla bina içindeki ısı bile özel olarak ölçülüyormuş. Ülkede uyuşturucu kullanımı belli bir ölçüde serbest. Fakat bunla yetinmeyen insanlar var ve evlerinde üretim yapmaktalar. Çözümde helikopterle deveriye.

Bir başka gün ikinci kamp alanımızı bulmaya yakın hava kararmaya başlıyor. Dediğim gibi her alan kanallarla parsellendiğinden çadırları saklayacak ağaçlık alan bulmak hakikaten zor. Düşüncem hava kararana kadar pedallamaktı sonrasında zaten bir tarlaya girer kampı atardık.  Bu arada Melih şansını deneyip bir aileye tarlalarında kalıp kalamayacağımızı sordu. Eğer olumlu bir cevap verselerdi biraz şaşıracaktım. Dutch halkı risk almayı seven bir halk  değil. Kurdukları düzen ve kurallar içinde risksiz bir hayat sürmeyi tercih ederler. Risk aldıkları gibi gözüken konularda bile, mutlaka ön araştırma yapılmıştır. İkinci kamp alanını bulabilmek için olabildiğince ara yolları seçiyorum. Bir orman buluyorum fakat kanalla çevrilmiş bu ormanda  içeri girecek açık kapı bulmak oldukça zor. Gps’e bakıp yolu incelerken bu sırada Melih kitli kapıların yanında geçebileceğimiz bir alanı görüyor. Pedallarken harıtaya bakınca bu alan gözden kaçırıyorum. İki kişi olmanın avantajlarından biri de bu işte. Senden kaçar yol arkadaşından kaçmaz. Yoldan geçenlerin bizi görmeyeceği şekilde çadırlarımızı  hemen ağaçların yanına atıyoruz.  Birileri geçerken de eğilip sessizce bekliyoruz. Fark edilirsek mutlaka polise haber verecekler.

Sonraki günde kısa bir süre pedallayıp Utrecht şehrine varıyoruz. Ankara’dan arkadaşım Aslı Unlusoy Melih ve beni misafir ediyor. Melih 2 gün kaldıktan sonra Amsterdam gidiyor ve sonrasında Türkiye’ye dönüiünü gerçekleştirip ilk uluslararası turunu da bitirmiş oluyor. Eminimki bundan sonra yeni turlarla yaşamına devam edecektir.

Aslı dünya turuna  çıkmadan önce mesaj atmıştı “Hollanda’da bekliyorum” diye bende geliyorum demiştim. O zamanlar kendi evinde kalıyordu şimdi erkek arkadaşı Hans ile birlikte aynı evde kalıyorlar. 6 senedir bu şehirde yaşıyor. Utrecht Üniversitesinde Doktota yapıyor. Tezini 2014 yılının ilk ayında vermiş olacak. Tez konusu Hollanda’da ki göçmenlerle ilgili. Neyse bu konuya da sonra parnak basarım. Aslı’nın ev benim dünya turunda ki ilk mola noktam olacak. Mola noktası diyorum. Çünkü bir odam ve sınırsız konaklama iznim var : ). Aslı durumu çok iyi biliyor. Hiç bir program yapmadı. Hans ile ikisi normal hayatlarına devam ettiler. Evin bir anahtarını bana verdi. Ayrıca müzelere bedava girebileceğim bir kartta verdi. Evde, ne nerededir hepsini gösterdi ve beni kendi halime bıraktı.  Bir eve misafir olduğumda aslında istediğim olay budu. Zaten hep geziyorum ve çadırda yaşıyorum. Eve girdim mi aslında ev de olmak istediğim için giriyorum. Gezmek için değil. Her şehrin müzesi, gezip görülecek noktaları var. Hepsini gezip görmeye hem maddi anlamda hemde bedenen gücüm yetmiyor bu yüzden bu tarz dinlenmelere ihtiyacım var. Ayrıca bu sayfa içinde vakit gerekiyor.

 

Şu Utrecht’den başlayayım.  Hollanda’da Amsterdam, Delft, Harley, Den Hag, Alkmaar, Rotterdam şehirlerini de gördüm. Fakat Utrecht bu ülkede gördüğüm en güzel şehirdi. Hatta Utrecht şu zamana kadar gördüğüm en güzel şehirler arasında da ilk beşe girdi. Hollanda’da her şehirde kanal görmek mümkün.  Fakat bu kanalların yanında lokantalar veya araçlardan arınmış yaya alanı bulmak çok zor,  Bisiklet yolu konusunu dememe gerek yok . Her taraf bisiklet dolu. Hatta bu şehirde şöyle bir uygulama gördüm. Bisiklet park yeri harcinde başka bir alana park eden bisikletleri topluyorladı. Normalde uzun süredir kitli kaldığını düşündükleri bisikletlerin üzerine de bir not bırakıyorlar. Eğer bir hafta içinde o bisikletin üzerindeki nota kimse dokunmazsa bisikletin kilidini kırıp alıyorlar. Görevlilerin yanında durup neden topladıklarını sordum. “Bisiklet park yeri şurası onun dışında park edilen noktalardaki bisikletleri topluyoruz.” Toplanan yerin adını da söyledi unuttum. Bisikletini oradan almak istiyorsan 35 euro da ceza ödüyorsun. Benim bisikletime bakıp

–          Bu bisikleti dışarıda bırakmıyorsun dimi?

–          Hayır

–          “Son” dinamo var hemen çalarlar dikkat et

–          Tamam

Dinamonun bulunduğu tekerin alyan anahtarı farklı. Özel olanlardan. O anahtar olmadığı sürece ancak telleri kesmek zorunda. Veya bisikleti çalması lazım Bisikleti göz önünden en fazla 5 dk ayırıyorum. Çalınırsa bu süre içinde çalınır. Buda olası bir olay. Fakat olurda çalanı yakalarsam eşek sudan gelinceye kadar döverim oda ayrı bir detay  : )

Utrecht diğer şehirlere göre daha ucuz.  15€ Hostel parası, 4€ döner ayran. Cafelerin tamamında bedeva internet var. Bazı müzeler bedava, bazıları paralı ki onların fiyatlarıda 8€-15€ arası. Şehrin diğer hollanda şehirlerine göre ucuz olmasının sebebi  Utrecht Universitesi.  Unıversite yerleşkesi şehrin biraz dışında  da olsa bisikletle gidilecek bir mesafede. Aslı hergün okula bisikletle gidip geliyor. Ayrıca şehir merkezide, o eski şehir denilen alanda üniversiteye ait fakülteler bulmak mümkün. Birgün Aslı ile okula gittim. Yol manzarası müthişti. Okula giderken huzur içinde ormanların parkların arasında gidiyorsun, işine güzel başlıyorsun. Dönerken gene aynı yoldan döndüğünden huzur içinde evine dönüyorsun. Üniversitenin önüne geldiğimizde Aslı bana koyunları, inekleri gösteriyor. “Gürkancım bunlar okulun inekleri ve koyunları” : )  Fakültenin sağlı sollu büyük bir alanı koyunlara, ineklere ayrılmış. Utrecht Üniversitesi Hollanda’da tek veteriner Fakültesinin olduğu Üniversite. Bölüme girmek isteyenlerin hakkikaten yüksek bir not ortlamasına sahip olması gerekiyor. Tamam notun tuttu fakat senin gibi yüzlerce adam var. Alınacak kişi sayısı belli o zaman da oylama yöntemine geçiyorlar. Hans’ın kardeşi bu fakültede okuyor. Fakülteye girdikkten sonra  3 bölümden birini seçiyorsun. Tarım hayvancılığı, Ev hayvanları, Vahşi Hayvanlar.  Tarım Hayvancılığını anladım ülke zaten bu konuda nam salmış detay vermeye gerek yok.  Ev hayvanları olayına da tamam.  Bu arada çok uzun zamandır sokak köpeği veya sokak kedisi veya sokak hayvanı görmüyorum! Vahşi yaşam nedir ülkede vahşi yaşam mı var?

Hollanda’yı ziyaret ettiğim günlerde sinemada bir belgesel gösterime girdi. Hans ve Aslı’da beni o belgesele götürdüler. İlk seyrettiğimde Amerika veya Kanada ki doğal hayatı seyrediyorum sandım anlatılanlar dutch dilinde olduğundan anlamıyordum. Fakat Aslı  “Gürkan burası Hollanda” diyince tepkim “Nasıl la?”. Yahu Hollanda’da bu kadar boş alan nerede var. Adamlar Hollanda’nın doğusunda yapay bir ada kurmuşlar ve bu adanın içinde doğal bir yaşam oluşturmuşlar. Avrupa’nın en büyük vahşi at kolonisi burada, Avrupa’nın en büyük kuş kolonisi burada, yahu daha neler neler. Nasıl güzel çekimler kareler hayran kaldım. Seyrettiğim en güzel belgesellerden biriydi. Ayrıca Üniversite içinde yer alan İneğin, koyunun etinden sütünden de üniversite olarak faydalanıyorlar satıyorlar. Çeşitli araştırmalar yapıyorlar.  Mesel aslı geçen yaz protez bacak takılan ve çayırda otlayan inek görmüş

Utrecht Üniversitesi Avrupa’nın eski üniversitelerinden biri 16yy da kurulmuş. Aslı, doktora tezini vereceği salona götürüyor. Duvarlarda profösörlük tezlerini savunan ve profösör olan insanların resimleri var. Odanın fotoğraflarını çekerken ve konuşurken içerde temizlik yapan arkadaşta Türk çıkıyor. Ayak üstü onlada biraz sohbet ediyoruz.

Bu odada tezini savunurken 16yy. da yapılan ritueller hala geçerli. Küçük bir örnek; Eskiden bir tez savunulurken halkın karşısında yapılırmış ve halktan tepkiler geldiğinde tezi atanın başına bir şeyler gelmesin  diye sağında solunda korumak için görevliler dururmuş. Tabi artık halka açık yapılmıyormuş fakat o sağında solunda bekleyen koruyucular olayı hala devam ediyormuş. Yakın hisettiğin bir arkadaşını dostunu davet edip sana yardımcı olmasını isteyebiliyor muşun. Üniversitenin geleneklerine bağlılık durumu çok hoş. Yüz yıllar boyunca gelen hükümetlere karşı geleneklerini korumayı başarmışlar. 

Her ayın ilk Pazartesi günü ülkede ki tüm sirenler çalıyor. Olurda denk gelirseniz panik yapmayın. Bu sayede hem ikinci dünya savaşında kaybettikleri insanları anıyorlar hemde olası bir savaş durumunda sirenleri her daim test ediyorlar. Olurda savaş olursa ve pazartesiye denk gelirse bana kalırsa sıçtılar. O sirenleri kimse iplemez. Aynı olay Belçika’da da yapılıyor.

Utrecht’de her renkten bir hayat görünce meraktan soruyorum acaba Hollanda ne kadar rahat bir ülke?  

Gay ve Lezbiyen evlilikler serbest.  Sokakta erkek gibi gezen kızlar veya kadın gibi gezen erkekler gördüğünüzde kimse aldırış etmiyor. Evli çifler isterlerse soyadlarını değiştirebilirler, isterse erkek kadının soyadını alabilir veya kadın erkeğin soyadını. Evlenmeden aynı evde yaşayıp 40 sene sonra evlenebilirsin. 3 sene birlikte yaşadıktan sonra ve ayrıldığında ev ve içindekiler de dahil olmak üzere bölüşülür.

Maddi durumları iyi olduğu sürece lezbiyen veya gay çiftlere develet tarafından evlatlık çocuk veriliyor. Hatta bir Türk ailesinden şiddet gördüğü ön görülerek alınan çocuk lezbiyen bir çifte verilmiş. Başbakanımız konu hakkında “Bizim örf ve adetlerimize uygun değildir” desede hollanda başbakanından kısaca “burası hollanda” cevabını almıştır.

Eğitimde cinsellik imtahını var.  Cinsel hastalıklar, ön sevişme, seks, korunma, anotomi bilgisi her dönem veriliyor. 12-13 yaşında çocukların önüne muz koyup prezervatıf nasıl takılır bunu öğretiyorlar. ( oha falan demeyin ortada ayıp bişey yok 18 yaşına geldiğinde öğrenecek değil!!)..Bisiklet çantasında prezervatif taşıdığımı dile getirince hala yanlış anlaşılır diyen okyucular var. 

Hamilesin doktora gideceksin ultrasonla 3 boyutlu görüntü çektireceksin. Hollanda’da  çok zor bir olay. Hamilelik döneminde Doktor falan bulamıyorsun ebeler bakıyor sana. Hatta öyle kafana göre hastaneye gelip doğumda yapamazsın. Eğer durumun evde doğurmaya müsaitse ebe evine geliyor doğumu evde gerçekleştiriyorsun : )

Mesela bu kadar bisiklet kullanılan bir ülkede neden bisiklet kaskı takmıyorlar? “Herkes de  bisiklet kültürü bilinci var bu yüzden takmayız” cevabını alırsanız bu soruyu yöneltirseniz. Ayrıca komik gözüktüğünü düşünen Dutchlar da var.

Hollanda’nın başkenti Amsterdam. Diplomatik başkenti DenHag (Lahey). Elçikikler, parlamento ve daha bir çok kurum,  sivil toplum örgütleri Dengah’da bulunuyor. Şöyle bir söz de öğrendim. “Roterdam kazanır, Denhag yönetir, Amsterdam yer”

Utrecht de kadığım süre zarfında güneyde ki şehirlerden birinde oturan Nevin abla ve Peter’i ziyarete gittim. Japonya turundan bu zaman kadar beni takip ediyordu. Birgün geleceğim dedim sözümü tuttumi. Peter ve Nevin abla ile çok güzel sohbetimizde oldu. Tecrübeleri ile yoluma ışık tuttukları için teşekkür ederim. Ev ev gezincede yemin ediyorum kilo alıyorum hollanda’dan çıkıncaya kadar duba oldum yahu : ) Güzel yemeklerden ötürü herkesin eline sağlık : )

 

Hollanda’da çiftlerin ilişkileri çoğunlukla liseli yıllarda başlıyormuş.  Hollandalı kadınlar oldukça güzel ve uzun boylular. Ve çok güzel burunları var. Gerçi bu burun olayı dutch ırkının genelinde aynı sadece kadınlarla sınırlı değil. Ulan ilk estetikle kafayı bozmuşlar demiştim. Fakat bir süre sonra anladımki ülkenin tamamının burnu çok güzel. Bir karadenizli olarak ortamlarda fark yarattığım kesin

Utrecht güzel şehir çok beğendim. Devamı gelecek. 

 

 Sesli Anlatım

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!