Malavi’de benzer hikayeler

Gürkan Genç 2 sene önce Yorum yokAfrika, Dünya Turu, Malavi8 dakikada okuyabilirsiniz

 

Yüklü bisikletle tırmanış konusunda senelerdir şikayet etmem. Özellikle Dubai sonrasında bisiklette ciddi anlamda bir kilo artışı da oldu. Gene de önüme çıkan her rampaya veya dik alana tırmanmaya çalıştım, sorun yok. Fakat şu tırmanışlarda 100 metre çıkıp 200 metre inip, sonrasında 300 metre geri çıkıp 100 metre tekrar inmek beni bi bitiriyor.. Coğrafyanın dalgalı olmasından hiç keyif almıyorum. Bunun en babasını Tacikistan’da yaşamıştım o gün bugündür sevmem. Bir yere tırmanırken de hep aklıma Tacikistan gelir. “Hey yavrum hey biz nerelere tırmandık sen de yokuş musun len!”  gibi cümlelerle de içten patlamalı gaz olayı devam eder.

Malawi’nin kuzeyi aynen böyle. Manzaraya diyecek söz yok. Muhteşem manzaralar var. Her yer orman. Yolda yalnız kaldığım anlarda kendimi asla gelişmekte olan bir ülkedeymiş gibi hissetmedim. Yolun kalitesi, eğimi her şey çok güzeldi. Hatta önümüzdeki yıllarda motorsikletleri ile bölgeye gelecek birileri varsa Malavi’nin kuzey dağlık yollarını ve aradaki köy yollarını kesinlikle öneriyorum. Büyük “S” yollar, tırmanışlar, inişler, yeşillikler hoşunuza gidecektir. Hatta yolda aniden karşınıza babunlar bile çıkabilir. Çoğunlukla yanlarından geçerken “Naber la nabıyonuz?” diye kendilerine takılsam da yaptıkları tek şey bana bakıp kıçlarını kaşımak oldu. Yani öyle agrasif ve saldırgan bir halleri hiç olmadı. Hatta büyük bir babun ailesinin oturdukları yerin tam ortasından da geçtim. Çocukları ile birlikte beni seyrettiler.

Tepelere doğru çıkınca ortamı çam ormanları kapladı. Kestikleri ağaçların yerlerine de düzenli olarak yenilerini dikmişler. Kesilen ağaçları taşıyan kamyonlar dikkatimden kaçmadı. ABD’nin büyük devasa tırlarını bölgede çok gördüm. Büyük ihtimal ülkeye hibe etmişler.

Aynı zamanda halk kendi ihtiyaçları için bisikletlerine ağır kütükleri taşımaya uygun bagajlar yapmış. Yol boyunca sağlı sollu kereste fabrikaları görmek mümkün. İş gücü ucuz olduğundan tahminimce bölgede yatırım yapan bu sektörle ilgili yabancı firmalar da mevcuttur. Türkiye’den birileri ilgilenmek isterse, Zambia’da bulunan elçiliğimizden konu ile alakalı bilgi alabilirler. Ticaret ataşemiz orada bulunmakta.

Şu sıralar tam yağmur dönemi. Kısa aralıklarla bu kadar aniden bastıran ve gene aniden duran yağış hiç görmemiştim. 1 dakika içinde ortamı göl haline çevirip sonrasında güneş açabiliyor. Yağmurun başladığı bir anda hemen yol üstündeki bir çardağa gittim. Oradaki kadınlarla ve çocuklarla biraz sohbet ettim, fotoğraflarını çektim. Sonrasında köyün erkeklerinin yanına gidip akşamı geçirecek bir yer aradığımı söyledim.

Sağ olsun Mabadus evine misafir etti. Akşam yemeği sonrasındaki sohbette koyu oldu. 20 dönüm arazide yetiştirdiği ürünlerden bir şey kazanamadığını dile getirdi. Serbest piyasada satış yok, her şey devlet kontrolünde ve kotalar var. Fiyatlar da çok ucuz. Bu yüzden oğlu önümüzdeki ay dönmemek üzere güney Afrika’ya gidip çalışmayı düşünüyor. Kendisi ile de konuştuğumda ”Aradığım her şeyi orada bulabilirim, burada bir şey yok, hayatımı burada geçirmek istemiyorum.” dedi. Aynı sorun bizim ülkemizde, İtalya da, İngiltere’de de var. Köylere gidip halkla konuşulduğunda anlaşılıyor.

Malawi içinde pedallarken sürekli ne kadar geniş tarım arazileri var deyip durdum. Her şey insan gücüne dayalı. 360 derecelik bir dönüş yapıp ufuk çizgisine kadar tarım alanı gördüğüm düzlükler de vardı. Sonrasında önüme, yola bir döndüm ki: Birleşmiş Milletler’in yardım araçları konvoy halinde geçiyor. Almaya’dan Oğuz mesaj atıyor: “Gürkan senin o taraflar bu sene çok kurak geçiyormuş.” İyi de burada her gün yağmur yağıyor ki? Çarkın nasıl işlediğini biliyorum fakat insanoğluyuz işte şaşırıyorum, yapacak bir şey yok. Dünyadan bir haber olan insan buraya gelse şey düşünür: “Sanırım Malawi tüm komşularını besliyor.”

 

Dağlık bölgelerde çocuklar ”Money money!” (para para) diye bağırmıyorlar. Fakat ”Azungu azungu!” diye bağırmaya devam ediyorlar. Onlara bir el sallamanız yeter; kahkahalar, gülücükler, çığlıklar geliyor, ardından el sallamadan geçmemek lazım. Bir kere öyle bir bağırdılar ki grup olarak, ben de el sallarken kolumu ters hareket ettirdim hala ağrır. Boyun bölgesinden kola kadar bir kesimde ağrı var sürekli. 2 veya 3 günlük molalar verip düzeltmeye çalışıyorum.

Yağmurlu bir günde evlerine misafir olduğum bir aile olan diyalog da güzeldi. Evde herkes ingilizceyi oldukça iyi kullanıyordu. Evdeki herkes çiftçi. 15 dönüm arsaları var, mısır, domates, tütün ekmişler. Dedim durum nasıl? Devletin uyguladığı politikayı eleştirdiler. Bir şey kazanamadıklarını da dile getirdiler. Tütünü zaten sadece devlete satabiliyorsun başka bir alternatifin yok. Aldıkları para kendilerine zar zor yetiyormuş. Evin gençleri ay sonunda Güney Afrika’ya iş bulmaya gidiyorlar. Yani ülkelerini terk ediyorlar. Zengin bir toprakları olmasına rağmen ektiğinden kazanamıyorsun ve iş yok.

Bir sonraki gün yolda sağa sola bakınırken ”Aha otobüs durağında beyaz bir kadın var, ne yapıyor ki bu alanda..” sorusu tabi ki anında kafa kurcaladı ve tanışmak için durdum:

Gina 24 yaşında. Üniversite eğitimini bitirdikten sonra Amerika’da gönüllü programına katılıp Afrika’ya gelmiş. Peki ne yapıyor burada?

Kendisini gördüğüm durağa yaklaşık 300 metre ilerdeki köyde iki odalı bir köy evi var. Son iki senedir de burada yaşıyormuş. Sağ olsun beni misafir edip yemek yaptı.

–          Kaç yaşındasın Gina?

–          Daha bir çocuk sayılırım, 24.

–          Afrika’nın ortasındaki dünyanın en fakir ülkesi olarak bilinen, sıtma hastalığının en fazla olduğu ülkelerden birinde karşılaştığım ve şu anda karşımda oturan bu kadın oldukça olgun ve akıllı birine benziyor.

–          Teşekkürler.

–          2 senedir burada olduğunu söyledin, ne yapıyorsun burada?

–          Köyün arka tarafında gördüğün ormanda bitkiler ve canlıların hayatı üzerine araştırmalar yapıyorum. Aynı zamanda köylülere yardımda bulunuyorum.

–          Gördüğüm kadarı ile köylülerle çok iyi anlaşıyorsun. Dillerini de öğrenmişsin.

–          Evet. Burayı seviyorum, köydeki herkes kardeşim gibi, aile gibiyiz burada. Civar köylerdeki herkes tanır beni.

–          ABD’de yaşamı bırakıp böyle bir yere gelmek senin için zor olmadı mı? Ailen bu konu hakkında ne düşünüyor?

–          Zaten ailemin gençlik yıllarında yaptıkları bana ilham verdi. Onlarda 80’lerde Nepal’de gönüllü olarak çalışmışlar. Böyle bir karar aldığıma da çok sevindiler. Kardeşlerim beni buraya ziyarete geldi. Burada yaşamayı seviyorum.

–          Peki burada yaptığın çalışmalarla ilgili geleceğe dönük planların var mı?

–          Tabi ki de var. Geçtiğimiz günlerde ABD elçiliğine başvuruda bulundum ve mülakatlara girdim sonuçları bekliyorum.

–          Burada yaptığın çalışmaları illaki raporlayıp seni buraya gönderen kuruma neler yaptığına dair bilgiler veriyorsundur?

–          Evet. Peace Corps’a belli dönemlerde raporlar veriyorum.

–          Peace Coprs senin buradaki giderlerini karşılıyor mu?

–          Konaklamam, yemem içmem bölge halkı tarafından karşılanıyor, ben de burada onlarla birlikte çalışıyorum. Devlet bize belli bir miktarda para da gönderiyor.

Şimdi bu noktada komplo teorileri falan kurmaya gerek yok. Bu kız bir misyoner değil veya bir ajan da değil. Verdiği raporlar gizli de değil. O noktada iki ay O’nla kalıp aynı çalışmaları sizlere verebilirim veya bir kurum için çalışsam onlara verebilirim. İşte kimi ülke öğrencisini öğretmenini bu şekilde ülkelere gönderir, halkına yardım ederken bölge halkında herkesin öğreneceği bilgileri toplar, kimisi de cami restore etmekten, stadyum ve park yapmaktan, çöp arabası hibe etmekten, kurban kesmekten, böyle oluşumlara bütçe ayıramaz. Adam olayı 1961’de görmüş, durum ortada. Hay Allah gene fazla yazasım yok.. Oy oy 😀

Bu noktadan sonra  2 gün içinde sınıra vardım. Sınıra yakın bir yerde bulduğum Guest House’a gecelik 4 dolar verip 3 gün de orada dinlendim. Bakalım bu iniş çıkışlar Zambia’da da devam edecek mi?..

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!